27 Şubat 2009 Cuma

من بعدك - SENDEN SONRA





ماجد أبوغوش


من بعدك
لا شيء يهم
ضوء القمر
هدوء الليل
أو لون الخد

من بعدك
لا شيء يهم
إرتجاف القلب
اللمعة في العينين
أو لمسة اليد

من بعدك
لا شيء يهم
طعم القهوة
سحر التبغ
أو نشوة الموجة
في الجزر وفي المد

من بعد
لالالا شيء يهم

* * * * * * * * *
Senden Sonra

Macid Ebu Goş

Senden sonra,
Ne ay ışığı
Ne gece sessizliği
Ne de yanak rengi
Hiç bir şey ilgilendirmiyor!

Senden sonra,
Ne kalp çırpınışı
Ne göz pırıltısı
Ne de el dokunuşu
Hiç bir şey ilgilendirmiyor!

Senden sonra,
Ne kahve tadı
Ne sihirli tobak
Ne coşkulu dalgalar
Ne de ”med ve cezir”
Hiç bir şey ilgilendirmiyor.

Senden sonra
Hiç, hiç, hiç bir şey ilgilendirmiyor!...

--------

Çeviri: Faiz Cebiroğlu

19 Şubat 2009 Perşembe

Muhammed al-Astal / محمد الأسطل *




ماجد ابو غوش


على خد البرتقالة
نامت النحلة
على خد السحابة
نامت النجمة
على باب غزة
نامت الغزالة
وفي عين الغزالة
ينام الشهيد


* طفل شهيد من غزة

----------------------

Muhammed al-Astal(*)

Macid Ebu Goş

Portakal yanağında
Arı uyudu.

Bulut yanağında
Yıldız uyudu.

Gazze kapısında
Geyik uyudu.

Ve geyik gözlerde
Şehid yatıyor!

-----------
(*) Gazze’li şehid çocuk.

Çeviri: Faiz Cebiroğlu

18 Şubat 2009 Çarşamba

Bir Tarihi Mektup (*)







Fadıl Ölmez

Sevgili Başkan Abdullah Öcalan,

Size Danimarka’dan yazıyorum. Sevgi ve selamlarımı iletiyorum.

Uluslararası bir komplo sonucu, fiziki olarak esir alınmanız, herkeste olduğu gibi, bende de derin bir üzüntü yaratmıştır. Size geçmiş olsun diyorum.

Özelde size, genelde Kürt halkına karşı yapılan bu haydutça eylem, yüzbinlerin nefretini kazanmış bulunmaktadır. Dünyanın hertarafından TC’ye hergün lanetler yağarken; size sevgi, saygı ve selam gönderiliyor.

Sevgili Öcalan; yeniden dirilttiğiniz halk ve yorulmak bilmez bir mücadele sonucu yaratmış olduğunuz “yeni Kürt kişiliği” yerini bulmuştur. Şu an herkes ayaktadır; herkes meydanlarda seninle birlikte, seninle el-ele.

Şu an herkes ayakta; gözlerimiz İmralı’da, seni düşünüyoruz. Zorla kısıtlanan fiziki özgürlüğünü düşünüyoruz.

Size eşitlik, ortaklık ve özgürlük savaşımınızda başarılar diliyorum.

Zafer, Kürt halkının olacaktır. Bundan kuşku duymuyoruz.

En içten sevgi ve selam.

Liva İskenderun’lu Arap Devrimci

Fadıl Ölmez

Danimarka, 12 Mart 1999


---------------------

(*) 12 mart 1999’da Başkan Apo’ya, İmralı Cezaevi’ne gönderilen mektup. Mektup örneği, aynı tarihte Avrupa Özgür Politika gazetesine de gönderilmişti.

15 Şubat 2009 Pazar

ÖZGÜR BAŞKAN(*)




Fadıl Ölmez / fadilce@yahoo.dk


Başkan Apo, ABD ve İsrail İstihbarat güçleri tarafından en alçakça bir şekilde kaçırılıp, işgalci Türk sürülerine teslim edildi. Bu korsanca eylem, emperyalizmin sınır, hukuk tanımaz haydutçuluğun bir örneğidir. Bu korkakça eylem, Kürt halkı ve tüm ilerici güçler tarafından ”önemli bir yerde” not edildi ve bunun hesabını da mutlaka soracaktır.

