22 Mayıs 2009 Cuma

دون كيشوت - Don Kişot


ماجد أبوغوش -Macid Ebu Goş

سانشو
يا صَديقي العَزيزْ
أعْطِني سَيْفي
وَأَحْضِرْ لِي حِصاني
البَرابِرَةُ على أبْوابٍِ المَدينةْ
سانشو
سانشووووووووووووو
أينَ أنتَ يا صَديقي ؟

سانشو
الخيولُ غادَرَت المَدينةْ
ونارُ الوالي مُطْفَأَةْ
قُطّاعُ الطُّرقِ اسْتَباحوا الأَغاني
وَالصَّلاةْ
سانشو
سانشوووووو
أينَ أنتَ يا صَديقي ؟

سانشو
البَرابِرَةُ يَصْلبونَ النّاسَ
عَلى الحَواجِزْ
وَيَأخُذونَ الأتاوَةَ والمَكوسْ
سانشو
سانشووووو
أينَ أنتَ يا صَديقي ؟

سانشو
هذهِ لَيْستْ طَواحينَ هَواءْ
لَيْسَتْ غُيوماً عابِرَةْ
هذِهِ طَلائِعُ الغُزَاةْ
سانشو
سانشووووو
أينَ أنتَ يا صَديقي ؟

سانشو
لَقَدْ ضاقَتْ الأرْضُ بِنا
وَطالَ لَيْلُها
سانشو
أسْرِجْ لي حِصاني
واتْبَعْني إلى جِهَةِ البَحْرْ
سانشو
سانشووووو
أينَ أنتَ يا صَديقي ؟

-----------
رام الله المحتلة
أيار 2009

19 Mayıs 2009 Salı

GÜL KÜRTLERE GÜL MÜ ATTI?



Dr.İsmet Turanlı, Antalya

dr_ismetturanli@mynet.com

Tabiatta nasıl fidanlar muayyen bir süreçte gelişip ağaç olurlarsa,çiçekler muayyen bir zamanda meyveye dönüşürse, KÜRT milletinin kaderide sanki tarihin kucağında büyüyüp ,diğer milletler gibi özgür bir devlet oluşumuna geçmek yönünde ,dünyada ki değişen konjüktüre uyarak,finale yaklaşıyor.
BABAN’ların osmanlı devrinde başlattıkları isyan,Koçgiri,Şeyh Sait,Dersim, nihayet PKK lı isyan ile ,BARZANİ-TALABANİ ikilisinin Irak’ta vardıkları noktadan hareket ederek ,nihayet Türkiye' de de başkan GÜL Kürtlere Gül atmağa başladı.’’Kürt sorununda iyi şeyler olacak,bu sorunu kendimiz çözeceğiz’’ beyanatları bana ÖZERKLİK yönünde açılımlar yapılacağı sinyallerini veriyor.

40 000 PKK lı gencin hayatını yitirmesi,17 500 katili meçhullar,4 000 köyün yakılıp yıkılması,3,5 milyon Kürdün göç etmesi,Diyarbakır zindanlarında ki işkenceler,dışkı yedirilmiş olması ,en mühimide Kürtçe konuşmanın yasaklanması,Kürt kültürnü yok sayma zulmü Kürtlerin yaşadığı en büyük travmadır.Bütün bunlara rağman Türk aydınlarının bile ‚’Kürtler ne istiyor?’’ diye sormaları insanı çileden çıkarabilir.

Bugün GÜL’ün attığı Güllere bakarak müsbet önerileri ,ileriye dönük ciddi fikirleri oluşturmak,medyada mukni olmak ,siyasi gelişmeyi desteklemek akıllı bir davranış olur.

Kürtler en azından Türklerin Kıbrıs’ta istediğini,Kosova da istediğini,Irak’ta kazanılan hakları istemelerini bölücükle itham etmenin Türklere bir fayda sağlamayacağı aşikar.Süreç Özerklik yönünde tekamül etmektedir.Macun Tüpten çıkmıştır,geri girmez.

Genel Kurmay başkanıda,Bahçeli’de,Baykal’da ne kadar direnirlerse dirensinler HÜSRAN kaderleri olacaktır.Bu yüzden kavgaya,hüzne,karamsarlığa hacet yok.

