29 Haziran 2010 Salı

Problemler ve mazide kalacak ironiler




Dr.İsmet Turanlı
dr_ismetturanli@mynet.com


Lisenin son sınıfının fen şubesinde matematik hocamız tahtaya bir matematik problemi yazar ve onun çözümünü öğretirken biz talebelerden alternatif çözümler beklerdi. Tarihte siyasi problemlerede akil insanların başarılı çözümler getirebildiklerini biliyoruz. Bu noktadan hareket ederek Türkiye’nin 80 senedir siyasi problemlerini neden çözemediğini teşhis etmeğe çalıştığımızda, siyasi liderlerimizin beyni kifayetsizliği olduğu kanaatına varıyorum. Çöken Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra 80 sene zarfında tarihe iz bırakacak bir liderin Atatürk olduğu aşikar. Hiç bir dış ülke seyahatı yapmadan, kanlı bıçaklı olduğumuz ülkelerle barış anlaşmaları yapmış, İran’la hudut korrektürü, Hatay’ın sınırlarımızın içine alınmasının ön çalışmasını gerçekleştirmiştir. Güneş-dil teorisi gibi bir saçmalığı ortaya atmış, Kürtlere ve gayrimüslümlere ise dürüst davranmamıştır. Ondan sonra gelen yöneciler hep MEHTER takımı adımı atmışlar. İki ileri bir geri, velhasıl ciddi çözümlere imza atamamışlardır. Varlık vergisi, 6-7 Eylül hadiseleri , Ermenilere , azınlıklara ( Kürtlere) ikinci sınıf muamelesi. Türkler nazarında ise problemlerin ağza alınması bölücülükle yapmakla cezalandırılmış , hatta onların aydınlarına her türlü işkence ve eziyetten sarfınazar edilmemiştir. Şimdi dış baskılar sayesinde bir parça demokratik gelişme sağlandığı için ıkına sıkına aydınlar problemleri dile getirmeğe başladılar. Bu duruma sevinmek gerekirken bir taraftanda kanlı hak aramaların yoğunluk aşamasına gelinmesi yönetimdekilerin akli kifayetsizliğin ileri gelmektedir.. Elde silah çözüm çareleri aramanın ne derece ilkel bir yöntem olduğunun farkına varılamamıştır. Avrupa tarihinde yaşanan 30 sene harpleri 300 sene öncesindedir. Küçük büyük avrupa devletleri ( İsviçre gibi, San Marino gibi v.s.) 1300 senesinde yani Osmanlı imparatorluğu ile ayni tarihte kurulmuştur. Şimdi onlar dünyanın en demokrat, zengin ve müreffeh devletleridir. Halen ‘’Kürt sorunu diye bir şey yoktur’’ diyen generaller mevcutken, faşist ruhlu yazarlar, siyasiler mevcutken muasır medeniyetin neden bukadar gerisinde kaldığımızı anlamak mümkün olur. Dünyanın her yanında değişimler olurken hala ‘’Devletimizin kuruluş felsefesi ‘’ diye bir teraneden kurtulamıyoruz.

Türkiye de facto bölünmüştür.

Son Diyarbakır, Mardin seyahatımda gördüm ki Fırat’ın ötesinde, kuzey Kürdistanda Kürtler yaşıyor. Giyimleri, yemekleri, türküleri, dilleri Türklerden başka, yani DE FACTO bir bölünmüşlük gerçekleşmiş. Televizyonlarda hala bölünürüz korkusunun tartışılmasına hayret ediyorum. PKK yı lanetlerken onların içinde Suriyeli, Iraklı, İranlı yüksek tahsilli gençlerin bulunması olayın enternasyonal olduğunu göstermiyor mu? CHP ve MHP nin o bölgede yokluğuda gene bölünmüş olmanın bir karinesi olamaz mı? TV deki tartışmaların değirmende su döğmekten başka bir kıymeti harbiyesi yoktur. Hele hele yabancı devletleri suçlamakta aczin ifadesidir. Öcalan’ı kim yakalatıp Türkiye’ye teslim etti. Türk’ün Türkten başka dostu yoksa Kürdün Kürtten bile dostu yoktur. Ne Barzani Talabaniyi ister, nede Talabani PKK’yı. Türkiye’de ki assimile olmuş Kürtlerin ÖZTÜRK soyadı aldıkları , % 50 den fazlasının Kürtçe konuşmadığı bir gerçektir.