TC, bu korsanca eylemi, basın, yayın ve tüm medyasıyla tam bir zafer(!) sarhoşluğu içinde kutluyor; PKK ”bitti” diye yayıyor, zafer(!) naralarını atıyor. Oysa durum tam tersidir. Başkan Apo’nun fiziki olarak esir düşmesi, ne PKK’nin gücünü, ne de kurtuluşa giden yolda Kürt halkının mücadelesini engellemez. Doğru, Başkan Apo, şu an düşman elinde esir. Bunu Mihrac Ural, ”Esir Başkan” olarak adlandırdı. Buna katılmakla birlikte, bu ”Esir Başkan” sıfatını, ”Başkan Apo, fiziki olarak esir, ama fikirsel olarak özgür” şeklinde düzeltiyor ve bu bağlamda Başkan Apo’ya, ”Özgür Başkan” diyorum.

Fiziki olarak esir, ama fikirsel olarak özgür Başkan; şu an Ortadoğu’da, Avrupa’da ve dünyanın her tarafında özgürlük rüzgarı olarak esiyor. Özgür Başkan’ın düşüncesi ve yarattığı militan Kürt halkı, dünden daha kararlı, dünden daha umutlu bir şekilde mücadele veriyor.

İşte işgalci Türk sürülerinin görmek ve anlamak istemediği budur. Özgür Başkan Apo’nun yarattığı yeni Kürt kişiliği, yerini bulmuştur. PKK-MK üyesi Cemil Bayık, haklı olarak, ”Apo’yla Kürt halkı birleşmiştir. Artık her Kürt insanı birer Apo olarak görülebilir” sözleri, var olan durumu en güzel bir şekilde ifade etmektedir.

Evet, Özgür Başkan önderliğinde yetişen Kürt halkı, eski Kürt değildir. Bu halk dünde olduğu gibi, bugün de her türlü komployu yenecek aşamaya gelmiştir. Önemli olan da budur.

Ama işin acı tarafı, hiç kuşkusuz Türk solundan duyarlı olan tarafların olduğu gibi, bazı kesimlerin de bu korsanca eylem karşısındaki sessizliğidir. Enternasyonalist olmak bir yana, insan olmanın ölçütü olan, bu korsanca eylemi en azından kınayabilirlerdi. Bunu dahi yapmadılar. Gerçekten yazıklar olsun!

Böylece, ABD tarafından gerçekleştirilen bu korsanca eylem, bizlere bir kez daha dostu ve düşmanı göstermiş oldu. Gerçekten yazıklar olsun!

Birde yıllardır Avrupa’da mülteci olarak yaşayan, ceplerinde Avrupa pasaportlarıyla dolaşan ve bu yaşananlar karşısında tavırlarını vurgulu olarak dile getirmeyen diğer Kürt örgüt ve sözüm ona, liderlerine ne demeli?

Onlar şimdi ne yapıyor?

Bu korsanca eylem karşısında nasıl yatıp, nasıl kalkıyorlar?

Gerçekten merak ediyorum.

Lenin’in çok sevdiğim bir sözü var, onlara gönderiyorum:

”Köle olarak doğmak, hiç kimsenin kusuru değildir. Ama hem özgürlük savaşımına yan çizen, hem de köleliğini göklere çıkaran bir köle, insanda meşru bir öfke, horgörü ve tiksinti uyandıracak bir aşağılık asalaktır.”

Uzatmaya gerek duymuyorum. Başkan Apo’nun, ABD haydutları tarafından kaçırılıp, işgalci Türk sürülerine teslim edilmesi, özgürlük güneşini gölgelemeyecektir. Zira zindanın karanlığı, Kürt devriminin güneşini asla söndüremez!

-----------------------

(*) Özgür Politika Gazetesi, 23 Şubat 1999.

8 Şubat 2009 Pazar

REFAH(*)/ رفح


ماجد أبوغوش

رجال آليون ببزات عسكرية
يطلقون النار
على النحل والفراش
على الأطفال والغزلان
وعلى أحواض الزهر !

