
Yener Orkunoğlu / y.orkunoglu@fbi.h-da.de
"Bilimsel gerçekler üzerinde anlaşmak varken, kelime yığınlarıyla kavga etmek niçin ?" Francis BACON
Geçen haftaki ‘Talihsiz Bir Yazı’ başlıklı yazıma hem okurlardan hem de bazı dostlarımdan eleştiri geldi. Bugün bu eleştirileri sizlerle paylaşacağım.
Bir ‘okur’ bana tam 6 sayfayı tutan bir ileti yazmış. Bazı yerlerini imla hatalarını düzelterek aktaracağım. Mektubunun başında şöyle yazıyor:
‘Sayın Z. Yener Orkunoğlu 15 Aralık Özgür politikada, Talihsiz bir yazı, başlıklı altında, Sayın Selahattin Erdem’i eleştiriyorsunuz, tabii ki herkes eleştirme hakkına sahip ve eleştirebilir. Ama eleştiriler gerçek ve objektif olmalı bence.
Sayın Orkunoğlu uzun zamandan beridir, gerek yeni Ülke ve gerekse şimdiki Özgür politikaya kadar, bu gazete geleneğini hep takip ediyorum. Ayrıca sizin yazılarınızı da hep takip ediyorum. Sizin yazılarınıza değer de biçiyorum ve de çok önemsiyorum, ancak takip ettiğim süre zarfında, belki de herkesin hata yapabileceği anlayışıyla, sizinde bu uzun zaman zarfında iki talihsiz yazınıza tanık oldum, birincisi, epey bir zaman oluyor, Sayın Cemil Bayık’ın bir yazısı yayınlanmıştı, Siz o zamanda talihsiz bir yazı olarak eleştirmiştiniz, Bu İkinci bir talihsiz yazı olarak da Sayın Salehettin Erdemin yazısını eleştirmişsiniz.
Ben şahsi olarak Sizin bu iki yazınızı Talihsiz bir yazı olarak görüyorum’
Sizin Sayın Erdem’e yönelik, eleştirinin ana teması, Sayın Erdem genel bir çerçeve çizerek, ayrım yapmadan her aydını, her yazarı ayrım gözetmeksizin aynı kefeye koyarak eleştirmesi oluyor.’
Evet böyle yazmış değerlendiriyor ve sonra kendi yorumunu yazıyor:
İnanlar bir yazıyı farklı algılayıp, yorumlayabilirler. Kimse bu farklı algılamaların önüne geçemez. Bence yukarıdaki yorumlama çok tarafgil bir yorumlama. Farklı yorum için bir başka örnek Davud adlı bir okur sunuyor. Kanada’dan yazan Davud şöyle yazıyor.
’Merhaba, hocam nasılsınız...Sizin yazılarınızı özenle okumaya çalışıyoruz. Sade ve anlaşılır bir biçimde yazdığınız için bizimde anlamamız kolaylaşıyor, sağ olun! . Son yazınızı okudum. Selahattin Erdem’in yazısına istinaden yazdığınız ve yerinde tespitleriniz ile haklı bir eleştiri yaptınız. Yazıyı bende okudum. Sizin yazınızdan önce ve katılmadığım çok yanı vardı. Aayaklari havada. Daaha cok sitem ve kızgınlık belirten bir yazıydı. Sanırım sosyalistlere yönelik değil, daha çok Kurt milliyetciliğine yönelik, ama somut belirtilmemiş. Psikolojik savaşın gırla gittiği bir ülke Turkiy. Bu bu yuzden sanırım, yazılar pek somut olamıyor. ama Selahattin Erdem’inki olmaması gerekiyor . Elbetteki kimi insan emeğini satarak kimisi de düşünce ve beynini satarak yasamını finanse ediyor.’
’Amed’ ismiyle ileti gönderen bir başka okur ise şunları yazıyor:
İki dostum ise yazıma eleştiri yönelttiler. Sevdiğim bir dostum şöyle yazdı:
O paragraf ise şu:
‘Bu satırların yazarı da bu konuda ideal olan konusunda Erdem gibi düşünüyor. Ama ne yazık ki, gerçeklik başka bir şey söylüyor bize. Tabii haklı olarak şu soruyu akla geliyor: Özgür Politika gazetesi vb. Öcalan’ın kitapları bedava olarak insanlığa dağıtılabilir mi? Keşke öyle olsaydı. Ama ne var ki, bugünkü koşullarda bu mümkün değil! ‘
Bu iki dostuma kısmen kırıldım. (Zaten dostlar acı söyler). Ama kırılmaktan çok kızdım. Nedenine gelince? Bu iki dostum, geçimlerini kısmen yazarlık yaparak sağladıkları için, doğal olarak yazıya tepki gösterdiler. Tepkilerinde çok haklılar. Ben de yazdıklarımdan geçinseydim, ’ajan’ olmakla suçlansaydım, onlar gibi tepki gösterebilirdim. Ama onların eleştirileri bana çok tepkisel ve sınırlı gelmişti. Eleştirileri esas olara ’demek bu kadar yıl ajanlık yapmışız!’ gibi bir tepkinin ötesini geçmiyordu. Oysa benim dikkat çekmek istediğim nokta, Selahattin Erdem’in yazısının arkasındaki mantık ve bu mantığın sonuçlarıydı. Bu nedenle duygusal tepki göstermekten ziyade, mantıksal eleştiri yapmak daha doğruydu. Çünkü Selahattin Erdem şöyle yazmıştı: ’Emek gücünü satmak doğru olmasa da anlaşılır bir yanı vardır, fakat beyin gücünü satmanın bence anlaşılır ve izah edilir bir yanı yoktur.’
Erdem’in yazdığı satırların sonuçlarını bir düşünün. Bu mantık, tüm emek güçlerini satan bütün işçileri suçlamaya varabilir. Bu bir. Geçimlerini yazdıklarıyla sağlayan, kültür dünyasına katkıda bulunan insanları suçlamaya gidebilir. Bu iki.
Sonuçta ayırım yapmadan, kültür dünyasına katkı yapıp yapmadığını analiz etmeden, tüm yazarları aynı kaba koymak, ‘tüm kültür ve uygarlık dünyasını yadsımaya gider.’ Bu nedenle Selahattin Erdem, yazısına açıklık getirmek gibi bir sorumlulukla karşı karşıyadır.