Gelelim MAZİ’ye kalacak İRONİLERE.

Bundan on, on beş sene önce Kürtçe konuşmanın yasak olduğundan bahsedince Türklerde hiçte utanma hissi duyduklarını görmedim. Diyarbakır’daki 12 Eylül zindanlarındaki işkencelerden bahsedincede ‘’bırakın o geçmiş acıları anlatmaktan’’ deniyor. Buna rağmen bir genel kurmay başkanı ‘’Ne mutlu Türküm ‘’ demeyen vatan hainidir diyor. Onları yok edecek ‘’kudret damarlarında ki asil kanda mevcut’’tur diyor.

Başbuğ ‘’ Dağa çıkmaları önleyemiyoruz’’ diyor. Her katledilen PKK’lının bir kaç kardeşi, kuzeni olduğunu bilemiyor mu? Onların dağa çıkmasını teşvik ettiğini düşünemiyor mu? 26 senedir PKK lıları yok edemediğine göre 100 senede geçse Kürt gençlerini bitiremeyeceğini düşünemiyor mu? Onların taş atan çocuklarını hapse atmakla yeni PKK lı ürettiğini düşünemiyor mu?’’ Silahlı kuvvetler müdahelelerine devam edilecek’’ diyecek yerde onlarla barış yapma önerileri üretmeği düşünmezler mi? Kan dökmekten başka çözüm düşünemiyorlar mı?

Problemin enternasyonal olduğunu Suriye, İrak, İran menşeli PKK lıların olduğunu görerek meselenin sadece Türkiye ile sınırlı olmadığını idrak edemiyorlar mı?

Milli eğitim bakanlığının Kürtleri yok addetmesinin göstergesi değil mi hiç bir okul kitabında Kürt kelimesinin bulunmaması?. Kürt edebiyatı, müziği, tarihi, sanatı, kültürü yok farzedilmiyor mu?. İstikbalde bunları hatırlayınca bu ironilerin mazide kaldığını söylemiyecekmiyiz?

İster Mehmetciğin, ister Kürt gencinin kan damlası kaç çakıl taşına bedel olmaktadır.?

On sene sonra kitap fuarlarında Kürtçe romanları görünce bugünkü kültür politikasından utanmıyacakmıyız?

Kan akıtmak için silah kullanmak kolay, fakat barış önlemleri ortaya koymak için akla ihtiyaç var. 80 senedir eksik olanda o.

Lozan zaferinin bugün kü problemlerin müsebbibi olduğunu ne zaman anlayacağız. İşte o zaferde Arap ülkelerinden, Kıbrıstan, Egedeki adalardan , Kürdistanın yarısını vazgeçtik ve bugünkü problemlerin doğuşunu İnönü imzaladı.

Geçmişte ki hatalarla yüzleşmezsek, ezber bozmazsak günün birinde göz yaşı döken anneler yöneticileri, askerleri Yüce divana gönderebilmeği isteyebilirler..

Hamas’ı, İranla Takas’ı bırakında bu topraklarda,dağlarında kan dökülmesini, şiddeti, suçlamalarını bırakıp, önleyici fikirleri üretin aklınız eriyorsa. Onun için diyorum ki silahları değil aklınızı kullanın . Çünkü problemlerin halli matematik hocamızın bizden beklediği gibi çözüm alternatifleri ile mümkündür. İleride ironik adlandıracağımız davranışlarımızı maziye gömmeyin.(!)

Antalya. 27.06.10

26 Haziran 2010 Cumartesi

SOSYALİST HAFİFLEME‏


Tansel Semir /semir.tansel@gmail.com


Kitaplara bakılarak sosyalizm hakkında bilgi edinilebilir. Ancak biz biraz daha derine inelim ve bireyin sosyalizm anlayışını yakından inceleyelim. Peki, neden sosyalizm? Çünkü düşünen bireyin daha doğrusu bilinçli bireyin özelliklerinden biri de sosyalist olabilmesidir. Eğer kişi sosyalist değil ise kişinin düşünme ya da bilinçliliğinde kuşku duymamız gerekir. Kuşkusuz kişi bunu bilmeyebilir. Ancak sonuç değişmez.

İnsanlar daha doğrusu yeni insan türü dediğimiz düşünen bilinçli birey (önceden tanımladığımız) sosyalizme nasıl bakar? Aslında sosyalizm bu insan türü için bir basamaktır. Bilinçlenmenin bilirli aşamasında algı düzeyine bağlı olarak gelişir. Ancak bunun da bir sınırı olmalı.

