20 Nisan 2016 Çarşamba

Öldüğü iddia edilen Mihrac Ural'la ilk röportaj: Bari Cenaze Namazımı Kılsaydınız...



Öldüğü iddia edilen Mihrac Ural'la ilk röportaj: Bari Cenaze Namazımı Kılsaydınız...
Son haftalar içinde gerek görsel-yazılı medyada gerek sosyal medya ortamında hakkında ‘öldürüldüğü’ yönünde haberler yapılan, bir dizi farklı iddia ve tartışmalarla gündeme gelen kişiyle, Suriye Lazkiye’de kendi kurduğu Mukaveme Suriyyi (Suriye Direnişi) hareketinin lideri Mihrac Ural’la merak edilen detayların konuşulduğu röportajı dikkatinize sunuyoruz. Gazeteci Ferhat Aktaş Sykpe üzerinden ‘yaşamadığı’ iddia edilen Mihrac Ural’a ulaştı ve cevabı merak edilen soruları kendisine yöneltti. İlgiyle okuyacağınız röportaj aşağıdadır.
Ferhat Aktaş: Mihrac bey, güncel yerleşik algıdan kaynaklı biraz ironi içeren soruyla röportaja başlamak istiyorum. Öncelikle tekrardan dünyaya geri döndüğünüz için merhaba diyorum. Ve sıkça sorulan ama cevabı biraz askıda kalan soruyu ben direk muhatabı olan size yöneltiyorum. Siz öldünüz mü yoksa yaşıyor musunuz?
Mihrac Ural: (Gülüyor) Şimdi… Mihrac Ural’ın öldüğü/öldürüldüğü hususunda şunlar söylenebilir; özellikle Suriye düşmanları başta olmak üzere bölge halklarını kıyıma uğratan selefi-cihadist terör şebekeleri sadece beni değil bütün insanlığı öldürmek için çaba sarf ediyor. Bu nedenle onların halkları savunmak için yola çıkmış, hayatının her döneminde halkı savunmuş, vatan çıkarlarını kendi çıkarlarından öncelikli saymış benim gibi bir insanı öldürmek istemeleri çok normal. Esasında işin mantığında da bu var. Ama Mihrac Ural yaşam kültürü uğruna mücadele ederken, onları kendi çıkarları için kullananlar ve finanse edenler ölüm kültürünün temsilcileri olarak her zaman bu denklem içinde var olacaklar. Öldürdüklerini iddia ettiler, ben buradayım ve bu toprakların evladı olarak burada olmaya devam edeceğim ve her kim ki ölüm kültürüyle bölgeye, Arap, Kürt, Türk halklarına yaklaşırsa bunun karşısında hem kendi ilkelerimin hem inanç kültürümün bir gereği olarak yaşam kültürünü savunacağım.
F. A: Özellikle 29 Mart tarihinden itibaren Yeni Şafak, Akit, Sabah gibi havuz medyanın geçtiği haber akışına göre; tekfirci Ahrar’uş Şam örgütü tarafından düzenlenen bir saldırı neticesinde, Lazkiye kırsalında beraberinizdeki Rus ve İranlı subaylarla öldürüldüğünüz, hastane kayıtlarına göre ölü olduğunuzun netleştiği ve sonradan gizlice Kırdaha’ya götürülerek gömüldüğünüz ifade edildi. Hatta ülkemizin resmi haber ajansı AA bile ölüm haberinizi istihbarat birimleri tarafından teyit edildi diyerek abonelerine duyurdu. Sorum şu; Sizi ölmeden öldürme ve bu kurgu üzerinden yapay zafer ilan etme anlayışını neye bağlıyorsunuz,  malum medya organları neden sizi öldürmek için bu kadar hevesli?
M. Ural: Bunun bir tek açıklaması olabilir, Mihrac Ural vatan savunmasındaki başarıları nedeniyle ve Suriye’deki hezimetlerini örtmek için propaganda malzemesi olarak kullanmak istemelerindendir yoksa bir Mihrac Ural’ın öldürülmesi neyi değiştirebilir? Binlerce, yüz binlerce Mihrac Ural var Suriye’de. Mukaveme Suriyyi savaşçılarının her bir tanesi, kahraman Suriye ordusunun her bir komutanı Mihrac Ural’dır. Bütün vatansever güçlerin her bir militanı bir Mihrac Ural’dır. Yani bu bir ruhtur, ete kemiğe bürünen kimliktir, vatan savunmasında kararlılıktır işte onların öldürmeye çalıştığı budur. Bu öldürülmesi mümkün olmayan bir varoluştur. Bir toprağı, vatanı nasıl ki öldüremezseniz, bir Mihrac Ural’ı da öldüremezsiniz. Çünkü bizler bu toprakların evlatlarıyız. Ben, Suriye ve Türkiye halklarının evladıyım. Bizi katletmek demek bu toprakları katletmek demektir ve bunu asla başaramazlar. Bundan dolayı güzel bir slogan gündeme getirdik. Ba-şa-ra-ma-ya-cak-lar!
F. A: Havuz medyanın hakkınızdaki haber akışı sosyal medya ortamında da (Twitter ve Facebook) etkisi gösterdi. Kimi siyasetçilerden yandaş yazarlara kadar bir kesim Mercidabık ve Lazkiye konulu göndermeler yaparak ve inanç kimliğinize dikkat çeken ibarelerle ‘ölmenizden’ duyduğu mutluluğu yorumlarına konu etti. Hatta TV, gazete ve internet sitelerinde analizler yapıldı, köşe yazıları hazırladı. Mihrac Ural’a bu kadar öfke beslemelerinin arka plan anlamında mantığı nedir? Mercidabık paranoyası olarak görülebilecek tarihsel mesele bu kesimi neden bu kadar rahatsız etti?
M. Ural: Şimdi efendim… Mercidabık olayı hakkında dedim ki; bu Alevi dağları 500 yıl sonra Türkiye devletinin kışkırtmalarıyla vatan ihanetine sürüklenen bir grup Türkmenin bakınız tüm Türkmenler değil zaten onların ezici çoğunluğu vatanseverdir ve bizimle birlikte, saflarımızda dövüşen insanlardan oluşur. 500 yıl sonra Yavuz Sultan Selim’in yayılmacı aklıyla bölgeye yayılmak isteyenler karşılarında bu toprağın gerçek sahiplerini buldu. Ve 500 yıl sonra rövanşta bu toprakların sahipleri topraklarını yayılmacılardan temizledi. Bu anlamda söyledim.
Ben hayatımın her döneminde laik bir insan olarak yaşadım. Hiçbir zaman ne etnik ne inançsal kimliğiyle ilgili etkili bir siyaset yapmadım. Mukaveme Suriyyi kurduğumda da Suriye’nin tarihsel, jeo-stratejik yapısına dayanarak kurdum. Dedim ki, Suriye kadim tarihler boyunca ipek yolu ve baharat yolunun merkezinde geçiş kanalı olarak, bugünde petrol ve gazın boru hatlarının geçiş kanalı olarak önem taşıdı. Dünya insanlığının %30’dan fazlasının dönüştürülebileceği bir alan olarak bütün imparatorlukların ve emperyalist güçlerin ilgi alanını üzerine çekmiştir. Kadim tarihte Roma, haçlı seferleri, Osmanlılar bölgeye askeri müdahaleleri ve yayılmalarıyla bu belirttiğim amaçlar için çaba sarf etmiştir. 20. yy.dan itibaren İngilizler, Fransızlar, Almanlar ve sonra İsrail- Amerika bölgeye el atmak, askeri üstler inşa etmek ve buranın enerji yollarını ele geçirmek için bu bölgeyle ilgili olmuşlardır.
Tarih boyunca bu jeo-stratejik konumu itibarıyla bir köprü olan, kuzeyi güneye doğuyu batıya bağlayan Suriye hep süper güçlerin, hep imparatorlukların ilgisi çekmiştir ve burayı egemenler kendilerine tabi bir toprak parçası haline getirmeye çalışmıştır. Dün olanlar bugünde devam ediyor. Ama dün bu projelere ve siyasetlere karşı Roma’nın karşısında Zenobia’nın direnişini görüyoruz. Mukavame Suriyyi’nin ilham kaynağı olan imparatoriçe Zenobia, Tedmur Kraliçesi, Roma’ya 270 yılında direndi, ölümüne kadar direnişini sürdürdü ve tarihte ilk kez vatan kavramını vatanın bütün unsurlarını bir araya toplayarak Roma’ya karşı gitme çabası gösteren ilk yönetici oldu. Kendisi ne Hıristiyan ne İslam’dır. Puta tapan bir gelenek, kültürden geliyordu ama Antakya kilisesi etrafında toplanan Hıristiyanları vatan savunmasına davet eden ilk insan olmuştur. İşte oradan başlayan süreç haçlılara karşı direniş, Bizanslılara karşı direniş, Osmanlılara karşı direniş ve bu direnişin en görkemli tablosu Şam’ın Merci meydanında Cemal Paşa tarafından astırılan 21 Suriyeli ve Lübnanlı siyasal ve toplumsal şahsiyet ve ardından Fransızların manda yönetimi ve ona karşı Şeyh Salih el-Ali sahil bölgesinde Alevi lider olarak, İbrahim Hananu Halep’te Kürt lider olarak, Yusuf el-Azme Arap lider olarak Şam’da, Sultan el-Atraş güneyde Dürzi lider olarak Suriye bağımsızlık savaşı başlattılar. Buradan da görüyoruz ki Suriye bütün mozaiği, bütün etnik ve dinsel dokularıyla Suriyeli kimliğiyle işgalcilere karşı savaştı.