’Kürt sorunu yok,PKK,terörist sorunu vardır.Evvela onu yok etmek lazımdır ‚’ iddiası iflas etmiştir.PKK’nın silahı elinde iken ‚’Kürtler ne istiyor?’’ diyenler eski inkar politikalarına dönerler.Bunu söylemekle PKK nın eylemleri devam ettirmesi manasına gelmez.Türkiye’nin diyalog yollarını açması ,devletin GÜL atmağa devam etmesini desteklemek gerekir.Türkiye Cumhuriyetine sahip çıktığı kadar demokrasisininde gerçekleşmisini ön plana alması gerekir.

Türkiye de aydın geçinenlerin ideolojik,şovenist düşüncelerinden kendilerini kurtaramadıkları,avamı,köylüyü,işçiyi ,memleketin efendisini hiç dinlemedikleri kanaatındayım.Benim doktor olarak büyük bir avantajım var oda en alttaki tabakayı dinleme şansım olması.Ayni zamanda Boğaziçinde rakısını yudumlayan elitin de.Avamdaki sağ duyu beni hayretler içinde bırakıyor.Onların kafaları karışık değil,Dogmaları yok.Atatürk’ü derneklerle,kanunlarla korumağa almak isteyenler,o hususta düşünme ihtiyacı duymayan ,% 38 i köyde yaşayanlarla,20 milyon Kürtlerle konuşsalar daha realistik fikirlere ulaşırlar.

Ne Kürtlerin,nede Türklerin geçmişe dönük kafa yormaları yerine ileriye dönük pozitif fikirler,öneriler üretmeleri fayda sağlar.Aksi takdirde patinaj devam eder.Makalemin başında dediğim gibi fidan büyümekte,çiçekler meyva vermeğe yüz tutmuş,Akıllı olalım.Elli senede bu duruma geldik.bir 25 seneyide heba etmeyelim.Binlerce gencin kanına girmeyelim.Anaların göz yaşlarına saygılı olalım.Ben Türkler’den EMPATİ beklemiyorum.Onun için Kürtlerin gelişime kendilerinin katkı sağlamalarını öneririm.

-------------------------------

Duyuru: "SERİNDİ BENİM MAVİLERİM’’ adlı "ANILAR’’ kitabım yayınlandı.Okumak isteyenler aşşağıdaki bank kontoma 10 EURO ve posta masrafı gönderirlerse ,adreslerine kitabım gönderilir.

Kölner Bank Konto No: 612 612 06 BLZ: 371 600 87

Adres: Dr.Turanlı,Auenweg 131,50996 Köln.

Türkiye de: İş bankası Hesap No: 28 39 829 Antalya ( 15 lira.)

Adres :Dr.Turanlı,Deniz mah.132 sok 7/4 Antalya

17 Mayıs 2009 Pazar

هندي أحمر - Hind kırmızısı


Macid Ebu Goş /ماجد أبوغوش


هذا المَساءُ
سأمضي بِحِصاني
إلى آخرِ العُشْبِ
وأوّلِ الجِدارِ الذي يَفْصِلُ
صَهيلَ الخَيلِ عن البَحرْ

كأنََّ هذا البحرَ
ليسَ لي
كأنَّ هذهِ النُّجومُ
ليستْ لي
وكأنَّ هذا المكانَ
تَعْبيرٌ مَجازِيّْ

هنديٌّ أحْمَرْ
وأمْضي بِحِصاني
وحُزْني
إلى المَقْهَى

هنديٌّ أحمرْ
والطُّرُقاتُ مُسوَّرَةٌ
للغُزاةِ البيضِ
وَعَجَلاتِ القِطارْ

هنديٌّ أحمرْ
وأحْلُمُ بالصَّحْراءِ
وَبِالتّوتِ البَرِّيِّ
وبِالصَّيدْ

هذا المَساءُ
سَأُشْعِلُ النّارَ
وَنُغَنّي غِناءً حَزيناً
أَنا والحِصانْ
---------
نيسان / رام الله المحتلة

15 Mayıs 2009 Cuma

MAHZUNİ’YE

Cirik Haci - FEZALİ
Cirik.Haci@gmx.de

Bugün akşam düşümde gördüm seni
Yedi yıl geçti daha solmadın sen
Sanki gerçekti o an, sardım seni
Yedi yıl geçti daha solmadın sen

Sayamam yılları günlerin taze
Halkın dili gözü oldun, örneksin bize
Haykır dedin, söylettin telli saza
Yedi yıl geçti daha solmadın sen

İstedin dünyada adalet düzen
Yok etmek için insan hakkını ezen
Işık oldun gerçeği görüp sezen
Yedi yıl geçti daha solmadın sen