Sosyalist olmak ne anlama geliyor? İlk önce şunu bilmeliyiz: Biz düşünen bireyi tanımlarken araç değerlerden söz ettik. Özelikle nesnel araçlara büyük yer verdik. Kişi eğer bu araç değerlere bağlı, tutsak ya da bu araçları ele geçirmeye çalışıyorsa bu kişi bilinçsizdir dedik. Çünkü sınırlı bir canlının sınırsız nesneleri istemesi bir bilinçsizlik örneğidir. Ayrıca bu nesneler kişinin değil doğanındır ve doğanın olan her nesne insanın amacı olmaz. İşte sosyalist insan burada devreye giriyor. Çünkü sosyalist insan kendini topluma adamıştır. Çünkü insanlar tek başlarına mutlu olmazlar, insanlar toplum içinde mutlu olabilirler. Gerçek mutluluk toplumsal mutluluktur. Toplum dışında mutluluk yoktur.

Evet, mutlu olmak bireycilikle ilgili değil toplumsallıkla ilgilidir. Bu yüzden düşünen bilinçli birey bu araç ve nesneleri bırakıp kendini topluma adar. Hem kendini topluma adamışlık hem de araç değerler yani mal, mülk, para, eğlence, kadın/erkek peşinde koşmak tutarlı bir davranış değildir. Eğer siz düşünen, bilinçli bireyseniz otak üretimi ortak paylaşımı benimsemiş insansınızdır. Ya hiç mülk ya da araç değer edinmeyeceksiniz ya da elinizdekileri bırakıp toplumsal üretim ve paylaşım içerisine girmelisiniz. Bir örnekle açıklayalım.

İki ülke olsun. Biri sosyalist öteki ise kapitalist bir ülke… Eğer siz düşünen, bilinçli bir bireyseniz kapitalist ülkede durmanızın olanağı yoktur. Eğer siz orada önceden mal mülk araç gereç edinmişseniz ya bunları orada bırakıp sosyalist ülkeye gelip ortak üretim ve paylaşım içerisine gireceksiniz ya da bu mal mülk araç gereçleri getirip sosyalist ülkede kendi gibilerinizle paylaşacaksınız. Yoksa mal mülk araç gereçleri hem bırakmamakta ısrar edip hem de sosyalist ülkede yaşamak istiyorum derseniz bunu kimse yemez. Ya siz kendi kendinizi kandırarak bilinçli veya düşünen birey olarak gözükmek istiyorsunuz çevrenize ya da daha önceden elde edemediğiniz ya da artık o kapitalist hayalinize (mal mülk tanrılaşmak vb.) ulaşamayacağınızı anladığınız için kapitalizme kızgınlığınızı karşı tarafa geçerek hafifletmeye çalışıyorsunuzdur. Çünkü düşünen birey kesinlikle araç değerlerin tutsağı olmaz. Başkaları acı çekerken düşünen bilinçli birey eğlenerek mutlu! olamaz. Çünkü düşünen bireyin amacı araç değerlerle yaşamak değil mutlu olmuş insanlarla yani toplumla yaşamaktır.

Sosyalizm; kapitalist yaşamda araç değerleri elde edemeyenlerin ya da bu araç değerleri yaşamı boyunca elde edemeyeceğini anlamış bireyci insanların kapitalizme olan kızgınlığını hafifletme aracı değildir. Sosyalizm; düşünen bireyin kendine yük gördüğü her türlü araç mal, mülk, vb olgulardan uzaklaşması ve ortak üretim ve paylaşım içerisindeki yaşamasıdır. Çünkü düşünen bilinçli birey kendini bilimle, bilinçle, bilgiyle daha hafif hisseder. Ayrıca mutlu bir toplumda yaşamanın hafifliği de başkadır.
--
http://tanselsemir.blogspot.com/

22 Haziran 2010 Salı

KÜRT SORUNU VE ÇÖZÜMÜ HAKKINDA DÜŞÜNCELER



Dr.İsmet Turanlı
dr_ismetturanli@mynet.com

Bir hastaya yanlış teşhis koyarsanız tedavi edemezsiniz. Realiteyi göremiyenler, siyasi ihtirasla, akli kifayetsizlikleri olanlar maalesef teşhiste yanılmaktadırlar. Onun içinde çözüm politikaları üretememektedirler.