İşte bu gelenek bugüne gelip dayandı. Bugün olan aşamadan önce bir aşama daha vardı o da; büyük lider Hafız Esad döneminin emperyal bölge projelerine karşı duruşudur bu duruşun anılması gereken önemli dönemeçleri 1990’da Lübnan’da iç savaşı sonuçlandırması ve Lübnan’ı istikrara kavuşturması ve dünyanın en güvenli ülkesi haline dönüştürmesiydi. 2000 yılında İsrail’in Güney Lübnan’dan bir gece ansızın kaçıp gitmesini sağlayan Lübnan direnişine, Hizbullah hareketine en büyük katkıyı yapmakla Hafız Esad o noktayı yükseltmişti. Bu ayrıca Hafız Esad, Lübnan’da Birleşmiş Milletlerin henüz terör ile direnişi birbirinden ayıramadığı bir dönemde, 26 Nisan 1996’ta bağlanan protokol gereğince, Hizbullah’a meşruiyet kazandırmıştır. BM nezdinde karar altına alınan o protokolde dünya’da ilk kez yazılı olarak; ‘bir ülkenin toprakları işgal edilmişse başka ülke tarafından o ülkenin insanları direnme hareketi başlatma hakkına sahiptir’ denilerek not düşülmüştür. İşte o günden bugüne bölgemizin direnişi meşru hale gelmiştir. Bu aşamadan sonra emperyalistler Lübnan’ı bir konak, bir karakol olarak elde edemedi, oradan bölgeyi yönetme çabaları da iflas edince bütün bu güçler ve 80 ülkenin beslediği terör şebekeleri Suriye üzerine yığılmaya başladılar. Ve Suriye’de bugün Beşar Esad yönetimi bu direnişin başında başarılı bir şekilde direnişini vatan savunması çerçevesinde yürütmektedir.
Şimdi bütün bu anlattıklarımdan çıkartılması gereken sonuç şu; Suriye vatan olarak bu dış güçlerin ve kuklalarının saldırısına uğramaktadır ve bir vatan olarak savunmasını Alevi, Sünni, Hıristiyan, İsmaili, Şii, Ezidi, Dürzi hepsi ile savunmak durumundadır. Bu denklemde bir tarafta gerçek Suriyeliler var diğer tarafta ise dış güçlerin kuklası, yayılmacı, Suudi ve Katarın denetiminde olan ve bölgenin kültürüyle uzaktan yakından ilişkisi olmayan dayatmacı, tekfirci çevreler var. Bunlar zaten kukla olarak emperyalistlerin, İsrail’in bölgede çıkarlarını temsilen rol oynamaya çalışıyor. İşte durum bu denklemde olunca bu karşıt, yayılmacı, düşman güçlerin medyası da doğal olarak bu propagandaları yapacaktır.
Yenişafak, Akit, Sabah’ın yani yandaş medyanın Suriye düşmanlığı esasında emperyalist çıkar çevrelerinin bir uzantısı olduklarının dile gelmesinden ibarettir. Onların Suriye düşmanı olması bu işin doğasından gelmektedir ve doğal olarak buradan yola çıkarak her türlü propagandayı yapma çabası içinde olmaktadırlar. Bir taraftan mezhepçilik öne çıkartıldı, bir taraftan aşiretçilik öne çıkartıldı, bir taraftan bölgecilik öne çıkartıldı, bir gün Kürt sorununu karşıya dikmeye çalıştılar ertesi gün Kürt düşmanlığı yaptılar, birinde Dürzileri kışkırtmaya çalıştılar sonra Dürzi düşmanı oldular, Alevileri döndürmeye çalıştılar sonra Alevi düşmanı oldular… Yani bir milletvekilinin kalkıp; ‘’Alevilerin Suriye’de mezarlarını bile bırakmayacağız’’ diyerek bu saflarda yer almasının mantığı ne olabilir? İşte medya aracılığıyla gündeme gelen mantık özetlediğim çıkarları yansıtmaktadır. Dolayısıyla Akit, Yenişafak, Sabah şu veya bu TV kanalının Mihrac Ural’a olan düşmanlığı şahsi olmaktan çok bir yönelimi, bir düşünceyi, vatan savunmasının sert kayasını balyozlarla yıkabileceklerine olan inançlarından kaynaklanmaktadır. Ama bu topraklar öldürülemez. Bu vatan katledilemez.
Bizde bu vatanın evlatları olarak bu vatanı savunma kararlılığımızla tüm saldırılara karşı direnme kararı aldık, bu direnmemiz savunma çizgisi çerçevesindedir. Direnişimizi Mukaveme Suriyyi çatısı altında sürdürürken tamamen uluslararası kurallara uyarak mücadele ediyoruz. Ne çevreye zarar veriyoruz ne sivillere zarar veriyoruz ne de ibadet-okul gibi yerlere zarar veriyoruz. Bu ilkeler, bu ahlakla direnişimizi sürdürmekteyiz. Hareketimiz ne mezhebi ne etnik bir şeye önem vermez çünkü saflarımızda Hıristiyanlar, Türkmenler, Araplar, Kürtler, İsmaililer, Dürziler ve Aleviler yer almakta ve savaşın temas hattında yerlerini alarak mücadele etmektedirler.
F. A: Aslında hakkınızda daha önceleri de benzer iddialar gündeme getirildi ve siz çok kısa süre içinde görsel ve yazılı bu iddiaları tekzip ettiniz. Bu defa iddianın üzerinden haftalar geçtiği halde benzer şekilde tekzip etmediniz. Yani çok dillendirilmesine rağmen görsel bir beyanatınız olmadı. Merak edildiği için soruyorum. Neden bu süreç gecikti ve ne zaman kamuoyunun kuşkularını giderecek şekilde mesaj vereceksiniz?
M. Ural: Öldürme olayı meydanında ötesine geçerek ücretli katillerle fiili olarak bu kirli amaçlarını ve kirli hedeflerini ikame etmek istediler. Doğal olarak bunu başaramayınca bizlerin yapması gereken, devletin yapması gereken yani devletin vatandaşını koruması çerçevesinde icraatlar gündeme geldi. Bu icraatlar halen sürüyor ve bundan dolayı biraz daha zamana ihtiyaç var. Bu zaman süresinin sonunda her şeyi bütün detayıyla paylaşacağız. Sadece sevenlerimizden biraz sabır bekliyoruz. Başka bir şey değil.
F. A: Yani bu söyleminizden anladığım kadarıyla güvenlikle ilgili bir sorun söz konusu değil mi?
M. Ural: Yaklaşık olarak böyle diyebiliriz…
F. A: Öldü/öldürüldü haberlerinden ayrı olarak aynı günlerde hakkınızda bir iddia daha gündeme getirildi. Bu daha çok sosyal medya ortamında dillendirilen, Suriye güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındığınız ve tutuklandığınız yönünde bir iddia olarak öne çıkarıldı. Hatta 14 Ocak tarihli, İkinci Fırka Komutanı M. Hasan Merhec imzalı olduğu söylenen ve sizin görevden alındığınızı ibraz eden bir belgenin fotokopi nüshası sayfalarda dolaştırıldı. Bu iddialar hakkında neler söylemek istersiniz? Yani siz şu an görevden alındınız mı ve tutuklu musunuz?