Üreten emeğe birlik çağırdın
Şiirler söyledin özde ağırdın
Haksız olan sistemin çemberini kırdın
Yedi yıl geçti daha solmadın sen

Bütün ömrün halka hizmetle geçti
Hakka olan aşkına gören şaştı
Duruşun halkına sevene eşti
Yedi yıl geçti daha solmadın sen

Muhabbet ederdin aşkla deminde
Yürekler dağladı göçün kiminde
Saygın yaşar seni seven tümünde
Yedi yıl geçti daha solmadın sen

Fezalim, Mahzuni, Haci’nin özü
Yanıyor ateşi bağrımda közü
Kahrolup kendime ederim nazı
Yedi yıl geçti daha solmadın sen

11 Mayıs 2009 Pazartesi

DİN, DEVLET VE SOSYALİSTLER



Yener Orkunoglu

y.orkunoglu@fbi.h-da.de

Demokratikleşme ve Kürt Sorunu Türkiye’nin acil sorunları. Böylesi önemli sorunlar ortada iken, ‘din ve devlet‘ gibi konuyu ve ve sosyalistlerin tavrının ne olması gerektiğini ele almak da ne oluyor ?

Dünya çapında dine bir kayış gözlenmektedir. Dünyada devletlerden de destek alan çeşitli dinsel cemaatler ‘diyalog’ adı altında esas olarak sosyalizme karşı ideolojik mücadele yürüttüler ve yürütüyorlar. Ayrıca Türkiye’de Kuran’ı referans alan birinin başbakan olması, dinin toplum içindeki gücünü göstermektedir.

Sosyalistlerin amacı, sömürüsüz bir dünya kurmaktır. Bunun ilk şartı mümkün olabildiği kadar demokratik bir ortam ve özgür kişiler yaratmaktır. Dolayısıyla demokratikleşme önemli bir rol oynamaktadır. Lenin’in deyişiyle ‘demokrasi mücadelesi içinde eğitilmemiş bir işçi sınıfı sosyalizmi kuramaz.’

Demokratikleşme ‚‘Özgür İnsan’ların emeğinin ürünüdür. Özgür insanı besleyen gıda, ‘Aklın Özgürlüğüdür.‘ Oysa Türkiye’de aklın özgürlüğünü frenleyen dar bir laiklik anlayışı egemendir. Dolayısıyla özgürleşme ve demokratikleşmenin dinle ve devletle bağıntısı vardır.

Ortalama bir solcuya, ‘Laiklik Nedir ?’ diye sorarsanız, şu cevabı alırsınız: ‘Laiklik, din ve devletin birbirinden ayrılmasıdır.’ Bu cevap, eksik bir cevaptır. Laikliğin özünü anlatmaz. Laikliğin sonucunu dillendirir.

Laikliğin, ‘devlet ve dinin birbirinden ayrı ve bağımsız’ olmasına indirgenmesi laikliğin özünü gizlemektedir.

Türkiye’de neden yaygın bir dar laiklik anlayışı egemen ?

Bu sorunun cevabı şudur : Kemalist aydınlar, her şeyde olduğu gibi, laikliğin özünü boşaltarak benimsediler. Evrensel laiklik anlayışını çarpıttılar. Tüm bunlar, Türkiye’nin özgün olduğu iddiasıyla yapıldı.

Nedense, Türkiye’deki evrensel ilkeleri çarpıtmaların temelinde, hep bu ‘Özgünlük’ saplantısı var.

***
Laiklik, Aklın Özgürleşmesidir. Batı’da Ortaçağ döneminde Kilise ve dinsel devlet, aklın özgürleşmesine karşı idi. . Aklın özgürlüğü, devletin dinsel anlayıştan kopmasını gerektiriyordu. Devlet ve din birbirlerinden ayrıldılar.

Türkiye’de böyle olmadı. Bu nedenle haklı olarak Türkiye’nin laik devlet değil, ‘laikçi‘ bir devlet olduğu sık sık dillendirilmektedir.

Dar laiklik anlayışları, demokratikleşmeye zarar verir. Hele demokratikleşme sancılarının yaşandığı Türkiye’de, ‘Aklın Özgürlüğünü‘ ön planda tutmak son derece önemlidir. ‘Aklın Özgürlüğü‘, ‘Özgür İnsan ‘ yaratmanın temelidir. Özgür insan, aklın özgür olduğu ortamda gelişebilir.

