31 Aralık 2010 Cuma

MGK BİLDİRİSİNDEN SONRA HARİÇTEN OKUNAN GAZELLER


Dr.İsmet Turanlı
dr_ismetturanli@mynet.com



MGK’nın dünkü bildirisi üzerinden yabancı devletlerden yapılan övgüleri ve yergileri dikkatle izlemek gerekir.

Kıbrıs devlet başkanı HIRISTOFİNİS MGK kararlarına övgüyle Kıbrısta’da tek devlet, tek dil isteyeceğini Türkler’in iki dilli, iki devletli, iki bayraklı isteklerine Türkiye de ki kararlara uyulması gerektiğinin , Türklerin bölücülük yapmasının doğru olmadığını söyleyecek, biranevvel askerlerini çekmelerini, müstevli durumundan kurtulmalarını önerecekdir!!!!

Ayni toprakları paylaşan milletlerin birlikte yaşama sorunları vardır. Bu sorunların üstesinden gelmek evrensel insan hakları beyannemesine uyulması, AB nin azınlık hakları için ön görülen yaptırımların tatbikiyle kolayca halledileceğinin mümkün olduğunu yöneten siyasiler gösterebilirler..

Bulgaristan ikinci dil Türkçe ile eğitimden ve Türk etnisitesine sahip çıkan partilerin varlığından MGK kararlarına rağmen vazgeçmeyecektir.

Keza İsveç ikinci dil Türkçe ve Kürtçe eğitiminde israrlıdır.

Almanya da Sarafzani Müslümanların aptal olduğunu iddia ederek okullarda Türkçe eğitimine karşı çıkıyor ve MGK kararlarını alkışlıyor.

Irakta Kürtçe resmi eğitim dili olduğu gibi Federasyonuda kabullenmiş durumda. Orada iki millet, iki dil , iki bayrak anayasal güvencededir.

İran oldukça büyük bir Kürt soydaşlarına rağmen, maalesef Türkiye gibi ne Kürtçe eğitime müsaade ediyor, nede Azeri dili ile eğitime.

Türkiye de AK partisi Kürt açılımı diye positif bir reel politika başlatmışken seçimler yaklaşırken sahildeki oylardan çekinerek ulusalcı bir söylem içine girdi. TRT 6 i yayına sokmakla, hapishanelerde mahpusların ebeveynlerle Kürtçe konuşması yasağını kaldırmakla, köy isimlerinin eskisine dönüştürülmesini serbest kılarak, Kürt dilinde Universitelerde araştırma ve eğitim verilmesine müsaade ederek Kürtleri okşayıcı kararalar aldı ve doğuda oy potansiyelini artırdı. Batıdakileri küstürmemek içinde şimdi milliyetçi açıklamalara başladı. Fakat her iki bayrağı birden götürmek zorluğu ile karşılaştı. Başbakanın Kürt sorununu çözeceğim demesinin ardından bazı açılımı gerçekleştirdiğinden son seçimlerde BDP ye alternatif olduğunu zannediyor.
Vatandaşın oy kullanmasındaki kriterler doğuda başka, batıda başkadır. Kürdistanda adaylara bağlı iken batıda partilere göredir. Bu sebeple Kürdistanda AK partisinin adaylarının Kürt olması oy kazandırmıştır. Yani o adaylar BDP nin adayları gibi bağımsız olsalardı yine o oyları alacaklardı. Onun içindirkide 2 milyona yakın AK parti oylarının Kürtlere verilen oylar olarak kabul etmelidir. Ak partinin yaptığı yanlış, o oyların AK partisine verilmiş oylar olduğunu zanetmesidir. Neticede 5 milyon oy Kürt adaylarına verilmiştir. Bu oy miktarını AK partinin seçimlerde aldığı oylardan düşersek AK partinin aldığı oy miktarı 16 değil 14 milyondur. Ve 242 sandalyeye sahip olması lazım gelirdi. Bu yaptığım analizi kimse yapmıyor. Başbakanın son demeçleri, Kürtleri n iki dilde eğitimin aleyhinde olduğu için, önümüzdeki seçimlerde Kürt oylarının çoğunu kaybettirecektir. CHP deki değişim sahildeki % 42 lik oy nisbetini , azda olsa artıracağı izlemindeyim. Bu aslında CHP ye sempatiden ziyade AK partisi karşıtlığından kaynaklanmaktadır.