Kürt sorunu mevzii bir sorun değildir. Enternasyonaldir. Suriye’de. İrak’ta, İran’da Kürtler yokmu?. PKK içinde 1500 Suriyeli Kürt vardır. Kanser hastalığı lokal bir hastalık değildir. Sistem hastalığıdır. Siz ameliyatla kanserin görünürde olduğu bir bölgeyi ortadan kaldırırsanız, hastalığı tedavi etmiş olmazsınız. Onun için kanser tedavisinde Chemotherapi yapıyorsunuz. Yani vucuda dağilmış bütün kanser hücrelerini yok etmeğe çalışıyorsunuz.

Kandildeki kampları yok etseniz dahi mesele halolmaz. Dersimi bonbaladığınızda Kürt sorununu, başkaldırmayı yok ettiğinizi zannettiniz. Dersimli seneler sonra PKK olarak ortaya çıktı. Kanserin nüksetme kabiliyeti gibi. Şimdi PKK yıda ortadan kaldırsanız meseleyi hal etmiş olamazsınız. Yarın, mesela ÇKK diye ortaya çıkabilir. Bu durumu idrak edemeyipte siz hala birbirinizi suçlarsanız neticeye varamazsınız. PKK çözülme safhasında deyip kendi kendinizi kandırmayın.

Ortada çok ciddi bir realite mevcut. Fırat’ın ötesinde yabancı bir memlekete gelmiş gibi olyorsunuz. Türkiye DE FACTO bölünmüş. Oradaki insanlar başka bir dil konuşuyor. Başka türlü yiyor, giyiniyor, türkü söylüyor ve en mühimide kendilerini Kürt olarak kabul ediyorlar. Siz onlara hala ‘Ne mutlu Türküm ‘’ dedirtmeğe çalışıyorsunuz. TÜRK bir milletin, Kürt sadece bir etnik gurbun ismi demekle gene kendi kendinizi kandırıyorsunuz. Bir Kürt kendini Türk hissetmiyorsa onun kendi problemi olduğunu iddia etmeniz faşist bir anlayıştır. Genelkurmayda askeri stratejilerle, silahla bu sorunu haledemeyeceklerini defalarca itiraf etti. Kimi kalkıyor diyor ki; bu insanlar aç , onları doyurursak dağa çıkmazlar. Sanki dağlarda karınları doyuyor. Bunlar bölücü diyorsunuz. Halbuki bölünmüş olmanın de facto gerçekleşmiş olduğunun farkında değilsiniz. Öcalan o bölgede bir Arafat gibi, bir Che Guevera gibi algılanıyor. Öcalan’ın avukatları ile dahi konuşmasına yasak getirilmesini isteyen akıllılar var. Siz istediğiniz kadar onlara cani deyin. Bu cani dediğiniz PKK olmasa idi Kürt kelimesini dahi Türkiyede ağzınıza almak mümkün olmazdı.

Kuzey Kürdistanda MHP nin, CHP nin mevcut olamayışı bölünmüşlüğün bir karinesi sayılmaz mı? AK partinin oy almasının sebebide, oralarda Kürt adaylarının olmasından. Acaba Türk adayları olsaydı oy alabilirlermi idi?

PKK nın artık bütün vatan sathında eylemlere geçebilmesinin sebebi yakıp yıkılan köylerden Kürtlerin batıya göç etmesinden mütevellittir.

15 milyondan fazla Kürt nüfusuna rağmen oyların ancak % 5 sınırında kalmasının sebebi % 10 luk seçim barajının ve oylarının yarısınında AK partiye gitmiş olmasındandır. Diğer taraftan Kuzey Kürdistanda yerel seşimlerde % 70 e yakın oy toplamışlardır. Bu durum bir seçim kanunundaki kurnazlıktan doğmaktadır. Daha büyük bir yalanda 40 bin şehidimiz var denilmesi. Genel kurmayın tesbitlerine göre şehit Mehmetçiklerin sayısı 5 000 civarındadır ki bunun bir kısmınında Kürt gençleri olduğu unutulmamalıdır.
Genel kurmayın başarısız ataklarında iddia ettikleri argümanlarda çok gülünç. Hava şartlarının kötü olması, sis olması , ,stihbaratın yetersiz oluşu acaba sırf TSK içinmi geçerli idi? PKK ayni şartlarda savaşmadı mı?

