2 Temmuz 2020 Perşembe

Marksizm nedir, bir ideoloji midir?




Demir Bilgin

demir.bilgin@yahoo.dk

Bilimsel fikirleri, fikirler sistemini tanımlamaya devam ediyorum. Marksizm nedir? Marksizm bir ideoloji midir? Sorusunu sorarak yazıma başlıyorum.

El-Cevabım, kısa, açık ve net olacaktır.

Karl Marks’ın fikir ve yöntemlerine dayanan sosyal teoriye, fikirler sistemine, Marksizm diyoruz.

Marksizm siyaset, ekonomi ve tarih bilimidir. Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından kuruldu.


Bu fikirler nedir?


Bir: Diyalektik materyalizm.

İki: Tarihin evrim teorileri.

Üç: Kapitalizmin temel yapıları, burjuva devrimlerin analizi gibi bir felsefe, bir fikir sistemi.

Bilim, pedagoji, sınıf çelişkileri, savaş, sanat, din ve kültüre dair her şeyi kapsayan sosyal teori.


A) Bilim teorisi.

B) Tarih felsefesi.

C) Kapitalizmin kapsamlı analizi ve eleştirisi.

D) Sınıfsız toplum. Özel mülkiyetin ortadan kaldırılması.

Marksizm adlandırılan bu fikirler, Marks’ın kitaplarında mevcuttur.


Komünizme dair en temel fikirler ise, 1848’de, F.Engels ile, Komünist Manifesto’da yazıldı.

Bu dinamiksel anlamda, Marksizm bir ideoloji değil, eyleme rehber olan bir fikirler sistemi, bir sosyal teori oluyor.


İdeoloji ile teoriyi birbirine karıştırmamak gerekir. İdeoloji, teori değildir. Teori de, ideoloji değildir.

İdeoloji, altını çiziyorum, kilitlenmiş toplu fikir ve bakışlardır. Bu, şu demektir:

Var olanı olduğu gibi savunmaktır. Var olan fikirler ise, sorgulanmaz, değişmez ve doğrudur. Bu fikirleri olduğu gibi kabül etmek ve eyleme geçirmek gerekiyor.

Teori ise, var olan gerçekleri anlamak, açıklamak ve bunun doğrultusunda hareket etmektir.

Nasıl bir tavır ve hareket edileceğinin rehberi, teori oluyor.

Var olan durum, realite nedir ve bunların birbirlerine nasıl bağlı olduğunu açıklamak, teori oluyor.

Marksizm, bu bağlamda, bir ideoloji değil, eyleme rehber olan ve sürekli geliştirilmesi gereken bir sosyal teori ve fikirler sistemidir.

Unutmamak gerekiyor, Marksizm bir ideoloji olsaydı, Leninizm olmazdı.


Soru - cevap yazımı bitiriyorum.


Bizlere ters öğretilen fikirleri düzeltmeye devam edeceğim...

20 Haziran 2020 Cumartesi

Afrin İşgali üzerine birkaç not...


Faiz Cebiroğlu
faizce@hotmail.com


Mart 2018’de, Rojeva / Afrin işgali ile başlayan soykırım, yağma, tecavüz, katliam,asimilasyon ve tehcir iki yıldır devam ediyor. En son 16 yaşında Kürd kız çocuğu Melek Nebih Halil kaçırıldıktan sonra tecavüz edilip öldürüldü. Yine, Afrin kent merkezinde bulunan hapishanede, işkence, tecavüz ve öldürme had safhadadır. Bu ve buna benzer olaylar aralıksız bir şekilde devam ediyor.

Ne yazık ki, Putin, 2018’de, Rusya’nın Afrin üzerindeki hava sahasını Receb’e açıp, Afrin’deki işgal ve katliamı açık bir şekilde onaylamış oldu. Aralıksız bir şekilde ve içerisinde zehirli gaz bulunan bombardıman uçakları ile, Afrin yakıp yıkıldı. İnsanların, bombalardan kaçıp, evlerini, barklarını bırakıp tehcir edilmesine vesile oldu. 200 binden fazla insan, başka bölgelere göç etmek zorunda kaldı.