Ak partisi karşıtlığına kadrolaşmada gösterilen tarafgirlik, bir takım yolsuzluklar, diyanetin AHİM kararlarına rağmen Alevilerin haklarına riayet etmemesi, Erdoğan’ın TEKADAM pozisyonunu muhafaza etmesi, herşeye onun karar vermesi , laik kitlede antipati yaratmaktadır.
Kapitalist Demokratik sistemin yumuşak karnı korruptionları önleyememesidir. Bu USA’da, Avrupa da kaçınılmaz bir gerçeksede PARTİLİ demokrasilerde akut bir problemdir. Partilerin seçimlere iştiraki yerine adayların bağımsız ,dar bölgede gösterilmesi bu hastalığın önünü almakta faydalı olabilir düşünüyorum. Almanyada istikrar için partilere oy verilirken, temsilde adalet içinde dar bölge adaylarına oy verme imkanı vardır. Yani seçmen seçimlerde iki oy kullanmaktadır. Bir oy parti listesine, ikinicisinide lokal dar bölge adaylarına .

Geçen sene İnsel SYLT’te enteresan bir seçim sonucu sağlanmıştı. 12 kişilik belediye meclisine üç büyük partiden birer aday seçilirken, 9 bağımsız aday kazanmıştı. Ondan önceki meclisin verdiği ihaleler iptal edilmiş, 9 bağımsız adayın firmalarca korruptiona alet olması önlenmişti. Bana kalırsa bu bir nevi post modern demokratik sistem olabilir. Adayların tesbiti halk tarafından yapılmakta , partilerin kaçınılmaz menfeat sağlama imkanı ortadan kalkmaktdır.Bunun için seçim sisteminin değişmesi gerekir. Partilerin böyle bir değişime rıza göstereceklerini zannetmiyorum.

Muhalefetin müsbet projeler geliştirmemiş olması, AK partisininde milliyetçi eksene kayması Kürtlerin haklarını verecek atılımların gerçekleştirilmesi seçim öncesinde mümkün görünmüyor. Seçimlerden sonra yeni bir anayasa yapılması mümkün görülüyorsada BDP nin ve PKK nın elde ettiği inisiyatifi kaybetmemek için yeniden teröristik faaliyetlerin başlayacağını tahmin ediyorum. Halbuki hazirana kadar eylem yapmayacağız demeleri, sorunun çözülmesi, kanın durması için büyük bir fırsattı.

Roma tarihini bilenler kral AUGUSTUS devrini hatırlarlar. Halkın istediği Hırıstıyanlık kabul edilmiş, sulh sağlanmış, ekonomik yönden bir refah devri yaşanmıştı. Gönül isterki Erdoğan’da o kral gibi kararlar versede Türkiye’ye huzur gelse, kan akmasa, ekonomi hızını kaybetmese. İnatlaşmanın, öfkenin, şovenistik davranışların , TEKADAM olmanın memlekete faydası olmayacaktır. Çözümün en sağlıklı yolu Kürt halkına sorulması, asıl temsilci odur. Referandum yapılması. 1. Birlikte yaşamak için Özerklik mi? 2. İsviçrede, Almanya da, Irak'ta olduğu gibi, Federasyon mu? 3. Kıbrıs'ta olduğu gibi İKİ DEVLET mi?

Haksız davranışları savunmak çok zordur. Geçmişte yapılan hataları bir düşünelim. Kürt kelimesini ağza almak suç sayılıyordu. On binlerce insan hayatını kaybetti, İşkence gördü. Her yok edilen PKK lı gencin kardeşleri olduğu düşünülmedi. Askeri tedbirler sadece yeni PKK lı gençlerin motivasyonunu sağladı. Böylesi feci bir hataya devam ettirmenin hiç affedilecek yanı yoktur. Anadiline yapılan zulumun yarattığı travma elbetteki 35 senedir dağa çıkanların sayısını azaltmayacaktır. Bugün Türkiye’yi yönetenlerin aklın emrinde sorun çözebilecek bir kabiliyette olmadıklarını teşhis ediyorum. İnşallah yanılırım.

Antalya. 30.12.10

30 Aralık 2010 Perşembe

Nesihatçı Aydın Abiler...