جنود آليون
بقلوب سوداء
واسلحة عمياء
......................
وأحمد صعد إلى السطح
ليطعم الحمام
وأحمد الأن
في غرفة الموتى ينام

وأسماء تحضن راس أخيها
ومثل أميرة
تنام !
...................
أحمد وأسماء
أسماء لم تجلب الملابس عن حبل الغسيل
واحمد
لم يطعم الحمام !

................
...............

جنود آليون
باحذية ثقيلة
وقلوب عمياء !

رفح : مدينة فلسطينية في قطاع غزة

---------------------

REFAH(*)

Macid Ebu Goş

Asker elbiseli robotlar:
Arılara ve kelebeklere.
Çocuklara ve geyiklere.
Ve çiçek tohumlarına
Ateş ediyor!

Otomatik aletli askerler:
Kara kalplerde
Ve kör silahlarda.

………..

Ve Ahmed dama çıktı
Güvercinlere yem vermek için.
Ve şimdi Ahmed
Ölüm odasında yatıyor!

Ve Usama,
Kardeşinin başına sımsıkı sarılmış
Ve prenses gibi
Yatıyor!

…………………

Ahmed ve Usama…
Usama, çamaşır ipinden elbiselerini getiremiyor artık
Ve Ahmed,
Güvercinlere yem vermiyor!

………….
………….

Otomatik aletli askerler:
Ağır postallı
Ve kör kalpli!

Çeviri: Faiz Cebiroğlu

(*) Refah: Gazze’de bir şehir.

6 Şubat 2009 Cuma

Af Sonunda Girdi




A.Kadir Konuk / Yenihayat1@t-online.de

Siyasi genel af sonunda girdi!

Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne demek istiyorum.

Belki defalarca okumuşsunuzdur, ama özellikle benim için harika bir müjde sayılabilecek haberi bir kez de birlikte okuyalım:

“DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal, cezaevi sorunlarının çözümü için ‘genel af’ çıkarılması gerektiğini söyledi. Birdal, DTP’li Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ve Siirt Milletvekili Osman Özçelik ile birlikte Mecliste basın toplantısı düzenledi ‘Türkiye, yarı açık cezaevi haline getiriliyor’ diyen Birdal, cezaevlerinde ciddi sorunlar yaşandığını vurguladı. Birdal sorunların çözümüne yönelik genel af dahil şu önerilerde buldundu: ‘Sorunların kesin çözümü, demokratik ve toplumsal barışı sağlamış bir ülke olmaktan geçmektedir. Ülkenin iç barışı ve toplumsal barışı ile yakından ilişkilidir. Sayın Başbakan Davos'ta yaptığı açıklamada 'yurtta barış dünyada barış' istediğini söyledi. Cezaevi sorunlarının çözümü de yurtta barışın önemli bir adımını oluşturacaktır; bunun yolu da 'siyasi genel af'tır. 'Genel af, olmazsa olmaz' diye düşünüyoruz."

Düşünce sadece Akın Birdal’ın değil, DTP’nin düşüncesi olarak açıklanıyor.

DTP bu işe gerçekten tüm gücüyle asılırsa gel keyfim gel.

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim, ortancaları kucaklarım!

Baki selam!

Af konusunun mecliste dillendirilmesi affın hemen, yada mutlaka çıkacağı anlamına gelmiyor. Olsun.

Siyasi af ile ilgili ilk yazım Beybun sitesinin yöneticilerinin hoşgörüsüyle 24.11.2008 tarihinde yayınlanmıştı. Demek ki yaklaşık üç aydır, hemen her gün bu sorunu yazmışız, tartışmışız. Sitenin bir çok yazarı kısa sürede sloganı desteklediler. Başka siteler, tek tek arkadaşlar destek verdiler bu çalışmaya.

Solcular, demokratlar, Kürtler konudan fellik fellik kaçarken faşistler, dinciler hemen atladılar konunun üzerine, siteler oluşturdular, iyi de yaptılar, yüzlerini gördü herkes.

Kimlere baş vurmadık, kimlerden rica etmedik iki satır yazı yazsınlar, köşelerinde bu konuya azıcık yer versinler diye. Tınmadılar.