İşgalci Türk güçleri ve buna bağlı islami jihadist kiralık katiller sürüsü, Afrin’de her şeyi tahrip ettiler. Yok ettiler. Tarihi eserler tahrip edildi, Antik eserler çalındı. Afrin’in zeytinleri ve tüm yer üstü kaynakları yağmalandı. Yağmalanıyor. Bu birinci noktadır.

İki: İşgal ile birlikte, Afrin’i Kuzay Halep bölgesinden ayıran bir beton duvar inşa edildi. Duvar şeridi boyunca “İşgali Gözetleme Kuleleri” kuruldu.

Üç: İşgal ile birlikte ilan edilen Şeriat Nizamı ve bu nizama hizmet verecek “Şeriat Medreseleri” kuruldu. Kurulan medreselere, Afrinde ölen Türk asker ve subayların isimleri verildi.

Medreselerde, Türkçe eğitim verilmekte ve Türk bayrağı dalgalanmaktadır.

Dört:
Afrin’deki tüm köy ve beldeler, saha ve bulvarların isimleri, Türk isimleri ile değiştirildi.

Beş:
Afrin’deki, resmi dairelerde kullanılmak için, “Tc İşgal Kimlik Kartları” çıkarmak zorunlu hale getirildi. Bu karta sahip olmayanlar Afrin’de hiç bir hakka sahip bulunmamaktadır.

Evet...Şu anki Afrin, özetle budur.

Afrin, klasik sömürgecilikten daha beter bir şekilde, dünya gözleri önünde, Tc tarafından işgal edildi; işgal edilmesine izin verildi.

İşgal, iki yıldır en barbar yöntemlerle devam ediyor.

Parantez açıyorum.

A) Suriye, Afrin’i işgalden kurtaracağını, defalarca kez bildirmesine rağmen, Rusya / Putin’in müdahalesi nedeniyle, bu gerçekleşmedi.

B) Suriye, Afrin’den önce, İdlip’i, işgalci Türk güçleri ve buna bağlı islami jihadist kiralık katiller sürüsünden temizlemeye kalkıştı. yine, Rusya / Putin’in engeline takılmış oldu. Olmadı. Afrin yetmedi. Putin, İdlip’i de Receb’e verdi.

Parantezi kapatıyor ve notlarımı şu sonuçla bitiriyorum:

Genelde Rojeva’dan, özelde Afrin’den katliam, tecavüz, ve soykırım haberleri vermek, bunları sosyal medyalarda paylaşmak hiçbir şey ifade etmez ve var olan fiili işgali ortadan kaldırmaz.

Artık vakit kaybetmeksizin, işgale karşı birleşmek ve Afrin’i işgalden kurtarmak gerekiyor.


11 Şubat 2020 Salı

“Sınıf Mücadelesi” aslında nedir?




Fikret Başkaya

İyi bilinen şey, tam da iyi bilindiği için, aslında bilinir değildir. Bilgi sürecinde kişinin kendisini ve başkalarını yanlış yönlendirmesinin en yaygın yöntemi, bir şeyin iyi bilindiğini farz edip o şekilde kabul etmektir”.
Georg W.F. HEGEL

Hegel’den hareketle, ‘bildiğimizi sandıklarımız ’ gerçek durumla ne kadar ‘örtüşüyor?’ sorusu akla gelmelidir… Mesela İşte ‘sınıf mücadelesi’ aslında nedir? ‘İlkel Komün’ün’ sona ermesiyle başlayan sınıflı toplumlar çağı, tartışmasız sınıf mücadeleleri çağıydı… Boşuna ‘Komünist Manifesto’da, “Bu güne kadarki tüm toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir” denmemştir…