Abdulkadir Ulumaskan
ulumaskan@hotmail.com


Türk aydın, demokrat ve soldan dönme liberalerinin önemli bir kısmı, oldu oldu olası, Kürtlere karşı onların haklarını savunmak yerine hep abi nasihatında bulunma alışkanlıklarını bir türlü terk etmiyor yada edemiyorlar. Egemen aydın anlayışı terk edilmeden ne kadar demokrat olunabilir bilmiyorum. Ancak bu aydınların gerçekten Kürt sorunun çözümünü istiyorlarsa böyle nesihatçı bu kötü alışkanlıktan vaz geçmekeri gerekir. Nasihat yerine hakkı teslim etmek daha doğru, gerçekçi ve vicdanlı bir yaklaşımdır. Ancak kendilerini illaki tavsiye konumunda görüp bu temelinde bir şey söylemek zorunda his ediyorlarsa, nasihat yerine öneri yapsınlar. Bu daha makul ve makbul olur. Peki nedir nesihat ile öneri arasında ne fark vardır denilirse? Nasihat daha çok büyüklerin emir mahiyetindeki tavsileridir. Ancak öneri biraz nasihat varsa da daha çok yapılıp yapılmayacağı konusu tavsiye edilene bırakılan bir durumdur.

Fakat olan şey daha çok Türk abilerin herhalde Kürtler yorulmasınlar mı diyedir nedir, onlar yerine düşünüp onlar için neyin kötü neyin iyi olduğunu tespit edip onlar yerine karar vermek şeklinde oluyor. Aslında bu devletin Kürtler yerine karar vermeleri gibi bir şeydir. Devlet ile bu aydınlar arasndaki fark ise devlet Kürtler adına düşünmeden sadece karar verirler. Ancak aydınlar burda daha vicdanlı davranarak hem Kürtler yerine düşünür hemde karar veriyorlar.

Son dönemlerde Demokratik Toplum Partisının iki dil ve özerklik tasarısı üzerine epey tartismalar yapılarak kiyametler kopartiliyor. Hükümet adina giderek insanlik dışılıkta teklesen tek tek Tayip Erdoğan yine tek devlet, tek millet ve tek dil nakaratlarını Mehmet Akif Ersoy`un söz ve şiirleriyle süsyüyor. Bu faşizmin yarışında herkes kendini kanıtlama teleşında olup sesini Devlet Bahçeli`ninkinden daha çok yükseltmek istiyor. Herhalde Türkiyede faşist olduğunu kanıtlamanın ölçüsü ses tonunu yükseltmek olmalı, ki Bahçeli bu uğurda ses tellerini koparıp artık nuz nuz ediyor. Ses yükseltme maratonunda şimdi ise Erdoğan önde. Erdoğan bir zamanlar belki bir tek doğru söyleyerek, Devlet Bahçeli televizyon ekranlarına çıknca halkın çocuklarını ekranlardan uzaklaştırmalarını istiyordu. Ancak Kürt sorunu ve iki dil söz konusu olunca Erdoğan ekranlara çıkınca sadece çocukları değil büyükleri de uzaklaştırmak yerine tümden ekranı kapatmak gerekir. Çünkü onun ekranlardaki tavrı sadece çocukları korkutmakla kalmiyor ayni zamanda büyüklerin de terbiyelerini bozuyor ve benim gibileri kendine kötü kötü küfür etmeye cebr ediyor.

iki dil talebine karşı tüm faşizm Erdoğan ile birlikte tam kadro ayakta: “olmaz“ derken bazı liberal aydın ve yazarlar ise biraz daha farklı bir şey söylüyor. Onlar „tek dil“ demiyor: „ iki dil de olabilir, özerklikte gündeme getirilebilir ve hatta federasyon dahi tartışılabilinmelidir.“ diyorlar. Ama bir „ama`ları“ vardır. „Ama şimdi bunun zamanı değildir.“ diyorlar. Burada bu liberal ve aydın demokratlara benimde bir amam vardir. Ama bu sizin üstünüze vazifemidir, işinizmidir. Aydinin görevi gerçekleri tespit edip yer ve zamanını siyasilere bırakmalıdır. Bir de müsade etsinler onlar değil Kürtler kendileri ile ilgili zamanı kendileri belirlesin.

Kürt sorunu konusunda mazlum ve haklı Kürtlere karşı zalim devletin silah kulanmasını mübah ve meşru gören bu liberallerin savundukları hep Kürtlerin silah bırakmasıydı.
“ Silahlar susun ki çözüm ile ilgili tartışmalar yapılabilinsin.” diyorlardı. Peki artık şimdilik silahlar susmuştur, ancak şimdi de bu tartışmanın zamanı değil diyorlar. Kürtler savaşınca savaşmayin deniliyor, tartışıncada tartışmayin deniliyor. Peki Kürtler ne yapsın. Başkaları kabul etmiyor ve istemiyor diye kendi varlık ve haklarından vaz mi geçsinler? 100 yildır gelmeyen bu zaman ne zaman gelecektir? Eğer gerçekten Kürtler bu devlet ile liberal abilerin nasihatlarını dinlerse bu zaman hiç bir zaman gelmiyecektir. Elbette ki Kürtlere dostane eleştiri ve öneriler yapılabilir. Ancak artık Kürtlerin bu tür nasihatlara ihtiyacı yoktur ve kimse nasihat etmeye zahmet etmesin.