PKK nın ve Kürtlerin, DTP nin isteklerinin örtüştüğü ana problemler nelerdir:

1. Kürt kimliğinin anayasalca teyidi. Anayasal vatandaşlık tarifi.

2. Anadilde eğitimin sağlanması. Anadil’in Kürtçedeki ismi ZEMANİ ZIKMAKİ yani ANA KARNINDAKİ DİL. Bu bir insanlık hakkıdır.

3. Kürt kültürünün geliştirilmesi için gereken enstütüsyonun kurulması.

4. Seçim barajının düşürülmesi.

5. Yerel demokratik özerkliğin gerçekleşmesi.

Bunların hiçbiri bölünmeği teşvik etmez. Bilakis Kürtlerin vatana bağlılığını ve sorumluluğunu artırır.

Bana kalırsa PKK misyonunu tamamlamıştır. Bundan böyle siyasal yönden mücadele yapması gerekir. Teröristik faaliyetler insanlık dışıdır. Silahın her iki tarafada bir faydası yoktur. Bu sadece silah fabrikatörlerinin menfaatına yaramaktadır. Hatta Öcalanın durumunda bir değişiklik arzu ediliyorsa oda siyasal yollardan sağlanabilir. Ateşkese değil, silah bırakmaya öncelik vermeleri gerekir. Silaha harcanan bütçe ile Kürdistanın ekonomik ve sosyal kalkınması kolayca sağlanır. Çünkü bu bölgenin çok büyük ekonomik bir potansiyeli mevcuttur.

Şu anda Türkiye’ye duygusal bir hava hakim, halbusu ki AKLISELİME ihtiyacımız var.

Erken seçime gitmek MHP nin, CHP nin değilde Türkiye’de siyasi inisiyatifin PKK da olduğu anlamına gelir ve seçimlerinde parlamento aritmetiğinde fazla bir değişim sağlamayacağı aşikar.

O halde şu anda bütün sorumluluğu AK parti kükumetine, Erdoğana yüklemek, herkesin karşıtını suçlaması , hatta yabancıları bugünkü kaostan sorumlu tutması ucuz bir politikadır. Kendini sorumluluğun dışına çıkarmak gayretidir. Kürt sorununu ciddiye alıp ,çözüm önerileri üretmek zamanıdır.

İster içinize sindirin, ister sindirmeyin realite o dur ki Türkiye DE FACTO bölünmüştür. Şu anki durumda ERGENOKCULAR’ın ön gördüğü, ulaşmak istediği kaos ortamı sağlanmıştır. Bu tuzağa düşmüş olan siyasilerin akıllarını başlarına toplamaları aciliyet kespetmiştir.


Antalya. 20.06.10

20 Haziran 2010 Pazar

Boş Çuval Dik Durmaz!


Demir Bilgin
Demir.bilgin@yahoo.dk

Yazılarımız biraz aksadı. Yoğunluk ve pratik teorinin önüne geçti. Bazen böyle de oluyor, olsun. Ama, daha önce yazdıklarım doğru çıktı. Kendi kendine ”komplo” yapan Deniz Baykal, yerini Kemal Kılıçdaroğlu’na terketti. Bu, planlı bir geliştir. Bellidir. Bu şu demektir: CHP, Kılıçdaroğlu şahsında, Barış ve Demokrasi Partisi’ne karşı bir ”manevra” yapmak istedi. Bu ”manevra” ile, Kürtlerin yaşadıkları il, ilçe ve beldelerde, sıfıra düşen oyları tekrar kazanmak istedi. İstiyor. Bu plan ve hesap tutar mı, tutmaz. Tutmaz, zira boş çuval dik durmaz!

CHP, başa kim gelirse gelsin, boş bir çuvaldır. CHP, 12 Eylül 1980 faşizmden bu yana hiç bir zaman örgüt olmadı. CHP, 12 Eylül 1980’den beri örgüt değildir. CHP, örgüt değildir! CHP, boş bir çuval misalidir, dik durmaz. CHP, örgüt olmaz!

CHP, Kemal Kılıçdaroğlu şahsında da örgüt olmayacaktır, bu bir.

İkincisi, bir soru: Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına kim getirdi? Cevap: Amerika ve İsrail’dir! AKP’yi destekleyen Amerika ve İsrail, AKP’ den umudu keserek, CHP’de yeni Recepler buldu. Kemal Kılıçdaroğlu’nu buldu.

Üç: Yine bir soru: CHP ile AKP arasında siyasal olarak ne fark var?

Cevap: Hiç.

Cevap: Her ikisi de Amerikancıdır.