Sınıf mücadelesi dendiğinde ekseri, işçi sınıfının ücret artışı, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, vb. için yürüttüğü mücadeleler akla gelir… Elbette işçi sınıfının bir ‘ücretli kölelik’ düzeni olan kapitalizme, sermaye sahibi olan sınıfa karşı yürüttüğü mücadele tartışmasız bir sınıf mücadelesidir… İyi de hepsi ondan mı ibarettir? Sınıf mücadelesinin başka biçimleri yok mudur? Burada bir parantez açarak, İşçi sınıfının yürüttüğü mücadelenin ‘sınırına’ dair bir şeyler söyleyelim… Burjuva düzeni dahilinde yürütülen mücadeleler sonunda elde edilen kazanımlar: işte ücret artışı, vb. nihai kazanımlar değildir.. Her an geri alınabilir ve alınabiliyor… Kaldı ki, öyle bir söylem olsa da, 'burjuva demokrasisi' diye şey de yoktur, mümkün de değildir. Zira, kapitalizm ve demokrasi antinomik kavramlardır. Biri olursa diğeri olmaz... Demokrasi insanlar arasında politik, ekonomik ve sosyal eşitliği varsayar ve bunlar arasındaki tamamlayıcılık ve karşılıklı belirleyicilik ilişkisi hayatî öneme sahiptir... Bu yüzden demokrasi ve kapitalizm yan yana getirilmesi uygun olmayan kavramlardır. Zira, kapitalizm böler, kutuplaştırır ve dışlar. Oysa demokrasi her türlü hiyerarşiyi ve ayrımcılığı reddeder...

Öyle bir kabûl, mülk sahibi sınıf olan burjuvazinin kendiliğinden demokrat olabileceği anlamına gelir. … Bu, sosyal kazanımlar için olduğu gibi, politik kazanımlar için de öyledir… Başka türlü söylersek, ‘burjuva demokrasisi’ diye bir şey yoktur ve asla mümkün de değildir… Esasen ‘burjuva demokrasisi’ denilen, işçi sınıfı başta olmak üzere, ezilen-sömürülen sınıfların burjuva düzeninden kopardıkları sınırlı hakların ve özgürlüklerin toplamından ibarettir… Aksi halde bu ‘burjuvazinin kendiliğinden demokrasi yanlısı olduğu’ anlamanı gelir ki, öyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır… Koşullar oluştuğunda egemen sınıflar tarafından her an geri alınabiliyor… Nitekim, XX yüzyılın ilk yarısında, esas itibariyle de II. Emperyalist Savaş sonrası üç on yıllık dönemin kazanımları, ‘sosyal devlet’, neoliberal gericiliğin dayatıldığı 1980 sonrasında bir bir aşındırıldı… Benzer bir durum politik, demokratik haklar için de geçerlidir…