Eğer illaki bir zaman aranacaksa bu zaman da Kürtlere olmadık nasihatler etme zamanı değil, zalim devlete karşı tutum alma zamanıdır. Aydın liberallere duyrulur!

İnsanokur.org'a MEB tarafından uygulanan erişim yasağı kaldırılmıştır.‏



Sevgili Dostlar,

Milli Eğitim Bakanlığı'nın kendi sunucusu üzerinden internete bağlanan bilgisayarlarda http://www.insanokur.org/ sitesine girilmek istendiğinde açılan sayfada “Bu siteye erişim, sakıncalı içeriğinden dolayı, Milli Eğitim Bakanlığının isteğiyle Türk Telekom A.Ş. tarafından engellenmiştir.” ifadesi yeralıyordu. Sitemizin engellenmesine dair hiçbir uyarı ve hukuki bir süreç işletilmemişti. 24 Aralık 2010 tarihinden itibaren insanokur.org dostlarının Milli Eğitim Bakanlığı'na engellemenin kaldırılmasına dair tepki mailleri ve haber yaparak sitelerinde duyurarak dayanışma gösteren dostlarımız sayesinde http://www.insanokur.org/ 'a erişim yasağı kaldırılmıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı'ndan gelen iki açıklama ise şöyledir:
1.Açıklama:
"Adı geçen site için Türk Telekom AŞ ile irtibata geçilmiş olup, 29.12.2010 Çarşamba günü saat 12.00 itibari ile engellemenin kaldırıldığı tarafımıza bildirilmiştir.Birimimizce MEB bağlantısı ile site girişi kontrol edilmiş olup, engellemenin kaldırıldığı tespit edilmiştir."
2.Açıklama:
"Milli Eğitime Bağlı okul/ kurumlarımızın internet erişimleri Türk Telekom AŞ tarafından Bakanlığımızın da isteği doğrultusunda, çocuklarımızın zararlı sitelere erişimlerini engellemek amacı ile filtreleme işlemine tabi tutulmaktadır. Filtreleme işlemi Türk Telekom bünyesindeki içerik ve URL denetleme aygıtlarınca otomatik olarak yapılmaktadır. Ancak kullanıcılardan gelen talep ve şikayetler üzerine bildirilen engellenen sitelere yönelik detaylı inceleme (Url, içerik, pop-up, yönlendirme vs.) manuel olarak Türk Telekom AŞ birimlerince yapılmakta olup, engellemeye gerek olmadığı anlaşıldığında ise bu site/sitelerle ilgili engelleme onayı iptal edilebilmektedir."

Dostluk ve dayanışma gösteren bütün kişi ve kurumlara teşekkür ederiz.

Saygılarımızla...
http://www.insanokur.org/ Yayın Kurulu

29 Aralık 2010 Çarşamba

Keyfi Sefayı


Cirik Haci / Fezali
cirik.haci@gmx.de



Uyan artık sırtına bela aldın
Beyler yaşar sürer keyfi sefayı
Seçimden seçime sözlere kandın
Emek senin neden çeken cefayı

Haykırış yürekten yanmasın canın
Faşizme yüklensin var olan kinin
Omuz omuza bir olsun yüzbinin
Bilinçli örgüt aydınlat kafayı

Fezalim der hacim halk ile yürür
Tek yumruk vücüt çoşku gurur
Bozuk sistemin tam köküne vurur
Üreten emekci güçlendir safı

27 Aralık 2010 Pazartesi

İnsan Okur ama MEB Okutmaz!‏



Milli Eğitim Bakanlığı’nın İnsanokur.org’u yasaklama kararını kaldırmasını istiyoruz!

15 Kasım 2007 yılında yola çıkan, binlerce kitabı çok yönlü inceleyerek okuyuculara sunan, kitapseverlere Dünya ve Türkiye edebiyatının kapılarını açarak farkındalık kazandıran kitap sitesi www.insanokur.org, (MEB) Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet ağında ulaşılması yasaklanmıştır.