M.Ural: Bu sahte belgeleri yapmak kadar kolay bir şey yok. Mihrac Ural Suriye’nin bir evladıdır, hareketinin başında 5 yıldır hiçbir karşılık beklemeden mücadele ediyor, Sayın Başkan Beşar Esad tarafından sevgiyle kucaklanan, bulunduğu her yerde vatanseverliğin ideologluğunu yapan bir insandır. Bu insana hiçbir güç ne yaklaşabilir ne zarar verebilir. Kaldı ki Mukaveme Suriyyi sivil bir savunma örgütüdür. Suriye halkının refleksi ile gelişmiş bir örgüttür. Ne hükümet ile ne bir devletle bağlantısı yoktur. Suriye hükümeti sadece silah vermiştir oda fevri silahtır. Giderler, harcalamalar için herhangi bir fon ayırmamıştır. Bu anlamda maddi herhangi bir yardım resmi kanallardan yapılmamıştır tamamen halka dayanan bir örgüttür ve bu halkın kendi tercihleri yönünde mücadelesini oluşturmuştur. Her türlü etnik-inançsal yapıdan insanın katıldığı bu örgütün başında bir komutan olarak ne ben kendimi atadım ne hükümet beni atadı dolayısıyla ne ben kendim istifa edebilirim nede hükümet beni görevimden alabilir. Hükümetin iç işleyişimizle ilgili uzak-yakın hiçbir ilişkisi ve etkisi yoktur. Olamazda. Herkes bilmeli ki Mukaveme Suriyyi halkın çabalarıyla oluşan bir direnme hareketidir. Hükümetle organik bağı, atama-görevlendirme yoktur, olmayacaktır. Bu topraklarda direniş sürdükçe Mukaveme Suriyyi bu halkın kararlı duruşu ve desteğiyle yoluna devam edecektir.
Şimdi özellikle Türkiye’de Mihrac Ural’a kin ve nefret besleyen, eski sol çocukluk hastalığından kaynaklanan algılarla yola çıkarak şahsımı karalamaya çalışan yok efendim ‘görevden aldılar, görev verdiler, para aldı, tutuklandı, devlet onu etkisizleştirdi…’ her türlü dedikodular şahsi kinlerden kaynaklanıyor. Bunlara prim vermemek gerekiyor. Zaten halkta karşılığı olmayanların dedikodularıdır. Yani basit algılar çerçevesinde karalama yapanların ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Bunların ne bir kanıtları ne bir belgeleri ne bir dayanakları var ama işte çamur at izi kalabilir düşüncesiyle dezenformasyona çalışan, bilgi kirliliği yayan insanlardır. İsimlerini sayabiliriz ancak gerek görmüyorum. Bunlar bir önem arz etmiyor. Karalama her zaman olacak önemli olan bu karalamalar denklemin hangi tarafında duruyor ona bakmak gerekir. Biz Suriye’de tekfirci teröre karşı savaşmak için mumla insan arıyoruz. Ama bir kişi daha mücadelemize katılsın, ama şu olanağı da mücadeleye sevk edelim, Rus, İranlı, Lübnanlı dostlarımız, dünya devrimcileri gelsin bizimle savaşsın dediğimiz aşamada her şeyini Suriye vatan savunmasına sunan bir Mihrac Ural’ı özel olarak karalamak çok alçakça bir şeydir. Ancak bunları söyleyebilirim.
F. A: 13 Nisan’daki Suriye parlamento seçiminde sandık başında çekilen ve size ait olan fotoğrafların 2014 tarihli olduğu iddiası yine özellikle havuz medyanın muhabirleri tarafından gündeme getirildi. Bu sandık başındaki fotoğraf kareleri güncel mi?
M. Ural: (Gülüyor) Yani şimdi bu akıl o kadar basit ki fotoğrafı yorumluyorlar. Klavyeyi yorumluyorlar. Türkçe ve Latince yazı karakterini yorumluyorlar. Yorumluyorlar da yorumluyorlar, (Gülüyor) benim söyleyebileceğim tek bir şey var; yarın videolarla 27 Mart’tan itibaren başlayan bu süreci gün gün okura, izleyiciye yansıtacağız. Türk medya kanallarının benim ‘öldürüldüğüm’ haberini verdiği an onları seyrederken yaptığım yorumları da vereceğim. Onlar bir taraftan ‘öldü’ derken Mukaveme Suriyyi yiğitleriyle onlarla nasıl alay ettiğimizi görsel-sesli kanıtlarıyla kamuoyunun dikkatine sunacağız. Tek bir ricam var beni sevenler bu halkaları kendilerine sunmam için beklesinler. Diyeceğim budur.
F. A: Hakkınızda gündeme getirilen iddialarla ilgili sorumlarıma ek olarak yapılan Suriye parlamento seçimlerini Cenevre barış görüşmeleri öncesi nasıl değerlendirmek gerekir, katılım boyutuna da dikkat çekerek seçimle verilen mesaj ne anlam ifade ediyor, önce AKP sonra ABD sözcülerinin Suriye seçimleri gerçekleşmeden hemen önce seçimi gayrimeşru ilan etmesini nasıl yorumluyorsunuz?
M. Ural: Suriye’nin beş yıl içinde yaptığı altı seçim var. İki tane mahalli seçim, bir Cumhurbaşkanlığı, bir Anayasa oylaması, bir parlamento seçimleri ve şu an yeniden 13 Nisan’da yapılan parlamento seçimleri. Bu açık bir meydan okumadır. Türkiye’de yüz yıldır yapılan beş tane anayasanın hepsi de askeri darbelerin ürünü anayasalar olmasına rağmen parlamenter, çok partili sistem demelerine rağmen hala sivil bir anayasa yapamadıklarını göz önüne alırsak Suriye’nin yaptıkları bir başarıdır. Bu dediğim gibi bir meydan okumadır, bütün terör şebekelerine ve destekçilerine ben bu halkı temsil ediyorum, bu halk beni tercih ediyor deyişinin açık ifadesidir. Hiç kimse kalkıp devlete ve halka yönelik dünyanın dört bir yanından gelen ruh hastası, insanlıktan çıkmış vampirlerin saldırıları karşısında halkı temsil eden bir yönetimin sessiz kalacağını düşünmesin. Erdoğan Cizre, Silopi’yi, Kürt halkının yaşadığı yerleşim alanlarını Suriye’de gündeme gelen görüntünün on katı fazlasıyla yerle bir etmiştir. Otursunlar kendi halklarına güven vermeyen, kendi halklarının demokrasisi çalan, cumhuriyetin bütün kurumlarını tasfiye eden, bir sivil anayasa yapamayan, Başkanlık sistemi adı altında Portekiz’deki António de Oliveira Salazar gibi bir yönetime gitmek isteyen Erdoğan’ın halkına karşı yaptıklarının muhasebesini yapsınlar Suriye’deki olanları sorgulamadan önce…
Suriye halkı vatanını savunuyor, Suriye yönetimi yayılmacı değil, kendi vatanı için çalışıyor. Beşar Esad yönetiminin halk tarafından bu oranda desteklenmesi, özveriyle arkasında durulmasının nedeni de budur. Türkiye’de Suriye gibi bir durum olsa bunlar bir dakika bile durmadan kaçar. Çünkü temsil ettiği algı hiçbir zaman Anadolu halklarının ortak çıkarlarını temsil eden bir algı değildir. Ama bugün Suriye’de Beşar Esad’ın temsil ettiği ve 14 ilin 13’te hala ezici çoğunlukla hakim olan meşru yönetimin algısı Suriye halklarının algısıdır. İnanç mozaiğinin algısıdır. Etnik bütün varoluşların algısıdır. Meşru yönetim onları temsil etmektedir.
Şimdi bakın ABD kulislerle karar alan bir yol izler. Basında söyledikleri tamamen tüketilmek üzere harcanan sözlerdir. Onlarda şunu çok iyi biliyorlar; dünyanın hiçbir ülkesinde teröre karşı Suriye’nin kahraman ordusunun verdiği gibi bir savaş verilmemiştir. Onlarda bunu biliyor. Ama gerçek anlamda teröre karşı olmadıkları için, Esad yönetimini sıkıştırmak için attığı bütün olumlu adımları olumsuz lanse ederek bundan onu köşeye sıkıştırma çabası sergilemektedir. Birde 5 yıldan beri köleleri gibi çalışan vatan hainlerinin ağızlarına birer bal çalmak için çaba sarf ediyor. ABD’nin basına yansıttığı seçimlerin meşru olup/olmaması olayı hiçbir zaman ABD’nin hanesinde olan bir şey değildir bu sadece ve sadece Suriye halkının hanesinde olan bir karardır. Halkta sandıklara giderek kararını vermiştir. Bir halk yönetimi arkasında bu kadar güçlüce durduktan sonra bu yönetimi yeryüzünde dize getirecek hiçbir kuvvet yoktur.
F. A: Röportaj talebimize cevap verdiğiniz için teşekkür ederim.
M. Ural: Ben teşekkür ederim, kolay gelsin.
-----
Yayınlanma: 20 Nis 16
Kaynak: SON HABER / 7 SABAH