Köle isyanları, ulusal kurtuluş için yürütülen mücadeleler de sınıf mücadelesidir… Santo Doningo’da [bu günkü Haiti] Toussaint L’Ouverture önderliğinde Fransız kolonyalizmine karşı yürütülen Siyah Kölelerin isyanı bir sınıf mücadelesi değil miydi? Fransızların defedilmesi sadece Haiti’de değil, tüm Orta ve Güney Amerika’da [Latin Amerika] şeylerin seyrini değiştirmişti… Kıt’a da köleciliğin lağvedilmesiyle sonuçlanmıştı… Amerika kıt’asının ilk devrimiydi… İrlandalıların İngiliz Kolonyalizmine ve köleleştirme saldırısına karşı mücadelesi de bir sınıf mücadelesiydi. İkinci Dünya Savaşı ertesinde sömürge haklarının ulusal bağımsızlıkları için yürüttükleri mücadeleler de bir sınıf mücadelesiydi… Cezayir halkının Fransız sömürgeciliğine karşı yürüttüğü mücadele, tartışmasız bir sınıf mücadelesiydi… Çinde Mao Zedong önderliğinde Japon kolonyalizmine karşı yürütülen şanlı mücadele bir sınıf mücadelesi değil miydi?... Elbette hepsi bundan ibaret değil… Güney Afrika’da Nelson Mandela önderliğinde Siyahların Irkçı [Apartheid] rejime karşı yürüttüğü mücadele, aynı şekilde ABD’de ırk ayrımcılığına karşı mücadele de öyle… Türkiye’de Kürtlerin yürüttüğü özgürlük ve haysiyet mücadelesi de bal gibi sınıf mücadelesidir… Velhasıl neden söz ettiğini bilmek önemlidir… F. Engels, boşuna: “Her türlü sağlam ve özgür gelişmenin temel koşulu, ulusal kölelikten kurtulmaktır’ dememiştir… Aynı şekilde L. Troçki de, bu konuda şöyle diyordu: “ Son derece ezilmiş bir milliyetin üzerinde milli bilincin doğmaya başlaması, o ulusun sadece politik emperyalizme karşı değil, aynı zamanda kültürel emperyalizme karşı da kurtuluş bayrağını dalgalandırmaya başlaması, o ulusun kendi insanlık onurunun bilincine varma yolunda attığı önemli bir ilk adımdır ve bu insanlık için muazzam bir gelişme anlamına gelir”.

Bir ulusun, bir halkın özgürlüğü, haysiyeti, onuru için yürüttüğü mücadele tartışmasız bir sınıf mücadelesidir. ‘Ulusal’ [politik] bağımsızlığın’ kazanılması gereklidir, olmazsa olmazdır ama yeterli değildir… Ekonomik bağımsızlığın kazanılması da gerekir ki, öyle bir şey kapitalizm dahilinde mümkün değildir… Zira, kapitalizmi demek, sadece ‘bir sınıfın başka bir sınıf aleyhine zenginleşmesi’ demek değildir, aynı zamanda bir ulusun başka bir ulus aleyhine zenginleşmesi’ de demektir ki, bundan politik bir sonuç çıkarmak mümkündür: Küresel bir sistem olan kapitalizme karşı enternasyonal planda mücadelenin gerekliliği… Eğer, sadece politik bağımsızlık düzeyinde kalınırsa, neokolonyalizm [yeni sömürgecilik] kaçınılmazdır… Şimdilerde olduğu gibi…

Kadınların kendilerine dayatılan erkek merkezli, ayrımcılığa, Patriyarka’ya, aşağılanmaya karşı yürüttükleri mücadele, feminist mücadeleler de bir sınıf mücadelesidir… Aynı şekilde doğal yaşam alanlarını yok eden, güzel gezegeninizi yaşanmaz bir yer haline getiren kapitalist yağma ve talana, ekolojik yıkıma karşı mücadele de bir sınıf mücadelesidir… Sınıf mücadelesini sadece ‘işçi sınıfı mücadelesine’ indirgeyen yaklaşıma hapsolmak, kapitalizmi aşma, yeni bir şey yapma amacını zaafa uğratıyor… Bütün mesele son tahlilde aynı ortak amaca endeksli bu mücadelelerin bütünlüğünü, bunların uygun bir eklemlenmesini gerçekleştirme basiretini ortaya koyabilmekle ilgilidir…

Esasen, sözünü ettiğim tüm bu mücadele biçimlerinin ortak paydasında – veya hepsini yatay kesen- haysiyet mücadelesi vardır. ‘Eşitlenme’, ‘tanınma’, ‘hak ettiği saygıyı görme’ ‘sömürü, baskı aşağılanmadan kurtulma’ amacı ve haklı isteği vardır… Fakat şimdilerde her zamankinden farklı bir şey var: Ufukta insanlığın ve uygarlığın sonunu getirebilecek emareler beliriyor… Vakitlice müdahale edilmezse, geriye kurtarılacak pek bir şey kalmayabilir… Velhasıl, sadece haysiyetli insanlar olarak yaşamak için değil, insanlığın ve uygarlığın geleceğini kurtarmak için de sorumlu insanlar olduğumuzu kanıtlamak, o amaçla da gereğini yapmak zorunda olduğumuz bir zamandayız…