MEB’in internet erişimi sağladığı bilgisayarlardan http://www.insanokur.org/ sitesine girilmek istendiğinde açılan sayfada “Bu siteye erişim, sakıncalı içeriğinden dolayı, Milli Eğitim Bakanlığının isteğiyle Türk Telekom A.Ş. tarafından engellenmiştir.” ifadesi yeralmaktadır. Sitemiz engellenirken herhangi bir uyarı yapılmamıştır. “Sakıncalı içerik” derken neyi kastettiği bilinmemektedir. Herhangi hukuki bir süreç işletilmemiştir.

5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"a göre;

Madde 8- (1) İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesine karar verilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

1) İntihara yönlendirme (madde 84),

2) Çocukların cinsel istismarı (madde 103, birinci fıkra),

3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190),

4) Sağlık için tehlikeli madde temini (madde 194),

5) Müstehcenlik (madde 226),

6) Fuhuş (madde 227),

7) Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228),
suçları.

b) 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar.

Kitap sitesi olarak http://www.insanokur.org/ 'un yukarıdaki suçlarla ilişkisi bulunmamaktadır.

insanokur.org’un kurulmasının temel amaçlarından biri, ülkemizde her geçen gün okuma oranının düştüğü gerçeğinden yola çıkarak insanlara okumayı sevdirmektir. Ve bize göre insanları okumaya özendirmek, bilgilendirmek, bilinçlendirmek “sakıncalı” değildir. Bu nedenle Dünya ve Türkiye edebiyatının yapıtlarını tanıtırken okumayı özendirici ve insani değerleri esas alan duyarlılığımıza hep özen gösterdik. Örneğin kitap sitelerinin çoğunda bulunmayan yaş kategorilerine göre çocuk kitapları bulunmaktadır. Çocuklarımızı zararlı etkilerden korumayı, onları bilinçlendirmeyi toplumsal bir görev olarak görmekteyken Milli Eğitim Bakanlığı’nın “sakıncalı içerik” ibaresini şaşkınlıkla karşılamaktayız.
Ve Bakanlığın biz kitapseverlere bir açıklama yapmasını beklemekteyiz.

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan insanokur.org’a erişiminin engellenmesinin kaldırılmasını talep ediyoruz.

Siz dostlarımızdan ricamız; Milli Eğitim Bakanlığı'nın "

http://www.meb.gov.tr/BilgiEdinme/bilgiedinme.asp# " linkine yasağın kalkmasına yönelik şikayetlerinizi bildirmenizdir. Şimdiden teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygılarımızla…

insanokur.org Yayın Kurulu

26 Aralık 2010 Pazar

Gireli On Bir Yıl Oldu!





Efendim biliyorsunuz, son günlerin en gözde iki sözü “Gireceğiz” ve “Giriyoruz!”

Bundan 11 yıl önce dünyaya bir hal olmuş, herkesi bir heyecan kaplamış, hatta bazıları “Dünyanın sonu geldi” diye düşünmüştü ve o gün de bir yerlere toplu olarak girdiğimiz hissine kapılmıştık. Ben de oturmuş “Mileniyon” isimli öykümü yazmıştım. O öyküde burnunu gösteren on buçuk yaşındaki ünlü sanatçımız da dünyaya aşağıdaki şarkısını armağan etmişti:

“Günler oldu gülemiyom
Ne halt yedim bilemiyom
Ellerin elleri oldu
Ben yarimi göremiyom

Mileniyom milemiyom
Neden sana giremiyom
Millet giriyor asıra
Polis basıyor nasıra
Ne yarar ki bu basura
Bulsam bile süremiyom

Mileniyom milemiyom
Neden sana giremiyom.”

Yukarıdaki öykü kahramanı şarkıcımız şimdi yirmi buçuk yaşında. Son on yılda dilediği yerlere girdi çıktı belki, yada dilemediği yerlere sokup çıkardılar onu. Şu sıralar yaşı gereği askerde, yat kalk talimi yapıyor.

Yine bir yılın son günlerindeyiz. Her yılın sonunda yapıldığı gibi herkes bir “Hesap” meselesine takılacak, eski yılın iyilikleri, mucizeleri, girilmiş ve girilmemişleri listelenecek ve “İyi saatte olsunlar” müneccim eli koklayarak yeni yılda neler olabileceğini duyuracaklar.

Benim özel olarak birilerinden, bir yerlerden dileğim, beklentim, girebileceğim, girmeyi düşündüğüm her hangi yer yok. Sabah kalkıyorum, tarih değişmiş, önüme ne çıkarsa giriyorum, ne bulursam yaşıyorum.