17 Nisan 2016 Pazar

ÖLDÜREMEDİLER...




Mihraç Ural

ÖLDÜREMEDİLER... MİT ve ÜCRETLİ CANİLERİ APTALLIKLARINA YANSIN...


Uzun süre bir çok kişi ve terör grubu, beni öldürmek üzere MİT'in ücretli terör hücresi olarak takip altına alındı. Bir yandan devletimiz, diğer yandan Mukveme Suriyyi güvenlik ekibi, bu şebekeleri kontrol altına alarak, dizgileri ele geçirdik. Süreci de başariyla yönlendirdik. Son aşamada da düğmeye bastık. Plan gereği "Öldürdük" dediler.

Devletle, Mukaveme ekibinin planı tam isabet, "olta tuttu". Sözde tetikçilere ödemeler yapılınca da, finansörler, yatakçılar, aracılar ve MİT uzantısı terör şebekesi tek tek toplanmaya başlandı. Plan ve yakalanan şebekelerin sorgusu için benim görülmemem gerekliydi. Sorgular hâlâ devam ediyor. Biraz sabır, tüm detaylar canlı basın açıklamasında anlatılacaktır.

En yakın çevreden bile, gizli yapılması gereken bir vatani eylemdi. Bu ara tek tek her günümüzü tarihleyerek video kaydına aldık; uzun yıllar gitmediğim ziyaretgahlarımızı da ziyaret ettim, bunlar da tarihe kaydedildi.