19 Kasım 2018 Pazartesi

Recebin hafiyeleri…





Demir Bilgin

Receb ve kabile iktidarı, aynı zamanda bir hafiye iktidarıdır. Hafiye, Arapça sözcük, gizli polis demektir. Hafiye, hafiyeler, Receb ve kabilesine çalışan gizli polisler oluyor. Gizli polis, ya da hafiyeler, sanal alana da el atmışlar, nerede bir Receb eleştirisi varsa, eleştiri sahiplerini buluyor ve hapse atıyorlar. Örnek olsun: Facebook. Türkiye’de, Facebook’ta, yaptıkları paylaşımlar yüzünden onlarca kişi gözaltına alınmış ve zindanlara atılmıştır.

Receb iktidarı mı, bir hafiye iktidarıdır.

Receb iktidarı, 2. Abdul Hamit’in kopya iktidarıdır.

Recebin hafiyeleri, 2. Abdulhamit’i kıskandırmayacak kadar varlar. Her alanda varlar. Yarasalar gibi besleniyor ve yaşıyorlar. Aynı zaman tünelinden gelmişler ve şimdi de, Receb kabile nizamın ayrılmaz parçası olmuşlar.

Receb iktidarı mı, bir hafiye iktidarıdır.

Evet…Receb’in hafiyeleri, facebook’a da el atmışlar; Receb karşıtı onlarca kişi gözaltına alınmış ve zindanlara atılmıştır.

Receb ve nizamını eleştiren herkesi arıyorlar; ya dışarda, ya da hapishanelerde öldürmek içindir.

Peki çare nedir?

Çare mi, biziz.

Çare mi, hafiyelere ve hafiyeleri atayanlara karşı, mücadele etmektir.

Receb nizamının hafiyeleri var diye, geri çekilmek, sanal alemi Recepçilere teslim etmek, devrimcilerin felsefesinde yeri yoktur.

Çare mi, tüm yollarla Receb ve kabile nizamını devirmektir…

Receb’in hafiyeleri mi, artık boş çuvaldır.

Boş çuval mı, dik durmaz.

Receb’in hafiyeleri mi, sanal alemde de dik durmaz, durmayacaktır.

2.Abdulhamit’in hafiyeler sistemi de dik durmadı.

Güçlü, 2.Abdulhamit sistemi de, Receb’e tutmaz, tutmayacaktır!

Receb iktidarı ve hafiyeleri mi, tarumar olacaktır!..

10 Kasım 2018 Cumartesi

Politika, gerçeği görmenin sanatıdır.






Demir Bilgin.
Politika, gerçeği / gerçekleri görmenin sanatıdır.

Politika, imkansızı imkan haline getiren bir sanatır.


Türkiye’de politika ise, gerçekleri görmemek oluyor. Yazık oluyor.

Uzaklardan ve kutup yakınlarından yazıyorum. İpuçlarını veriyorum:

Bir: Tali çelişkiler var ve iki, temel çelişkiler var:

Tali çelişkiler, bir an önce çözülmesi gereken çelişkilerdir.

Bu tali çelişkilerden zarar gören toplumun geniş kesimlerin birleştiği bir blok ve bu bloka hitap eden ”Asgari Proğram” oluyor.

Asgari Proğramın noktaları vardır:

A) Türkiye’de, Receb ve kabile düzenini bir an önce düşürmektir.

B) Recebi halk adına yargılamaktır.

C) Receb ve kabile düzeninde, toplumun tüm kesimlerinde yuvalanan bu kabileyi tasfiye etmek, ortadan kaldırmaktır.

D) Receb’in selefi İŞİD’çi Ak Partisini kapatmaktır.