***
Laikliğin doğru anlaşılması gerekir.

Sosyalistlerin, din konusundaki görüşleri nedir ?

Biz sosyalistler, din ve devlet ilişkisi hakkında ne düşünüyoruz ?

Geçmişte sosyalist hareketlerin bu konuda tutarlı bir çizgi izledikleri söylenemez.

Sosyalist laiklik anlayışı ile burjuva laiklik anlayışı arasındaki fark nedir ?

Türkiye’de en gelişmiş biçimi burjuva laiklik anlayışı şöyle dile getirilmiştir: : ‘Laiklikte din ve devlet bağımsızdır, devlet dine karışamaz, din de devlete.’ Bu tanım, burjuva laiklik anlayışı açısından doğru bir tanımdır. Türkiye’de yaygın olan laiklik anlayışına göre bir ilerlemedir.

Bu anlayışın pratik sonucu şudur: ‘Diyanet İşleri’nin ortadan kaldırılması talebi‘ burjuva laiklik anlayışının sonucudur. Sosyalist görüşe göre de ‘devlet dine karışamaz, din de devlete.’ Ancak bu tanım, sosyalistler açısından eksiktir.

Niçin eksik? Çünkü burjuva laiklik anlayışı ve sosyalist laiklik anlayışı arasındaki farklılıkları dikkate almıyor.

Burjuva laiklik anlayışı ve sosyalist laiklik anlayışı arasında bir benzerlik olduğu doğrudur. Benzerlik şudur: Her iki laiklik anlayışına göre, ‘Din, kişinin özel sorunudur.‘

Peki, iki tür laiklik arasındaki fark nedir?

İki anlayış arasındaki farkın anlaşılabilmesi için, sosyalistlerin din anlayışının kısa özeti gerekir: Devlet, hiçbir insanın inancına karışmamalıdır, devlet inançlar arasında ayrım yapmamalıdır. Devlet açısından ele alındığı sürece, din veya herhangi bir inanç kişisel bir sorundur. Her türlü dinsel özgürlük vardır.

Buraya kadar sosyalist laiklik anlayışı, burjuva laikliği ile aynı görüşte. Ayrılık şurda: Evet, devlet açısından ele alındığında din kişisel bir sorundur, ancak sosyalist parti açısından, din kişisel bir sorun olarak görülemez. Yani, sosyalist parti, ‘Aklın özgürleşmesine‘ engel teşkil eden dine karşı ideolojik mücadeleden vazgeçemez.

***
Sosyalizm, dine karşı mücadele biçimlerinde de burjuva radikal görüşlerden ayrılır. Şöyle ki: Burjuva radikal görüş, dini, ‘entelektüell‘ bir sorun olarak alır. Dinsel önyargıların, propaganda yöntemleri ile aşılacağına inanır. Oysa ‘İnsanlığın üzerindeki din boyunduruğunun, toplumdaki ekonomik boyunduruğun bir sonucu ve yansıması olduğunu akıldan çıkarmak burjuva dar görüşlülüğünden başka bir şey değildir.‘(Lenin)

Keza Marks dini, ‘hem gerçek bir ıstırabın yansıması, hem de bu ıstıraba karşı protesto’ olarak ifade etmişti.

Din etkisini neden en çok köylü kitleleri veya şehrin en alt katmanları üzerinde göstermektedir ?

Burjuva radikalleri bu soruya şöyle cevap verirler: ‘Cahil oldukları için‘. Ve ‘eğitim yoluyla‘ kitleleri dinin etkisinden kurtaracaklarını düşünürler.

Sosyalistler, bu burjuva radikal görüşlerin yanlış olduğunu bilirler. Bu nedenle sosyalistler, aklın özgürlüğünü savunarak, dine karşı ideolojik mücadele ederler. Ancak bu ideolojik mücadelenin yeterli olmayacağının bilincindedirler.

Sosyalistler, dinsel önyargılara karşı nasıl savaşılması gerektiğini bilmelidirler. Tabii bunu yapabilmek için, dinsel inancın kökenini açıklamak durumundadırlar.

***
Din, çaresizlikten kaynaklanır. ‘Tanrıları korku yarattı‘ sözü anlamlıdır. Kapitalizmin karanlık güçleri karşısındaki çaresizliğinden kaynaklanır. Kapitalizm, yoksul insanlara, deprem ve doğa felaketlerden daha beter kahırlar çektirmektedir. Düşünün bir kez, emekçi yığınların toplumsal ezikliği, günlük yaşamın dayanılmaz acıları, bu yığınları çaresiz bir hale getirmektedir.