Bu tür bir yaşama “Serserice, umutsuz, amaçsız” bir yaşam diyenler olabilir. Hiç de değil. O gün önüme çıkan görevleri yapabildiğim kadarıyla yapıyor, geceleri “Ulan şunu da yapabilseydim” diye yatmıyor, hiç karabasana uğramıyorum.
Zaten “Umutlarla” ilgili rüya da görmüyorum. Rüyalarıma daha çok yaşadıklarım giriyor ve uyandığımda yorgun olmuyorum. Çünkü yaşadıklarımı geçmişte yaşarken o yorgunluğu çoktan yaşamış bulunuyorum.

Biliyorsunuz biz insanlar “İstemek” ve “Ummak” konularında tüm canlılara yüz beş takarız. Ol nedenle her şeye sahip olup da hala “İsteyenlere” halkımız “Gözünü toprak doyursun” der.

Yaşamımın tümüne baktığımda “Aslanım benim, ne güzel yaşadın” diyorum. Sevdim, sevildim, terk ettim, terk edildim, kavganın ilahını yaşadım, düşüncelerimi savunmakta kararsızlık göstermedim, zaman oldu dilim çok dışarıda durduğu için kurudu, ama sözümü söyledim, onlara koşullarım gereği gerçek anlamda babalık yapamasam da çocuklarım oldu, yüzlerini göremediğim torunlarım belki çokça “Senin gibi dedenin…” sözünü kullandılar, köylülerin daha sonra eşeklere kemirttiği ağaçlar diktim, kitaplar, gazete yazıları, kendime yazılar yazdım, bir yağlıboya ustası ve bir ev kadınının oğlu olarak hayalini bile kurmadığım yerleri gördüm, babamın soyadını ve bana verdiği ismi kirletmedim, yer yüzünün en az birkaç ülkesine yaydım bu ismi. Sevenlerim, sövenlerim oldu, sevenlerimden önemli bir kısmı sövgücüler kervanına katılırken eskiden sövenlerden bir çoğu sevenlere katıldı ve en sonunda “Üryan geldim yine üryan giderim” türküsünün dizelerine takılı yapayalnız biri oldum ve bu yaşamı kabullendim.

Patenti bana ait olan “Yaşam dertlere dertlenecek kadar uzun değil. Bırak biraz da dertler dertlere dertlensinler” sözüne ulaştığımda Sırat Köprüsü’ne üç kez gitmiş, “Oğlum seni çağırdılar mı” sorusuna “Hayır kendim geldim” yanıtını vermiş, “Hastir git o zaman, çağırırlarsa gel” yanıtını almıştım. Ondan sonra hiç kimsenin köprüsünün başına gidip “Abi bir geçeyim” demedim.

Gerçekten gözüm kalmadı geride, ön tarafa sadece düşmemek için bakıyorum. Mevsim kış, etraf kar buz, insan kayar, düşer değil mi?

“Milenyum”a gireli 11 yıl oldu. Dünyada topu toplamı 21 bin 910 gün yaşamışım, önümüzdeki yılın ilk ayının 12’sinde 61 yaşında olacağım. Bu kadar yaşayabileceğimi hiç düşünmedim, ne kadar yaşayabileceğim konusunda da hiçbir hesabım yoktur. İnsanca görevlerini elinden geldiği kadar yapabilmenin rahatlığı içindeyim.

Bilinçli, düşünerek, planlayarak kırdığım, kalleşlik yaptığım bir tek insan yok dünyada, bilinçsizce kırdıklarımın hepsinden özür diledim, kimi kabul etti, kimi etmedi, paşa gönülleri bilir.
Bundan sonra söylenebilecek en güzel söz:

“İşte geldik gidiyoruz buradan uzak diyara
Eskiden turp gibiydik, şimdi döndük hıyara!”

Sizlere yeni yılda “Tüm dilekleriniz gerçek olsun” diyeceğim, ama bu sözün de içinin gerçek anlamda boş olduğunu bildiğimden “Keyfinizce yaşayın, çağrılmadığınız sürece kimsenin köprüsünden geçmeye kalkışmayın” demeyi tercih ediyorum.

Sevgiler...

NEDEN REFERANDUM?



Dr.İsmet Turanlı
dr_ismetturanli@mynet.com

”Diyarbakır zindanlarında en aşağılık işkenceleri vicdanları isyan ettirecek tarzda tatbik etmekten çekinmediler. Şimdi bu yaptıkları zulumden özür dileyeceklerine ‘’KARDEŞCE BİRARADA YAŞIYORDUK ‘’ demekteler. El insaf !..”