Cevap: Her ikisi de, Kürt Sorunu’nun çözümüne ilişkin herhangi bir projeleri yok.

Cevap: Her iki parti de, Alevi Sorunu’na yabancıdır.

Cevap: Her iki parti de, Kürt çocuklarına yönelik şiddet ve zulüm poltikasına karşı karşı çıkmıyorlar, karşı çıkmak bir yana destekliyorlar.

Cevap: Her iki parti de, Kürtçe eğitim ve öğrenime karşılar.

Dört: Peki Recep Tayyip bey ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında fark yok mu?

Cevap: Elbette vardır. Kemal bey, Kürttür, kızılkbaştır. Ama Türkleşmiş bir bir Kürt ve sunnileşmiş bir kızılbaştır.

Yazınn sonucu; biz, Anadolu halklarına karşı, sermaye partileri bir hilkat garibesi oluşturmuşlar. Amerika ve İsrail ile bir ”Zulüm Cephesi” kurmuşlar. Önce bunun dağıtılması gerekiyor. Bu cephenin dağıtılması için yapılması gerekenler vardır. Başta şudur:

Barış ve Demokrasi Partisi ile Anadolu Halkları Kurtuluş Cephesi’ni oluşturup, bizlere karşı oluşturulan bu hilkat garibesi, ”Zulüm Cephesi”ni bir an önce yıkmak gerekiyor.

Şimdilik yapılması gereken budur.

Nesnel koşullar, Anadolu Halkları Kurtuluş Cephesi’ni oluşturmaya elverişlidir.

Direnen bir Kürt damarımız vardır.

Ne mutlu ki bizlere, Kürdistan dağlarında mücadele var!

Ne mutlu ki bizlere, mücadele Anadolu halkları arasında canlanma ve umut yaratıyor!

Kaynağımız budur.

Önemli olan, bu mücadele kaynağına bakıp, geleceğin özgür bir Anadolu devletinin kurulabileceğin hulyası ve umudu ile yaşamaktır.

Yaşam, hem AKP, hem de CHP gibi sermaye partilerine karşı ”Red Cephesi”ni oluşturmak oluyor.

Yaşam, bizleri bir ”manevra” ile kandırmak isteyen Kemal Kılıçdaroğlu’na hayır demek oluyor.

Sonucun sonucu; CHP, Kemal Kılıçdaroğlu ile de, hâlâ, bir boş çuvaldır!

CHP, boş bir çuvaldır. Boş çuval dik durmaz.

CHP, dik durmaz, duramaz!

18 Haziran 2010 Cuma

AZAD VE FATMA’ NIN DRAMI

Haber: Adil Okay
okayadil@hotmail.fr

VİCDANLARA ÇAĞRIMIZDIR!

Müvekkilimiz Fatma Tokmak, 09.12.1996 tarihinde, o tarihlerde 2,5 yaşında olan oğlu AZAT ile birlikte İstanbul’da misafir olarak bulunduğu bir eve düzenlenen polis operasyonunda gözaltına alındı.

Gözaltında tutuldukları İstanbul Terörle Mücadele Şubesinde 15 gün oğlu ile birlikte yoğun işkencelere maruz bırakıldı.

Kendisine yönelik her türlü işkence yöntemi uygulandı. Elektrik, askı, çırılçıplak soyma, cinsel taciz ve diğer yöntemler… Ama ona asıl ağır gelen küçük oğluna uygulanan işkence oldu.

Küçük oğlu AZAT, çırılçıplak soyuldu, belinde ve sırtında sigara söndürüldü ve cinsel tacize maruz kaldı.

15 gün devam eden işkence, Fatma TOKMAK’IN tutuklanıp cezaevine gönderilmesiyle de son bulmadı. Küçük Azat, annesi ile birlikte cezaevine gönderilmesi ya da yakınlarına teslim edilmesi gerekirken, Çocuk Esirgeme Kurumuna gönderildi.

Azat’da, Fatma ‘da bu durumdan çok yoğun bir biçimde etkilendiler.

Tarihin Terörle Mücadele Şube müdürü “bunu nasıl yaparsınız sorusuna”, “devletimiz ona daha iyi bakar” diye cevap verdi.

Fatma’nın avukatları olarak, 1,5 ay boyunca küçük Azat’ı Çocuk Esirgeme Kurumundan alana kadar uğraştık. Azat, yuvada bulunduğu sürece hiç kimseyle konuşmamış adını bile söylememişti. Büyük bir travma yaşıyordu. Tarafımızca annesinin yanına, cezaevine götürüldüğü gün ise sanırız her ikisinin de hiç unutamayacakları bir mutluluktu.