Şimdi kalk borusu çalındı, rahat rahat yazabilirler artık, ama sakın utanmasınlar, onlarla dalga geçmek gibi bir terbiyesizlikte asla bulunmayacağım..

Evet, tüm siyasi ve adli mahkum yakınları, şimdi adres DTP’nin büroları, DTP’li milletvekillerinin telefon numaraları, e-mail adresleri, evlerinin önü!

Hücummm!

Söyledikleri sözde durmalarını sağlayabilmek için beş dakika nefes aldırmayın onlara!

Posta kutuları dolsun mektuplarınızla.

Arada bir de çiçek gönderin, daraldıkça koklar, açılırlar.

Bırakmayın arkalarını. Hiç bir şey yapamıyorsanız her gün, ama her gün bürolarının kapılarının önüne af istiyoruz yazılı pankartları bırakın.

Söz ağızdan çıktı bir kere.

Bu iş mecliste tartışılır. Karşı çıkan olur, destekleyen olur, gizli destekleyen, köstekleyen olur.

Bir konu ulu orta tartışılmaya başlanmışsa iyi kötü bir sonuca ulaşır, meraklanmayın.

Bakarsınız yarın AKP sahip çıkar bu isteme, işi sulandırmaya çalışır. CHP de öyle. Olsun.

MHP şiddetle karşı çıksa da farketmez.

Önemli olan ağızlarının, kulaklarının bu söze alışması.

Şimdi gidin, Ankara’ya yürüyen o insan hakları savunucularını bulun, kucaklayın, öpün!

„Yatan aslandansa gezen tilki yeğdir“ diyerek çıkın sokaklara, oturmayın!

Güç verin şimdi o insanlara.

Yalvarıp yakınmayın, harekete geçin.

Sizin oluşturacağınız aktif destek o insanları daha cesur konuşmalara yöneltecektir, unutmayın.

Türkiye Cumhuriyeti yasalarının hiç biri af istemiyle yürümeyi yasaklamıyor.

Kimse sizi yasa dışı bir iş yapmakla suçlayamaz, korkmayın!

Ya şimdi, ya başka hiç bir zaman!

İşin tavsamasına, unutulmasına fırsat tanımayın.

Size „yapın edin diyorsam“ ne olur beni yanlış anlamayın, ne ağayım ne paşa ne milletvekili, ne parti başkanı, orada, yanınızda olamadığımdandır böyle seslenmem, orada olsam önce ben fırlardım sokağa.

Kullandığım sözler birer emir değil, okurla yazar arasındaki samimiyete dayalı ünlemli rica, biraz da yakarı. Değilse ne haddime insana emir vermek. Kimim ben; kıçı kırık bir yazar-gazeteci. Üstelik aşiretim bile yok, ne şeyh torunuyum, ne dedelerden el almışım. Sıkıştığımda sığınacak bir tanrım bile yok.

Siz o işleri yaparken ben ne mi yapacağım?

Öncelikle „Üryan geldim yine üryan giderim“ türküsünü yeniden öğreneceğim. Sonra size derin bir sevgisizliği içeren aşağıdaki şiirimsiyi armağan edeceğim. Daha sonra da sevgili bir yazar arkadaşımızın söylediği gibi insanca düşüncelerimle hak ettiğim „Sevgisizliğin ıssızlığına“ sığınacağım.

“Bir Kadın Beni Sevdi
Geçen yüz yıl mıydı ne
Telefonda
Bir kadın
Seni seviyorum dedi.
Üstelik gülüyordu.

Geçen yüzyılda ben
Gerçekçinin ilahı
Yanıtım yekten
Sevemezsin beni sen…

Neden?

Bir kere zengin değilim
İkincisi genç
Üçüncüsü
Bazen affedersiniz
Alttan kaçıyor hava
Dişler derseniz
Tamirci tezgahında
Saçlar Kelaynak

Kadın da kabadayıydı ha
Sana ne ulan dedi
(Hem de bana)
Sana ne, sevdiysem sevdim

Diretmedeyim:
Sen orada ben burada
Küf düşer bu yoğurda
Gel desem gelemezsin

Gel desen…

(Şarkıdan çalmış gibi olmasın ama)
Gelemem ki…
Bırak bunları bırak
Söyle beni sevdiğini…

Diretmedeyim:
Öyle hemen bir çırpıda
Kapı önünde tuz ister gibi
Diyemem ki…

Biliyorum
Ne düş ne hülya
Geçen yüzyılın bir yerinde
Bir kadındı arayan
Kapayan bir kadındı telefonu
Son sözü; salak
Gerçekçi salak…
Romantiği sıfır salak…

Ama ben anlarım insanlıktan
Sarhoştu biliyorum
Uyanınca unutacak!”

„Hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür“ demişler.

Ama sloganı unutmayacağım, o güzel güne ulaşıncaya kadar asla dilimden düşürmeyeceğim.

Zindanlar boşalsın! Siyasi genel af

5 Şubat 2009 Perşembe

Davos Fatihi




Abdulkadir Ulumaskan / ulumaskan@hotmail.de

Türk devleti; işgal, talan ve istilaya yani fetih etmeye çok hevesli olduğundan fatih ismi ve ünvanını çok sever. Onun için nihayet Recep Tayyip de Fatih Tayyip Erdoğan olmayı becerdi. Ne fark eder ? Biri sultan, öteki de başbakan. Mehmet Fatih istanbul’u fethetmiş ise, Recep Fatih de Davos’u feth etmiştir.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Fatih Recep Tayyip Erdoğan, rol yapma anlamında Davos’ da gerçekten de ödüle değer bir oyun sergilemiştir. Onun için adamın hakkını yememek gerekir. Her tiyatrocunun yapabileceği türden kolay bir rol değildi bu rol.

Aslında Erdoğan’nın iç kamuoyuna yönelik oynadığı yorumları doğru da olsa - ki doğrudur da - olayın hepsi bu değildir. Ya da mesele sadece Erdoğan’nın Kasımpaşa kabadayılık veya yiğitliğinin tutmasının da ötesinde, bunun başka nedenleri de vardır.

Bu nedenlere geçmeden önce Davos fatihi Erdoğan’nın bu tavrını doğru, tutarlı ve dürüst olup olmadığına biraz değinmek istiyorum. Erdoğan’nın tavrı sahte, tutarsız ve dürüstçe bir davranış değildir. Sadece Davos’ta İsrailin öldürme becerisi ile ilgili söyledikleri söz olarak doğrudur. Tabi bu söylenenler de danışıklı döğüş olmazsa eğer ? Gerisi yalandır. Çünkü dürüst insan, dürüst hükümet ve dürüst devletin yaptıkları söylediklerini teyid etmiyorsa bu dürüstlük değil, samimiyetsizlik olur. Erdoğan’nın dürüst olabilmesi için dediklerinin gereğini yapması gerekir.

Peki nedir bu yapılması gereken ya da söylediklerini doğrulayacak olanlar ?

Erdoğan, ilkin dürüstlüğünü kanıtlayabilmek için daha iki hafta önce İsrail ile yapmış yüz milyonluk anlaşmayı iptal etmeli ya da en azından askıya almalı. Yine İsrail ile olan tüm askeri ve ticari ilişkilerini dondurmalı ve Konya’daki öldürmeyi çok iyi bildiklerini söylediği İsrail’in savaş uçaklarının pilotlarının eğitimine son vermelidir. İsrail konslosluğunu geri çekerek onlarınkini sınırdışı etmelidir. Yoksa bu iş öyle : „Bakkal dükkanı değil, devlet yönetiyoruz.“ Demeyle olmaz. Herhalde devlet yönetmek çöplükteki horoz gibi horozlanmayla da olacak iş değildir. Davos ta toplantıyı yöneteni protesto etmek için toplantıyı terk ettiğini söyleyip Türkiye’de İsrail’i protesto ettiğini söylemek de siyaset değil, tutarsızlık olur.

Kenan Evren’nin dediği gibi netekim Türkiye’ ye döndükten sonra Erdoğan ve sözcüsünün sık sık İsrail ile ilgili dostuk ve ilişkilerinin önemini belirtmeleri horozlanma konusunda pek de samimi olmadıklarını ya da bu işin sadece bir palavradan ibaret olduğunu gösteriyor.