”Şu anda Avusturya da bir dağ kasabasındayım. Akşam yemeğinde yanımdaki masada bir musevi aile var. Çocukları, 7-8 yaşlarındaki çocukları anadillerinden başka Almanca, Fransızca ve İngilizce konuşuyorlar...”

* * * * * * * * *

İNÖNÜ ne demişti İngilizlerin LOZAN ’da Kürtlere özerklik dayatması karşısında:

‘’Biz savaşı da, devleti kurduğumuzda da KÜRTLERLE birlikteydik’’.

Tek parti devrinde KÜRTLERİ asimile etmek için, ŞARK raporlarında görüldüğü gibi İNKÂR ve BASKI politikaları tatbik edildi. Kürtler ’de buna karşı 29 defa isyan ettiler. Her seferinde on binlerce KÜRT imha edildi. Sadece imha ile kalınmadı , dillerini ve kültürlerini unutmaları denendi. Yaşamlarını ekonomik yönden, sağlık ve eğitim yönünden çekilmez hale soktular. 80 ihtilalinden sonra, Diyarbakır zindanlarında en aşağılık işkenceleri vicdanları isyan ettirecek tarzda tatbik etmekten çekinmediler. Şimdi bu yaptıkları zulumden özür dileyeceklerine ‘’KARDEŞCE BİRARADA YAŞIYORDUK ‘’ demekteler. El insaf !!!.

Savaş sonrası milyonlarca Rum vatandaşımızı göçe tabi tuttular. Ermeni vatandaşlar zaten tehcire tabi tutulmuştu. ”Türkiye Türklerindir” demek için KÜRTleri de asimilasyonla, inkârla yok saymaya çalıştılar. Bu homogenizasyon poltikası (bağdaşık, benzeş) netice vermedi. Çünkü KÜRTler bire sekiz çoğaldılar. Kürtler Türk nüfusuna göre 1’ e beş iken. şimdi bire üç durumuna geldiler. Yani bugün 25 milyon Kürt yaşamakta Türkiye’ de. Üstelik politize oldular, kimliklerine, kimlikleriyle bilinçlendiler. Artık en azından Kıbrıs’taki Türkler gibi, Irak’taki Kürtler gibi insani haklara sahip çıkmak istiyorlar.

Sakın ha diyorlar; bu istekler bir suikasttır. Bu hakları isteyen partileri kapatırız diyorlar. Kapatılan partilere haksızlık yapıldığını AİHM tesbit edip , sizi cezalandırmadı mı?

Silahlar masa üzerinde iken müzakere yapılmaz dediniz. Şu anda silahlar susmuş.

Ne Öcalan, ne DTP , ne PKK Kürtlerin temsilcidir dediniz. O halde KIBRIS’ta da, Kürdistan’ da da halkların kendisine sorun. Temsilciler de, politikacılar da ”sittin sene” dir sorunlara çözüm üretemediler. Silahların katlettiği gençlerede yazık. Halkların kendilerine sorun. Referandum yapıp sorun müstehak olanlara.

1. Bölünmeden, birlikte yaşamak şartıyle ÖZERKLİK mi istiyorsunuz?

2. İsviçre’de olduğu gibi FEDERASYON mu istiyorsunuz?

3. KIBRIS’ta olduğu gibi iki ayrı devlet mi?

Gerek Türk ve gerekse Kürt milleti tehditlerden, oyalamalardan, çözümsüzlüklerden bıktı. Dirayetli siyasilere ihtiyaç var. CHP Kılıçdaroğlu’su ile hiç bir çözüme katkı sağlayamaz. Adamcağız KÜRT kelimesini dahi ağzına alamıyor. Bahçeli ‘’Ayağınızı denk alın’’ diye tehdide başladı. Erdoğan’sa gölgesinden korkuyor zaman, zaman. Ne diyor ORHAN VELİ gölgesi hakkında.

‘’Bıktım usandım seni ayaklarımın altında sürüklemekten ‘’

Ne demişti de GAULLE ‘’Algerie Français’’ diyen generallere. ‘’Sizleri Concorde meydanında darağacına çekerim ! ‘’ O sözden sonra CEZAYİR özgürlüğüne kavuşmuştu milyonlarca Cezayirli şehit düştükten sonra.

Referanduma karar mercileri evet diyemez. Çünkü hakikatten korkuyorlar. Maalesef KORKUNUN DA ecele faydası OLMAZMIŞ. Ne KIBRIS’ta ne de Kürdistan ’da GORDİON düğümü REFERANDUMSUZ çözülemez.