Azat, “içerisi ve dışarısı” arasında gidip gelerek büyüdü.

Bu süre içinde Fatma Tokmak’ın yargılaması sürdü. Fatma, yakalandığında hiç Türkçe bilmiyordu. Ayrıca, okuma-yazması da yoktu. İçeriğini hiç bilmediği bir ifadeye parmak bastırıldı.

Suç’u sadece misafir olarak gittiği o evde bulunmaktı. Yasadışı sorgulandı. Mahkeme aşamasında Türkçe bilmediği için ve o tarihlerde Kürtçe tercüman konusunda büyük sorunlar yaşandığı için, uzun yıllar mahkemece ayrıntılı ifadesi alınmadı. Bu süre içinde o devamlı suçsuz olduğunu anlatmaya çalıştı.

Cezaevinde kalp hastası oldu. Hastalığı tespit edildiği halde çok uzun yıllar tutuklu kaldı.

Azat’ın yaşadığı işkenceler ise gerek İstanbul Tabip odası gerekse İnsan Hakları Vakfı İstanbul Temsilciliği tarafından belgelendi.

Ancak dosya her zaman olduğu gibi resmibilirkişilik kurumu olan Adli Tıp’a gönderildi. Adli Tıp’ın verdiği işkence bulgularını onaylayan ancak belirsizlik taşıyan rapor savcılık tarafından benimsendi ve küçük Azat’a işkence yapanlar cezasız kaldılar.

2006 yılına gelindi. Azat büyüyordu. Fatma, sonunda hastalığı kabul edilerek 9 yıl sonra tahliye edildi.

2006 yılında bu yana Anne-oğul kendilerine bir hayat kurdular. Fatma, Sosyal Hizmetler kurumunda çalışarak engellilere baktı. Kazandığı parayla oğlunu okutmaya çalıştı.

Bu arada, geçtiğimiz günlerde Fatma’nın Yargıtay’da görülen davası onanarak geri döndü. Fatma’nın aldığı son derece hukuksuz, somut verilere dayanmayan, adil yargılanma hakkında tamamen uzak olan müebbet hapis cezası kesinleşti.

Ve bu acı gerçek anne ile oğlu bir kez daha ayırdı. Fatma tutuklanarak Bakırköy cezaevine gönderildi. Her ikisi de büyük bir travma yaşıyorlar.

Azat’ın dudaklarından dökülen “ama ben anneme çok alışmıştım” sözcükleri yürekleri dağlıyor.

Fatma Tokmak gerçekten suçsuz ve hasta..

Bizler avukatları olarak hastalığı nedeniyle “ceza ertelemesi“ yoluna başvuru hazırlığı yapmaktayız. O’nu kurtarabilmek için elimizden geleni yapacağız. Ancak bunun için yoğun bir kamuoyu desteğine ihtiyacımız var. Bu nedenle, insan hakları kuruluşlarını, entelektüelleri, sanatçıları, kadın kurumlarını ve herkesi ve herkesi tavır almaya çağırıyoruz.

Fatma Tokmak Vekilleri
Av. Eren Keskin

http://www.adilokay.com/

16 Haziran 2010 Çarşamba

İsviçre Bayraklı Çöp Torbaları ve Türkiye

Demir SÖNMEZ(*)

Bayrak, bir ülkenin, bir ulusun, bir kurumun veya kuruluşun sembolu olarak kabul edilir.Sonuçda semboldur.Ama bazı ülkeler için sembolde öte onurdur, namusdur, herşeydir.Bu yaklaşım ekonomik,sosyal,siyasal geri kalmış ülkelerin tarzıdır.

Bayrak motiflerinin moda ve ticari amaçlı olarak birçok alanda kullanıldığı biliyoruz. Pantolon, sütyen, külot, tuvalet klozetlerinde, alkollü içeçeklerin etiketlerinde vs...

Dünya kupası heyecanı her tarafı sararken birkez daha kupaya katılan ülkelerin bayrak satışları rekor düzeyde, bütün şehirlerde caddeler, balkonlar bayraklarla donatılmış durumda.

İsviçre’de dünya kupasına katılan ülkelerden ve H grubunda Honduras, İspanya ve Şili’yle mücadele edecek.