Esasinda seçim fotoları indirilmeyecekti, hatali gönderim, mesaj kutusu yerine, FB (facebook) sayfasina 5 dk inişi, önce sevenlerimizce kapışıldı. Engellemeye çalıştık olmadı ve ışik hızıyla paylaşımlar basladı. Ferhat Aktası, Faiz Cebiroğlu'nu vb değerli dostları arayıp düzenleme yapmaya çalıştık ama ok yaydan çıkmıştı; hoş olan, düşmanlarımızın bu fotolara inanmaması ve eski tarihli diye avunarak, çıtayı yükseltip, video istemeleri oldu. Aptallar, içine düstükleri açmazda taraftarlarına, izleyicilerine rezil oluyor ve bir kez daha kendileri gibi karalamacı çömezleri de bataklıkta çırpınmaya başlıyorlardı; komiklikleri, klavyemin değişmesinden, cümle kuruluşlarımı didiklemeye kadar uzanıyordu.

Şimdi durum, sevenlerimin sabırla dönüşümü beklemeleridir. Düsmanlarımız daha da çıldırsınlar, gerisi kolay...

Suriye sever maskesi takınmış MİT kuklası karalamacılar, birer Suriye düşmanı olarak, duruma göre, ağız değiştirmeleri ise ciddiye bile alınmamalıdır. Bunlar dahil tüm duşmanlarımızla alay ederek " öldürüldü" çığlıkları atan TV kanallarını izledik. Düsman kanal yayınları esnasında da video çekimleri yaparak bunlarla alay ettik; tümü video kayıtlarıyla tarihe not düşüldü.

Gerisini, biraz sabırla, bekleyin.

15 Nisan 2016 Cuma

Pusuya, pusu!



Demir Bilgin

26 Mart 2016’tan beri, kendisinden, haber alınamayan Mihrac Ural yani Mukaveme Suriyyi (Suriye Direnişi) lideri, hayattadır. Hayatta olan komutan, yakında bir ”makale” sözlü ya da yazılı olarak patlatır, biliyorum. Makalenin başlığı ne mi  olur? Açıktır: Pusuya, pusudur!

Mihrac Ural, budur.

Mihrac Ural, en zor koşullarda, kendisine  tuzak kurmak isteyenlere bakar, O’nu  tuzağa düşürmek isteyen zavallılara güler.

Mihrac Ural, budur.

Mihrac Ural, Antakya / Suriyeli eylemcisi olarak, tüm kompluları bilir ve onları kendi tuzaklarına düşürmek isteyenleri, kendisi düşürür.

Mihrac Ural mı, pusuya pusu. Tuzağa tuzak kuran bir gerilladır.

Mihrac Ural, budur…

Mukaveme Suriyyi yani Suriye Direnişi lideri, Ali Keyyali (Mihrac Ural) yakında yazacağı ilk makalenin başlığı, bence şu olacaktır: Pusuya, pusu!

Mihrac Ural, budur.

Mihrac’a yıllardır pusu, yani tuzak kurmak isteyenlere karşı, karşılık verir. Kendisi tedbir alır. Bu açıktır.

Mihrac’a, yıllardır, pusu kuranlar, kendi pusularında gömülmüşler, bu da daha açıktır.
Mihrac Ural’ın yeni yazacağı makalenin başlığı da açıktır: Pusuya, pusu!

Bu notumu önceden yazmak istedim.

Bu notumu MİT, Özel Harp Dairesi, itirafçı, hain tövbekârlara ve kiralık katillere karşı yazdım.

Yazmak mı, önceden haber vermektir.

Eylem mi,  önceden haber ver(e)medik, lakin ”pusularınıza pusu” kurduk!

Mihrac mı, söylem ve eylemin kendisidir!

Yazmak mı, eylemde olmaktır!

Mihrac mı, eylemde ve söylemde  Mihraç’tır!



6 Nisan 2016 Çarşamba

MUKAVEME SURIYYE'NİN BASIN AÇIKLAMASI...





MUKAVEME SURIYYE'NİN BASIN AÇIKLAMASI (4 Nisan 2016):

Mihrac Ural: ”Beyt Hileybiyi’de( Lazikiye)....düştüğüm pusuda, yaralı düştüm.”

İşkenceler zindanlar sürgünler Filistin davası için İsrail'e karşı savaştan Müslüman Kardeşlere karşı 1980'li yıllardan savaşa oradan bu günkü Suriye vatan savunması direnişine kadar hayatımın her adımını halkım için adadım.
Beyt Hileybiyi’de Mukaveme Suriyyi güçleri başında bölgeyi özgürleştirirken düştüğüm pusuda yaralı düştüm.
Hala Lazkiye kırsalını Suriye ordusuyla birlikte tutan Mukaveme Suriyyi güçleri, savaşı sonuna kadar sürdürerek bu direnişi zaferle taçlandırmaya ant içmiştir; şehit üzerine şehit 75 yiğidimi yüzlerce yaralımla ben de bir şehit projesi olarak bu savaşın başında yürüyorum.
Özverilerle dolu bu savaşta MİT elamanları, derin devlet çömezleri, Özel Harp dairesi kuklaları bana olduğu kadar halkımın öncülerine, kanaat liderlerine, sevilen şahsiyetlerine karşı karalama kampanyası açıp durdu. Her kesitte bu çömezler teşkilatlarının verdiği görevi yerine getirirken akıl zoru uydurmalarla, ahlak ve insan erdemini ayaklar altına alarak herkese, önlerine gelen herkese karalama yaptılar.
İstihbarat teşkilatın kuklaların aynı şeyi defalarca tekrar ettiler etmeye de devam edecekler; Basınları da bir yandan bizlere saldırmayı sürdürecektir. Bunlar kendi uyduruk yalan ve kurgularını küfür edebiyatlarını aile ahlakları gereği kusacaklardır. İnsanları birbirine düşman etmek, yedikleri sofraya tükürmek, gittikleri her yerde düşmanlık yaratmak Özel Harp Dairesinin verdiği bir görev olarak gündeme gelmektedir.
Oysa yoktan düşman edinmek halkını zerre kadar düşünen bir kimse için bir tercih olamaz.
Bu ancak görev ifa eden satılmışlara ait bir yoldur. Bunu ısrarla sürdürmenin cezasını ise zaman herkese nasıl verildiğini gösterecektir. Siz okurlarım, bu mücadelenin vefakar yiğitleri Suriye günülüleri bu kirli ve karanlık insanlara gereken tutumu göstereceğinizden emin.

Bunlar benim muhatabım olamazlar önümde titreyerek duran, boynu bükük soytarıları hiçbir zaman ciddiye almadım kendi bataklıklarında boğulacaklarını biliyorum Zaman bu sözlerime hakemdir.
İt ürür kervan yürür…Bu karanlık insanlar hak ettiği cevabı okurlarımdan yeterince VERECEKLER.
 
Şimdilik bu yeter...
MİHRAÇ URAL"


17 Şubat 2016 Çarşamba

MEZHEPÇİ BAYKAL, BİR TARİH CAHİLİDİR!




Mihrac Ural

Baykal, bir tarih cahilidir. Irkçı-milliyetçi ve alevi düşmanıdır. Ahmet Hakan’ın programında sarf ettiği sözler, bunun tartışmasız kanıtıdır. Bu bir CHP algısıdır. Bilmeyen ve CHP’ye oy veren özellikle Alevi kesimin bir kez daha nasılda enayice aldatıldığının resmini çizmiştir. Bu hilkat garibesinin tüm iddiaları yalan ve abartmadır. AKP kuyrukçuluğudur. Diktatör, Yeni-Osmanlıcı, yayılmacı hırsıza güzellemelerle siyasal sahnede ayak direyin hizipçi bir aymazdır.