‘’Sorunları çözmede en iyi, en kolay yöntem geçmişteki hataları tekrar yaşatmamaktır. ‘’ Bu vecize de benden.!

Bırakın Kürtler’de rahat nefes alsınlar, kendi anadilleri ile özgürce yaşasınlar. Buna mani olanlar gelecekte yaptıkları hatalardan utanacaklardır, tıpkı EVREN’in anadilde konuşmağı yasakladığı gibi. Sizi örnek alıp Kıbrıs’ta ki Rumlar KKTC de anadilde eğitimin yasaklanmasını şart koşsalar ne dersiniz. Bulgaristan’da üç tane Türk partisi yok mu? Irak’taki Türkmenlere neden bu kadar sahip çıkıyorsunuz. KOSOVA’ DA 50 bin soydaşınıza sahip çıktığınız gibi.

CHP de, AK parti de din ve kimlik üstünden siyaset yapmıyoruz diyorlar. Diyanet işleri sadece sunilere hizmet vermiyor mu? Aleviliği mezhep olarak dahi kabullenmiyorsunuz. Ya Suryaniler. Kimlik üstünden siyaset yapmıyoruz diyorsunuz ve ‘’Türkiye Türklerindir.” Türkiye vatandaşlarının dili Türkçedir demekle TÜRKLÜĞÜ kimlik olarak kabul etmiyor musunuz? Siz etmiyorsanız bile Ermenisi, Musevisi, Rumu , Kürdü böyle anlıyor. Onun için de hiç biri ne mutlu TÜRKÜM demiyor.

Avrupa 'da kimliklerinden dolayı Türklere yapılan en ufak haksızlığa feryad ederken, AB şartnamesinde azınlıkların haklarına riayet edilmesi şartına neden imza atmadınız?.O şarttnamede anadilde eğitim şartı yazılıdır. O kulube aza olmak istiyorsanız FİFA nın futbolda Penaltı kaidesine uymanız gerektiği gibi uyum sağlamanız gerekir. . Türklerin anladığı manada insan hakları olamaz. İnsan hakları beyannamesi evrenseldir. Muassır uygarlığa ulaşmak için uygar milletlerin dillerinden anlamak lazım. Maalesef bizim üç parti lideride ”Türkçeden başka dil” bilmiyor.

Şu anda Avusturya da bir dağ kasabasındayım. Akşam yemeğinde yanımdaki masada bir musevi aile var. Çocukları, 7-8 yaşlarındaki çocukları anadillerinden başka Almanca, Fransızca ve İngilizce konuşuyorlar. Dünyanın en büyük müzik virtüözleri Musevidir. Dünyanın en büyük matbuat şirketleri, siilah fabrikaları, Mücevharat firmaları Musevilerin ellerinde. En çok Nobel ödülü alan ,ilim adamları musevi kökenli. Hitleri boşuna çıldırtmamış bu museviler. Devlet şekli dini , yani laik devletleri yoktur. Bir kaç milyonluk nufusları ile nerdeyse 100 milyonluk müslüman, Arap devletlerinin ALP rüyası. Universite de iken sınıfımız da ELLİ COHEN adında bir arkadaşım vardı. 8 yabancı dil bilirdi. Ankara da yedek subaylığını yaparken buluştuğumda USA dan Profesörlük teklifi aldığını söyledi. İsrail ’de katıldığım dünya kongresinde bir narinciye çiftliğini ziyaret ettim. 20 bin dönümlük çiftliği 2 ziraat mühendisi bilgisayar yardımı ile idare ediyordu. Yanlız USA da değil Avrupa dada musevi lobilerinin kuvvetinden bihaber Filistin yüzünden onlarla kavgalı durumdayız. İsrailin katlettiği arapların sayısını bilmiyorum. Fakat sadece Dersimde 50 bin Kürdün imha edildiği artık açıkca zikrediliyor. Ya 17500 katili meçhuller. 35 bin PKK lı Kürt gençlerin şehadeti. Öteki isyanlardakilerin sayısı meçhul.

USA da en büyük matbuat şirketinin en büyük silah fabrikasına sahip olduğunu bilenler bilmedirlerki Anadolu da akan kandan o firma nemalanmaktadır. Kaybedense bizim gençlerimiz. Altaylının bir sözü var. ‘’Ne zaman adam oluruz ’’ Bana kalırsa REFERANDUM la kansız, kavgasız çözüme varırız, ADAM oluruz.

Kitzbühel (Avusturya). 25.12.10