Demek ki, dinsel önyargılara karşı mücadelede en etkin yol, yığınların bu çaresizlikten kurtulmalarıdır. Din, ezilmişliğin ve çaresizliğin felsefesidir. Bu felsefeyi aşmanın yolu, ezilmişlikten ve çaresizlikten kurtulmaktır.

Ezilenler, çaresizliğine çözüm aradıkça dinsel önyargılarını aşarlar. Ezilenin hedefi, kendini kurtarmak olmalı. Ezilen sınıflar örgütlendikleri ve kendi ezilmişliklerine son vermek için mücadele ettikleri zaman dinsel önyargılardan sıyrılmaya başlarlar.
Ezilenleri yüceltmenin bir anlamı yoktur. Ezilenin yüceltilebilecek neyi var ? Burjuvazi de ezilenleri yüceltebilir. Ezilenleri yüceltmek, populizmdir. Ancak kendini ezilmişten kurtarmaya çalışan bir halkın eylemi ve çabası yüceltilebilinir.

10 Mayıs 2009 Pazar

KÜRTLERİN İSTİKBALDEKİ MAZİSİ




Dr.İsmet Turanlı, Antalya

dr_ismetturanli@mynet.com


”Son elli sene içinde yok sayılan Kürtler, PKK sayesinde kimliklerini,kültürlerini kabullendirmeği başardılar.Belki bulundukları memleketlerde özerkleşmeleri içinde bir 25 sene icap eder.”


Bir problemi çözmede konventionel(geleneksel) yöntemler ile netice alınamıyorsa ,yeni,alternatif yöntemleri düşünmek gerekir.

HASAN CEMAL’ de, M.ALİ BİRAND’da,Yaşar KAYA’ da , hatta M. KARAYILAN’ da evvela ateşkes olsun diyorlar. Devlet PKK’nin hatırı, tavsiyesi için ateşkes yapmaz.Bu boşa atılan kurşundur.PKK kaç defa bunu tecrübe ettiysede netice alamadı.

Çünkü; ”T.C.devleti PKK’yı muhatap almaz,dolaylıda olsa bir masaya oturmaz.”Bu probleme kafa yoranlar,dürbüne ters yönden bakıyorlar.Problemin bütününe bakmak yerine, dürbünün büyüteç yönüyle bakmalı,yoksa problemi minimalize edip sadece KANDİL’e bakmakla çözüme varılmaz.

Halbuki meselenin bütününde KÜRTLER’in özgür bir devlet oluşumu vardır.

Akademisyenler hala Dürkheim’in,Ernest Renan’ın sosyolojik analizlerlerinden ileri geçemiyorlar.ONAMİ,ULUSALCILIK v.s.

Tıptada bir hastalığı tedavi ederken ,sosyolojide olduğu gibi DETERMİNETİON prensibinden hareket edilir.Şayet bir hastada iç kanama varsa,elbette ki evvela kanı durdurmak gerekir.Ama bistüriyi alıp karnı açmadan kanayan mıntıkaya girip,kanamayı durduramazsınız.SİLAHLAR sussun diyenler,sanki KANAMA dursun diyorlar gibime geliyor.

O halde Kürt sorununda da sondan başlamamız lazım.İSTİKBALDEN MAZİYE.

Sonuçta istenen ,Türkiyenin korktuğu ÖZGÜR KÜRT DEVLETİNİN kurulmasıdır.Dörde bölük yaşayan bu milletin birleşmesi ve bir bayrak altında yaşamasının gerçekleştirilmesidir.Bu sonuca varmak için birinci devrenin gerçekleşmesi gerekir.Bu dörde bölük yaşayan Kürtlerin bulundukları memleketlerde demokratik gelişme ile özerk bir duruma gelmeleridir.

Son elli sene içinde yok sayılan Kürtler, PKK sayesinde kimliklerini,kültürlerini kabullendirmeği başardılar.Belki bulundukları memleketlerde özerkleşmeleri içinde bir 25 sene icap eder.

Ondan sonra ikinci devre başlar.Yani Osmanlıda olduğu gibi’’ aslına rücu’’,yani bu dört parça birleşir.