Birincisi; Halep, tarihi Hamadani devletinin tarihidir (845-1035). Bu devlet Alevilerin tarinhteki en önemli ilk devletidir. Emir Ali Seyfüldevli’nin kurduğu (944-967) bu devletin tüm Şam ülkeleri Müslümanlarının imamı da Aleviliğin kuramcısı Hüseyn Bin Hamdan el Hasibi’ydi (kas).
Alevi adı” makalemde “Arap Alevilerinin büyük şeyhi. Hüseyn bin Hamdan el Hasibi bin Ahmad el-Cenbulai (Kas) Irak/Küfe/ Cunbulaa’da H.260 doğdu. Hicri 346’da Halep’te vefat etti (Yaklaşık; M. 873-958). Onu Arap Alevi topluluğu, “Müessis el Ahkam”, “el Muessis el 3akida el Batiniye lil 3eleviyya”, “El Müessis el 3akaidiya lil tarika” olarak değerlendirir.

Hasibi adını dedesine nispeten almıştır; kısaca Şeyhuddin Hüseyn bin Hamdan el Hasibi diye anılır. Amcası İbrahim ibni Hasibi 11. İmam Hz Hasan el Askerinin yanında önemli görevler üstlenmişti. Diğer Amcası Ahmed bin Hasibi önemli bir din adamı ve 12. İmam Hz. Muhammed Mehdi’nin doğumunu kutlayıp tebrik etmek için 11. İmam Hz Hasan el Askeri’nin yanına, konakladığı Samara kentine gitmiştir. Bu da Hasibi ailesinin ehlibeytle olan ilişkisine önemli bir veridir. Bu ayrıntılar ve isimler Şiilerin Peygamber siretinin anlatıldığı kitaplarda yazılıdır. Hasibi’nin Ebul Heysem el Sirri adında bir oğlu ve Sırrye adında da bir kızı vardır. Hamadani devleti Emiri Seyfuldevli’nin de amcası oğlu olduğu belirtilir.” Diyerek anlattığım Hasibi (kas) o kesitin en büyük aydını “akıl süzgecinden geçmeyen hiçbir şeyin şer-i olmayacağını” tarihte ilk kez dile getiren ve bu adımlı tarihte ilk evrimci inancı kuran (Arap Aleviliği) Kuran şahsiyettir; 18.yy Batı aydınlanmasının kuramcısı olan ünlü düşünür Kant’ın (22 Nisan 1724 – 12 Şubat 1804 (Königsberg) )“Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir” sözünde anlam bulan çağın öncüsüdür.

10.yy bunu dile getiren büyük aydın yeryüzünün tüm Alevilerinin ilk kuramcısıdır. Anadolu Aleviliği sözsel miras üzerinde bu bilgenin öğretisini kök olarak alıp yükselmiştir. Anadolu Aleviliğinin 7 kutsal ozanının tüm söylemleri Hasibi’nin (Kas) tezlerinin tekrarı ve devamıdır.

Bu dönemde bin yılların birikimi sentezleşti ve soyutlamalarla yollar, mezhepler ortaya çıktı. Bütün bunlar aklın dinamizmini gösterdi. Aklı da şeriata karşı koyma cesaretini de bilge şeyh El Hasibi (... -960) yazılı hale getirdi. Mevlana (1207-1273), Hacı Bekteş-i veli (1281-1338), Hacı Bayram-ı veli (1352-1429), Şeyh Bedreddin (... -1420) ve bu meşreplerin beslediği ozanlar çağı, Anadoluya aydınlık saçan değişler, nefesler çağı El Hasibi'nin de içinde olduğu bilgelerden beslendi. Şeyh Bedreddin, Hacı Bektaş-i veli, Hacı Bayram-ı veli bu bilgenin, 1100 yıl önce yazdığı, belge haline gelmiş kitaplarındaki değişlerin bir biçimdeki yansımalarını terennüm etti, çevrelerine yaydı. Anadolu’nun yedi ulu ozanı NESİMİ, HATAİ, YEMİNİ, VİRANİ, PİRSULTAN ABDAL, KUL HİMMET, FUZULİ bu kaynaktan beslendi..” (Mihrac Ural; “Bilgelerin Talibi” makalesinden)

Hasibi’nin (Kas) yazılı onlarca eseri bulunmaktadır (Çoğu batini olan eserler) Bunlar arasında sadece “Hidayetül Kübra” yayınlanmıştır (Türkçesi de yakın zamanda Türkiye’de okura sunulmuştur.

İşte bu bilgenin çağı Hamadanilerin devlet merkezi Halep’ti. Alevilik Halep’te doğdu. Bunu Baykal gibi bir cahilin bilmemesi normal; aklı fikri ırkçı-milliyetçi –mezhepçilikle karanlık hale gelen birinin bilememesi kadar normal bir şey yoktur.
Alevi dağlarının tüm Alevi mezhep topluluğu Hamadani devletinin vatandaşlarıydı. Bu güne kadar da varlıklarını direnerek koruyan bu halk, 1516’da Mercidabık’la birlikte yaşadıkları tarihi Alevi kıyımına rağmen topraklarından sökülmemiş 500 yıl sonra da olsa tüm bu dağ silsilesini kurtarmış bulunmaktadır. Bu da vatan hainlerine karşı alınacak en meşru savunmacı tutumdur. Baykal bu konuda da ırkçılığın en rezil söylemleriyle müptela siyasi bir mevtadır.

İkincisi; Esad ve Suriye ordusu asla Nusayri (Alevi) ordusu değildir. Subay eratı ve komuta kademesiyle çoğunluğu Sünni olan ( Suriye inanç demografyasının doğal ve demokratik sonucu ), Suriye Arap ulusalcılığı üzerine yükselen ülküsüyle Suriye ordusu, Suriye’nin meşru hükümetinin siyasal kararlarına uyar. Suriye halkının bağımsız siyasi iradesinin bu koşullarda en geniş bileşkesini temsil eden bu ordu Suriye’nin her santimetre karesine olduğu kadar Halep’e de girme, bu büyük şehri teröristlerden temizleme görev öve sorumluluğu vardır. Kaldı ki, Halep’in mezhepsel dokusu ile terör şebekelerinin Wahabi – Selefi mezhepleriyle uzak yakın hiçbir ilişkisi yoktur ve Wahabi terör şebekeleri Halep’i yakıp yıkan dokusunu alt üst eden taraftır bunlar da doğrudan diktatör Erdoğan’ın desteğiyle yapılmıştır. Hiçbir biçimde Halep’in inanç dokusuna uygun olmayan (Halep’te var olan çoğunluk Sünni mezhep, Alevilik Şiilik Hıristiyanlık Dürzi ve İsmaili’lik yanı sıra Hanefi ve Şafidir) yıkıcı mütecaviz Wahabiliktir; tekfirci olan bu sapkın mezhep Halebi diktatör Erdoğan’la birlikte yok etme çabasında olandır. Baykal cahili bunu bilmeyecek kadar bunamış tarih dışı bir hilkat garibesidir.