Doğru tavrın iç politikaya yansıması elbette olacaktır. Ancak samimi olmayan rol tavırlarla iç siyaseti yönlendirmek, halkı enayi, aptal yerine koymak isteyen etik olmayan bir davranıştır. Erdoğan ile AKP bugün buna oynuyorlar. Umarım tarih bir kez daha - Aziz Nesin’i % 70 konusunda haklı çıkarmaz - ve Türk halkı Erdoğan’a kanmaz. Ancak eğer gerçekten anket sonuçları doğruysa, malesef şimdilik Erdoğan işi götürmüş gibi görünüyor. Aziz Nesin`nin bu orantısını başka bir yerde yazmış ve açıklamıştım. Ancak yanlış ve Türk kalkına hakaret olarak anlaşımaması için bunu bir kez daha anlatmak istiyorum. Aziz Nesin Türklerin % 70 inin aptal olduğunu ancak bu 70 lik oranın kendisini % 30 un içerisinde gördüğünü söylemişti.

Ancak bu oranın aptal olmadığını ama çirkin politikalarla aptalaştırıdığına inanıyor ve Aziz Nesin’nin de bunu kastettiğini düşüyorum.

Seçimler yaklaştıkça Fatihleşen, Fatihin torunu Tayyip yeni bir oyun fethetmiştir.

Bir önceki seçimlerde orduya karşı duran bir fatih edasıyla oyları toplarken, seçimlerden sonra foyası çıkıp askerlerin emrinde olduğu görülünce, bu sefer ki seçimlerde Ak Parti için, Gazze sorunu hazır biçilmiş bir kaftan oldu. Daha Erdoğan Davos toplantısına girmeden önce tüm hazırlıklar yapılmış, Filistin - Türkiye bayrakları ve „Davos Fatihi Başbakan“ pankartları havaalanında onu bekliyordu. Hem de sabaha kadar, metrolar, kalabalıkları taşımak için bedava hizmet vererek.

Şimdi de Davos fethinin yalnızca bir Kasımpaşalılık meselesi olmadığı konusuna dönmek istiyorum. Bu Davos kahramanlğı ile ilgili Türkiye’nin Amerika ve Avrupadan kopma sinyaleri veriyor yönündeki teori ve senaryolar, her ne kadar Avrasyacıların iştahını kabartsa da bunu çok fazla ciddi ve gerçekçi olduğunu düşünmüyorum.

Eğer varsa böyle bir durum bunun Türk devletinin bir blöf ve şantajından öte bir şey olmadığı / olmiyacağını sanıyorum.

Fakat olay, biçimi, yöntemi ve samimiyetsizliğiyle daha çok kurgulanmış bir seneryoyu andırıyor. Tük devleti komplocu bir zihniyetin ürünü ve komplocu bir cumhuriyeti olduğu için, Türkiye de bu konuda bolca komplo senaryo ve teorileri yapılır. Şimdi de Türkieye uygun bir senaryoyu da ben tahmin etmiş olayim. Olabilir ki Türkiyenin son dönemlerde Ortadoğuda arabuluculuk önderliğine soyunaması yada soydurulması belki de sadece kendi kendine gelin - güvey olma meselesi değildir. Bu konuda ABD. Türekiye ye bir yeni rol biçmiş olabilir. Özllikle Israilin başına bela ettiği HAMAS’ı Amerika’nın aracılığı ve Türkiyenin eliyle kontrol etme isteği Türkiye ye böyle bir rol verebilir. Tabi Türkiye’nin HAMAS’ı ikna edebilmesi için de ilkin HAMAS’ın gözünde bir fatih ve kahraman olması gerekiyor, ki onu ikna edebilsin. Ve bunun için zaten Erdoğan nerdeyse HAMAS’ın onursal lideri konumuna gelmiş ve hemde AKP ile HAMAS ‚ın idelojik kardeşlikleri de vardır. ılımlı islamın temsilcisi Erdoğan, bu ılımlı islamın mimarı ve kendi efendisi ABD. nin emriyle ılımlı bir HAMAS’a neden aracı olmasın? Ve işte buyrun size Türkiye’nin Ortadoğu’daki öncü, lider arabuluculuk konumu ve baş rolü...