İki: Bu tali çelişki çözüldükten sonra, toplumun temel çelişkisini çözmek için mücadeleye devam edilir. Temel çelişki: Emek – sermaye çelişkisidir.

Sonuç alıcı politika budur. Bu olmalıdır.

Politikada gerçeği / gerçekleri görmenin sanatı budur. Bu olmalıdır.

Bunları bilmemek acı oluyor; politika sanatını görmeyip, Anadoluyu, Receb ve kabilesine teslim etmek, acı oluyor.

Türkiye’de bu temelde bir politika geliştirilmezse, ne yazık ki, tüm Anadolu halkları için uzun sürecek bir katliam ve soykırım devam edecek demektir.

Bu notum, bir uyarı notu oluyor.

Bu notum, Anadolu halklarına sahip çıkmanın notu oluyor.

Bunları yazdım.

Çok geç olmadan, asgari proğramda birleşip, Receb ve kabilesinden kurtulmanın ipuçlarını verdim.


28 Eylül 2018 Cuma

Utanmaz Alman Yöneticileri!



Demir Bilgin

Utanmaz Alman yöneticileri, yine, selefi islami faşisti Receb Tayyib’i, Almanya’ya davet ettiler. Askeri törenle de karşıladılar. Selefi islami faşisti Receb, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Walter Steinmeier ile görüştükten sonra, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile de bir araya geldi. Utanmaz ve sıkılmaz Alman yöneticileri, birkez daha elleri kanlı Raceb ve kabilesinin hamisi oldular.

Utanmaz ve sıkılmaz Almanya Başbakanı Angela Merkel: ”İki ülke arasındaki işbirliğinin artırılması için çaba sarfedileceğini..” söylemiş.

Utanmaz ve sıkılmaz Almanya Dışişleri Bakanı Haiko Maas: ” Türkiye,  Avrupa’da bir gelecek istiyorsa, insan hakları konusunda, özellikle de basın özgürlüğü konusunda, önemli bir ilerleme kaydetmesi gerektiğini…” söylemiş.

Alman halkıyla alay eden bu utanmaz Alman yöneticileri, Türkiye’deki yönetimin ne olduğunu bilmiyorlar mı?

Alman ve ezilen Anadolu halkıyla alay eden bu utanmaz Alman yöneticileri, Türkiye’nin, selefi-islami faşizmi ile yötetildiğini bilmiyorlar mı?

Elbette biliyorlar ve bile bile,  selefi –islami faşisti Receb ve kabilesini destekliyorlar. Ortada ekonomik çıkarlar olunca, ”demokrasi” ve ”insan hakları” değil, kâr, kâr ille de kâr” öne gelir. Ortada kâr, kâr ve ille de kâr olunca, insandan önce ”ekonomik çıkarlar” öne gelir. Kapitalist – emperyalist ekonomik yasalar budur.  Tüm dünyada, kapitalist – emperyalist yasalarda,  insandan önce, ekonomik çıkarlar gelir. Bu birinci noktadır.

İki: Selefi – islami nizamlarda, ne insan hakları olur, ne de basın özgürlüğü. Bu nizama karşı çıkan herkes suçlu görülür, ya cezaevlerine tıkanır  ya da yargısız olarak infaz edilir. Şu anki Türkiye budur.

Üç: “Türkiye ile Almanya arasındaki işbirliği artırmak”, Recebci selefi islami nizam ile Anadolu halklarını her yönü ile boğmak demektir. Utanmaz ve sıkılmaz Alman yöneticileri bunu açıkça dile getiriyorlar. Değizmez yasadır: Ekonomik çıkarlar sözkonusu olunca, insani yöneticilerden değil, ahlaksız kan emici yöneticiler hatırlanır. Durum budur.

Selefi-islami faşisti Receb, bu mantıkla Almanya’ya davet edildi. Utanmaz ve sıkılmaz Alman yöneticileri, bu mantıkla Recebi askeri törenle karşıladı.