Üçüncü devrede Türkiyenin AB’ye katılımının arkasından Kürt devletide AB’ye girer ve diğer AB ülkelerinde olduğu gibi hudutlar ortadan kalkar.Türkiye AB’ye girince Yunanistan ile de,Kıbrıs ile de sorun kalmaz.Çünkü sınırlar ortadan kalmış olur.Ayni pozisyon Kürtler içinde muhtemeldir ve bölünmek yerine AB çatısı altında ,bilakis,birleşmek mümkün olur.

Nasıl karında ki kanamayı durdurmak için evvela karnın açılması gerekiyorsa,Kürtlerin silahı bırakması için evvela ÖZERKLEŞMENİN gerçekleşmesi lazımdır.Ondan sonra kanama durdurulur,SİLAHLAR SUSAR.Üçüncü safhada karın tabakaları sıra ile dikilir ve kapatılır.Yani özerk Kürt bölgelerinin birleşmesini müteakıp, AB vasıtası ile bölünmek yerine Türklerle ,birlikte yaşamak mümkün olur.

Bu yeni çözüm alternatifinde realitelere riayetle ,neticeden sebeplere,determinatif düşünce ile sonuca varmak mümkün olur diyorum.Hasan Cemal’in ,evvela silahlar sussun masum fikri bizi neticeye götürmez. Bunu PKK defalarca denedi.Kabul olmayacak duaya AMİN demenin bir faydası yok.

İSTİKBALDEN MAZİYİ düşünmeyi deneyin.

8 Mayıs 2009 Cuma

Katliamın Sorumlusu Hükümettir

Abdullah Öcalan

Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde yaşanan katliama da değinen Öcalan, katliamdan korucuların eline silah verenlerin sorumlu olduğunu söyledi. Öcalan Mardin katliamına ilişkin şunları belirtti: 'Mardin olayı koruculuk sisteminin ürünüdür. Bu sistem derhal gözden geçirilmelidir. Bu sistemle, devletin silahıyla bu zavallı köylüleri şiddet makinasına çevirip, vahşileştirdiler. Yüz bin katil ortaya çıkardılar, ortalıkta dolaşıyorlar. Sorumlu ne ölenler ne de öldürenlerdir. Burada ilan ediyorum; bunun sorumlusu bunların eline silah verenlerdir, bu da Hükümettir. Cahilin eline silah yetki verirsen ya adam öldürür ya da kadın kaçırır. Cahilin eline silah vermezsen adam öldürmeyi bilmez, öldürmeyi bırakın bir sinek dahi öldüremez. Ben o bölgedeki köylülerin özelliğini biliyorum, karakol desteği olmazsa bir sineği dahi öldüremezler. Radyoda dinledim, çoluk çocuk öldürüp PKK'ye mal etmeyi düşünüyorlarmış.

Vicdan sahibi olsaydınız onlara silah vermezdiniz

Bunlardan iki kişiyi de PKK içine sızdırarak da bu katliamı yaptırmış olabilirlerdi! O zaman da bu katliamı PKK mi yapmış olacaktı! Daha önce de Mardin bölgesinde çocuk, kadın katliamı yaptılar. Bunu da bize mal etmişlerdi! PKK'ye sızdırılan Hogir kod isimli, Cemil Işık bunu yapmıştı. Cemil Işık'ın Ergenekon sızması olduğu bugün ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde Kör Cemal, Şırnaklı Metin ve Şemdin Sakık dörtlü çete vardı. Bunlar beni de öldürmeye çalıştılar ama önce yetkilerimi alarak bunu yapmaya çalıştılar. Ben kıl payı kurtuldum. Bunlar kendilerine ekmek veren köylüleri dahi öldürdüler. Bu son olayda da görüldüğü gibi bunu yapanlar biz değil, Ergenekon'dur. 33 asker olayı, Bahtiyar Aydın'ın öldürülmesi, Rıdvan Özden olayı var. Ve Muş-Lice-Kulp üçgeninde yaşananlardan daha önce de bahsetmiştim. Bu işleri de bize mal ettiler, bizimle ilgisi olmadığı açığa çıkmıştır. Basından duyduğum kadarıyla Erdoğan, bunu yapanlar için vicdan sahibi değiller demiş. Vicdan sahibi olsaydınız bu insanlara silah vermezdiniz. Başta Hürriyet Gazetesi olmak üzere Ertuğrul Özkök, bana iftira etti, beni 'bebek katili' ilan etti! Yaşanan durumlar görülüyor, bugün bir bir açığa çıkıyor. Tüm bu kadın çocuk katliamlarını yapanlar devletin birer yapılanmasıdır.'

-----------

Kaynak: http://www.gundem-online.com/