Üçüncüsü; BM üyesi bağımsız bir komşu ülkenin iç işlerine karışma arsızlığı Baykal’a da diktatör Erdoğan’a da düşmemiştir, düşmeyecektir de. Suriye halkı ve meşru yönetimi nerede ne yapacağının kararın verecek tek güçtür ve bu karar verilerek zafer üzerine zafer kazanılmakta ve Halep tam kuşatma altına alınıp teröristlerden kurtarılarak özgür olacaktır.

17 Şubat 2016 / Çarşamba - Lazkiye



20 Ocak 2016 Çarşamba

Küçük Perinçek: Birbirlerinin komiği!



Faiz Cebiroğlu

Yalçın Küçük, bir kez daha Doğu Perincek'in komiği oldu. Perinçek'te komikti ama ikisi de birbirlerinin komiği oldular. Perinçek, Yalçın Küçük'ü yine ”Ulusal Kanal'dan” kovdu. Küçük'te, Perinçek'in komiği oldu. İkisi de komikler: birbirlerinin komikleridirler.

Perinçek: kendisinin komiği oldu.

Küçük: Perinçek'in komiği oldu.

Küçük Perinçek: Birbirlerinin komiği oldular.

Yıllar öncesinde, Perinçek: kendisinin komiği olarak yazı yazmıştım. Aynı yazı, Yalçın Küçük için de geçerlidir.

Şudur: Perinçek ve Küçük: Birbirlerinin komikleridir-ler.

Yalçın Küçük, Türkiye İşçi Partisi'ne girdi: Behice Boran'ın komiği haline geldi. Kovuldu!

Yalçın Küçük, Sosyalist İktidar'a girdi: Metin Çulhaoğlu'nun komiği oldu. Kovuldu!

Yalçın Küçük, Toplumsal Kurtuluş'a girdi: Fadıl Ölmez'in komiği oldu. Kovuldu!

Yalçın Küçük, Kürdlere dayandı. Aponun komiği oldu. Kovuldu!

Yalçın Küçük, orducu sosyalistim dedi. Ordunun komiği oldu. Kovuldu.

Yalçın Küçük, Perinçekçiyim dedi. Perinçek'in komiği oldu. Kovuldu...

Evet....Yalçın Perinçek birbirlerinin komikleri oldular. Birbirlerini kovdular.

Ulusal Kanal ve Ulusal Ordu: Küçük Perinçek oluyor.

Birbirlerini kovmuşlar.

Birbirini kovmak, gülünç oluyor.

Küçük Perinçek, birbirlerinin komiği oluyor.

TC politik tarihinde gülünçlük: Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek oluyor.

Küçük Perinçek'i, sosyalist hareketten kovmak, yine bizlere düşüyor!



17 Aralık 2015 Perşembe

“FIKIH İSLAMI” - ORİENT TV VE KÜRTLER...



Mihrac Ural

Suriye'de YPG ve doğrudan Kürt düşmanlığının ana kaynağı Türkiye'de de olduğu gibi dinci çevrelerdir. İŞİD'in de Nusra Cephesinin de ÖSO ve diğer terör şebekeleri selefi cinayet girişimlerini de ağır tarzda Arap ırkçı-milliyetçi yayılmacı olduklarını belirtip, bu çevrelerin geleneksel Kürt düşmanlığını en ağır biçimde sürdürdüklerini belirteceğim. Özellikle son Haseki- Malki beldesinde yapılan “Demokratik Suriye Meclisi” toplantısının, Riyad'ta yapılan ve eli silahlı terör şebekelerinin çoğunluğu oluşturduğu toplantıya muhalif olarak belirmesi, Suriye yönetimine düşman bu çevrelerin ağzı salyalı bir azgınlıkla Kürtlere saldırmaya başladığını görmekteyiz. Kimi muhalifler, hakim oldukları bölgelere YPG'nin girişini yasaklaması ve Kürtleri kendi beldelerinden tehcir etmeye çalışması bu çevrelerin sözcüsü olan Orient News kanalından kesintisiz bir propaganda olarak verilip, tüm terör çevreleri bu yönde kışkırtılmaktadır.

DEMOKRATİK SURİYE MECLİSİ” VE TERÖR

Demokratik Suriye Meclisi” adlı meclis bir muhalif meclistir, aralarında yurtsever olmayan şiddetten yana kimi marjinal grupları da içermektedir. Ama bu meclis ülke özgürlük ve demokrasiyi, ülke bütünlüğünü savunan ve dış müdahaleye kesin karşı olan duruşuyla siyasal çözüm için en uygun olan meclistir. Bu meclis aynı zamanda Kürtlerin haklarını anayasal güvencelerle bağlamak isteyen Suriye mozaiğini temsil eden yapısıyla (özellikle başkanlığına "buğday dalgaları" hareketi başkanı barışçıl demokrat muhalif Heysem Mennah'ın getirilmesi, yakın dönem Başbakan yardımcısı Ekonomi Bakanı (23 Haziran 2012 – 29 Ekim 2013) SKP’li komünist Kadri Cemil’in de olması) dinci terör şebekelerinin korkunç tepkisine yol açmıştır.

Bu meclisin ev sahipliğini yerine getiren PYD-YPG elbette Suriye'deki tek Kürt hareketi değildir, ama en organize en geniş temsilciliğiyle ağırlığı olan bir hareket. Bu harekete yapılan saldırı tüm Kürt halkını hedef almış demektir. Uzun zamandır yaptığım gözlemlere dayanarak söyleyebilirim ki Orient TV kanalı YPG yi her zaman Esad'ın dostu, göstermeye çalışmıştır. Suriye ordusuyla YPG arasında ciddi hiç bir çatışma olmamasına karşın esir askerlere çok iyi muamele edilerek ailelerine tekrar emin yollarla ulaştırılmalarına karşın lokal çatışmalar da oldu. Bu durumda her iki taraf vatanseverce davranarak sorunları çözdü. Ama bu lokal çatışmalar da bile Orient TV kanalı YPG güçlerini Suriye ordusunun yedek gücü olarak yansıtmaya çalıştı. Demokratik Suriye Meclis toplantısından sonra ise tam çözülerek pervasız saldırılarını yükselttiler; ağır suçlamalar kadar askeri önlemler bile alınması için çağrılar yapılmaya başlandı.

Olayın gerçeğinde ise Kürtleri Riyad toplantısına çağırmayan kendileri, dışlayan, öteleyen, horlayan hep kendileri. Çünkü bunlar ırkçı-milliyetçi yayılmacı olarak farklı etnik varlıklara asla tahammül etmezler. Bakmayın “İslam ümmeti” demelerine, bunların ümmetleri ırkçı- yayılmacı Arapçılıklarıdır.