Evet…Emperyalist – kapitalist yönetimlerde utanma yoktur.

Alman yöneticilerde ne utanma, ne de sıkılma vardır.


Selefi-islami faşisti Receb’in hamisi olan bu utanmazları her hal ve şartta deşifre etmek, her aydının görevidir.

18 Ağustos 2018 Cumartesi

Putin - Receb Erdoğan







Demir Bilgin

Putin mi, Receb Erdoğan’ın hamisi ve kurtarıcısıdır. Putin mi, Rusya ekonomik çıkarları için, İŞİDçi Receb’i sonuna kadar iktidarda tutacak bir ikiyüzlülüktür. Putin mi, Putin - Receb Erdoğan oluyor. Putin - Receb Erdoğan, özelde Anadolu halklarını, genelde Orta-doḡu halklarını katleden bir bileşkedir. Bileşkenin seyrinde, sahtekârlık,  işgal, kan ve ölüm vardır. Bu ne demektir? Bazılarını ve hızlı bir şekilde notlar halinde yazacaḡım.

Bir: Suriye’nin İDLİP kenti, İŞİDçi Receb’e ve onun “cihatçı” katillerine, Putin tarafından verildi. Receb’in 60 bin cihatçısı orada toplandı. Tüm İDLİP kentinde, ölüm ve kan kusturuyorlar. Zulüm ve ölüm devam ediyor.

İki: Ocak 2018’de, Putin, İŞİDçi Receb’i Moskova’ya davet ederek, Afrin işgalini onayladı. Afrin’de binlece Kürt katledildi. Evleri ve malları talan edildi. Afrin’de işgal devam ediyor.

Üç: Putin - Receb Erdoḡan, sahtekârlıktır. 24 Haziran seçimleri: Daha oy sayımı bitmeden, Putin, Receb’i, seçim(!) zaferinden dolayı ilk tebrik eden lider olmuştur. Bileşkedir: İkiyüzlülük ve sahtekârlık bileşkesidir.

Dört: Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, katıldığı bir sergide düzenlenen suikast sonucunda  öldürülmesi. Öldürülme emrinin, bizzat İŞİDçi Receb tarafından verildiḡini, Putin’de biliyordu. Sahtekârlık,  işgal, kan ve ölüm bileşkesinin bozulmaması için, suçu FETO’ya attılar.

Beş: Sahtekâr ve ikiyüzlü Putin, İŞİDçi Ak Parti 6. Olağan Kongresine (18 Ağustos 2018), Duma Başkanı Vyaçeslav Volodin başkanlığında bir heyet gönderdi. DUMA, Rusya parlamentosunun alt kanadı oluyor. İŞİDçi Receb, Genel Başkan seçilir seçilmez, Duma adına birde, ibret verici,  tebrik mesajı gönderildi:

“'Türk halkının Erdoğan tarafından belirlenen gelişim stratejisine açıkça destek verdiği' yorumuna yer verildi: ” Tebrik mektubu şu ifadelerle devam etti: "Harika liderlik yeteneğiniz ve siyasal bilgeliğiniz sayesinde, Türkiye'nin, refah yolunda ilerleyişine ve Rusya ile dostluk ilişkilerini güçlendirmeye devam edeceğine eminiz. Her bir Türk ailesinin hayatının sadece tatlı endişelerle, mutlulukla ve refahla dolu olmasını yürekten dileriz. Size ve yakınlarınıza da tükenmez bir enerji, sağlık ve iyilik dileriz."

Evet…Putin mi, Receb Erdoğan’ın hamisi ve kurtarıcısıdır. Putin - Receb Erdoğan mı, bir bileşkedir:

Sahtekârlık,  işgal, kan ve ölüm bileşkesidir.

Tarih mi, ekonomik çıkarlar için, Anadolu ve Orta-doğu halklarını katletmede el ele verenleri mutlaka yazacaktır.

Tarih mi, bu kanlı bileşkeyi hiç unutmayacaktır.