Bilenler için her şey açık. Bunu defalarca yazdım Suriye ordusu ve YPG düşman değildir ortak vatanın iki önemli gücüdür ve er ya da geç ortak mevzide teröre karşı savaştıkları gibi yeni Suriye'nin kuruluşuna birlikte katkı yapacaklardır. Bunu çok iyi bilen terör şebekeleri kendi kanallarında akıl almaz suçlama ve askeri önlemlerle Kürt halkına karşı ırkçı-milliyetçi yayılmacı kin gösterilerine bu son dönemde büyük bir ağırlık verdiler. Bunun bir boyutu da diktatör Erdoğan ve kıyımlarına destek olduğu açıktır.

Demokratik Suriye Meclisi terörden uzak duruşu özgürlük ve demokrasiyi ve Kürtlerin anayasal haklarını savunması dış müdahaleye karşı çıkışıyla gösterdiği vatansever çizgi, tüm terör güçleriyle arasındaki kırmızı çizgileri güçlendirmiştir. Bu ise tüm terör şebekelerini ve medyasını çıldırtmıştır.

FIKIH İSLAMI” VE TERÖR

Din istismarcıları diyelim, isteyen dinin kendisi desin sonuç itibariyle dünyanın her köşesinde terör ve İslam artık bir bütün olmuştur. Din bu ithamdan kurtulmak için de hiç bir şey yapılmadığı açıktır. Din erbabının sarf ettikleri her cümle bunu daha da bir bataklık haline getiriyor. Din adına şunları bile söylemekten çekinmeyenler az değildir; "Beni Kurayza aşiretinin bine yakın adamının kafasını eliyle kesen peygamberimiz değil mi? Peygamber efendimizin yaptığı işler “sünnet” ise buna karşı neden tepkilisiniz" demeleri burada daha da bir anlam taşıyor.

En iyimseri “ İŞİD’in yaptığı kelle kesmeler dine aykırı değil bunun nedeni İslam fıkhıdır. Bu fıkıh farklı kaynaklardan beslenir ve bundan dolayı da kaynaklarından biricik olanı değil, biri olan Kuran’ı ikincil görür. Çünkü “Fıkıh” yaşayan İslam’dır ve kaynakları ( Sünnet, Hadis, Kuran, icma, Kıyas.. vb) birden fazladır. Böylece ikinci plana düşen Nas (Kuran) artık İslam’ı değil o gün hakim olanların isteğine göre şekillenen bir din haline gelir.” Bu izahta kelle kesme ve İslam dini arasında hiçbir fark bırakmayan din adamlarının terörün dünyadaki ana kaynağının İslam olmasına önemli bir katkı sağlamış oluyorlar. Buradan hareketle İslam fıkhı yerine ben “Fıkıh İslamı” tanımını daha uygun gördüğümü belirteceğim. Suriye’de tüm dinci akımlar terörde anlam bulan vahşetin ırkçı-yayılmacılığın biricik kaynağını oluşturuyorlar. Baas milliyetçiliği ve olduğu kadar taşıdığı ırkçılığı bunların karşısında bir hiç kalır.

Bu çevreler özelliklede Arap olunca, Peygamberimiz Arap, dinimiz de Kuran'ımız da Arapça, cennetin dili de tüm insanlar için Arapçadır der dururlar. Emevi imparatorluğuyla doruk yapan bu ırkçı yayılmacı milliyetçi algı her zaman İslam’ın Muaviye şeriatı kanatları altında beslenip yürümüştür (Fıkıh İslam’ı burada en olgun haline gelmiştir, tam da sultanların istediği dünyevi maddi çıkarlar için bir şiddet dini).

Diğer İslam mezhepleri Arap olsalar bile ezilmiş dışlanmış kıyıma bile uğramıştır (Arap Alevileri bundan en ağır payı alan kesimler olmuştur ve bu nedenle Aleviliği kendine kimlik olarak Arap olmaktan daha fazla taşıma eğilimi gösterirler) Bu algı Baas partisiyle nispeten yumuşatılmış ise de "Ümmeton Arabiyaton vahida, zat-i risale-i halide" denilerek yayılmacılıktan bir adım geri atıp kendini sadece Arap ülkelerinin birliği düzeyine düşürmüştür. Ancak bu her bir Arap ülkesinde ( özellikle iktidara geldikleri Irak ve Suriye'de) diğer etnik dokulara karşı kültürel ağır milliyetçi baskı ve Araplaştırma şeklinden kurtulamamıştır. Suriye’de özellikle dinci Arap aşiretlerinin kışkırttığı mera, su kaynakları gibi alanlarda iç yayılmacı Arap kemeri bunun ifadesidir. Ancak bunlar da artık tarih oldu yeni koşul ve Kürtlerin tüm haklarının anayasal güvence içinde olması ve Kürt halkını koruma birliklerinin(YPG) artan rolü atlanamaz durumdadır. Tümüyle dinci terör şebekesi olan İŞİD, NUSRA, ÖSO ve türevlerinin değişmeyen kanaatleri Kürt düşmanlığı, Arap ırkçı-milliyetçi yayılmacılığıdır.

SONUÇ

Orient TV kanalı, azılı bir Kürt düşmanı kanaldır. Bu satırların yazarı her zaman Arap ırkçı-milliyetçi yayılmacılığını ve bunu temsil eden siyasal medyasal etkinlikleri şiddetle lanetlenmiştir. Çünkü terör ve ırkçılık ikiz kardeştir. Bunu en iyi Türkiye’de bu dinci soytarı diktatörün yaptığında görmek zor değildir. Bu kirli bir algı ortak vatanda barış içinde kardeşçe yaşama şansını yok eden algılardır. Suriye’yi yakıp yıkan terörün kaynağında da bu yönelimler bulanmaktadır. Suriye’deki kanlı kıyımların sorumlusu olan terör şebekelerinin sözcüsü olan bu kanalın sahibi, Arap ırkçısı bir İdlipli Suudi-Haliç sermayedarı Ğassan Abbud'tur. Kirli ve karanlık sermaye birikimleriyle Esad yönetimine yağ çekerken gördüğü itibarsızlık üzerine kendine benzer çevrelerle birlikte olmayı muhalefet yaparak terörü desteklemeye başlamıştır.

Suriye olayları başlar başlamaz yayın faaliyetini ülkeden çıkararak akıl almaz abartı yalan demagojilerle kaosu, terörü desteklemeye başladı ; "kim olursanız olan ne yaparsanız yapın yeter ki Suriye devletini yıkınız" aklıyla çalışan bu kanal terörün ırkçılığın simgesidir. Bu gün yapmakta olduğu Kürt düşmanlığı ise olayları yakından izleyenler için çok boyutlu anlamlar taşımaktadır.

Son cümlem de şudur; tekrarla belirteyim Beşşar Esad’ın da liderliğinde tüm yurtseverlerin amacı haline gelen Demokratik Suriye direnişi terörü hezimete uğratacak haklı tek algıdır.

* 6 Aralık 2015 / Çarşamba- Türkmen dağı