Cenevre’de her taraf İsviçre bayrakları ile donatılmış değil, balkonlarda ve restorantlarda sadece İsviçre bayrağı değil yanında diğer ülkelerinde bayrakları var. İnsanlar balkonlarına, mağazalarına, restorantlarına, kafelerine ve işyerlerine hem İsviçre bayrağını hemde kendi ülkesinin bayraklarını yan yana asmışlar. Öyle tek bayrak kaygıları ve korkuları hiç yok, böyle birşeyi hissetmeleri içinde bir nedende yok. Kültür ve medeniyetin ulaştığı boyutda zaten bunu gerektiriyor.

Cenevre Belediyeside Dünya Kupası nedeniyle artan çöp problemine ve kendi takımlarına destek için, İsviçre bayraklı çöp torbalarını ( isviçre bayrağı ve üzerinde Hop Suisse sloganı yer almakda) bütün şehrin çöp sepetlerine takarak destek sunmakta.

Bu işi yapan resmi bir kurum ve bu işlerden sorumlu kişide belediye başkan yardımcısı ve gelecek yılda Cenevre belediye başkanı olacak ayrıcada sağcı Radikal Partisi temsilcisi.

Şimdi bir an düşünelim, Türkiyede bir kurum veya bir kişi veya bir karikatürüst türk bayrağını çöp torbası olarak dağıtsa, karikatür olarak çizse başanı neler gelebilir düşünebilir misiniz ? Ülkenin gündemine bomba gibi düşerdi, borsalar alt üst olurdu, kriz masaları kuruludu, bütün medya kuruluşları özel programlara geçerlerdi, ülkenin her tarafı bayraklarla donatılırdı, Milyonlarca kalabalıklar meydanları doldurur ve bayrak histerisine kapılmış, linç kültürüyle beslenmiş, Allahu-Ekber nidalarıyla O belediye binasını ateşe verip içindekileri tekbir sesleriyle yakarlar ve yakanlarıda türklüğün onurunu ve namusuna sahip çıktıkları için Türkiye sizinle gurur duyor sloganlarıyla bagrına basarlardı.

Cenevre belediyesinin isviçre bayrağından çöp torbası yapması ne Cenevre’ lilerin, ne medyanın ne de hiç bir kurumun umrunda değil.

Resimleri çekerken küçük bir anket yaptık. İsviçre bayrağından çöp torbası yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz diye sorduk. Aldığımız yanıtlarda olumsuz hiçbir tepkiyle karşılaşmadık. Neden olmasın , şaşılacak birşey değil, güzel bulanlar hatta nereden bulabiliriz diye soranlar vardı.

İsviçre nin ve halkının kaygılar Türkiyenin kaygıları gibi değil.

Bölünme kaygısı yok.İsviçre konfederasyonu : dört bölge 26 kanton, her bölge kendi anadilinde (4 ana resmi dil Almanca, İtalyanca, fransıça ve Romanş) eğitim yapıyor, her kanton kendi meclisi tarafında yönetiliyor, her kantonun hatta her kasabanın kendi bayrağı var.

Türkiyenin tüm kırmızı çizgileri burada yok, hatta hiç yaşanmamış.

Hergün Türkiyenin büyüklüğünde dem vuran başbakana, milletvekillerine, Genel kurmaybaşkanına, diplomatlarına, yöneticilerine hatta halkımıza sormak gerekir ”tek millet, tek dil, tek bayrak“, çağdaş, ilerici, demokratik, insan haklarına saygılı ülke olmanın kıstasları bunlarmı ?

İsviçre 7,5 miyon nüfusa, Türkiye 75 milyon, İsviçre dünya kupasında, Türkiye nerede ? İsviçre mi ? Türkiye mi ? Demokratik, sosyal, laik, ilerici, insan hak ve özgürlüklerine saygılı

----------------------

(*)Cenevre Halkevi
Demir SÖNMEZ
http://www.assmp.org/

14 Haziran 2010 Pazartesi

Gazze mi? Kürt sorunu mu?‏


Dr.İsmet Turanlı
dr_ismetturanli@mynet.com

“Herkes evinin önünü temizlerse, şehir temiz olur.”

Bu vecizeyi dünyanın en büyük yazarlarından GOETHE’nin söylediğini zannediyorum. İNCİL’dede bu tarzda bir deyim olduğunuda söyleyenler var. Son günlerde ERDOĞAN’ın GAZZE için söylemlerini yorumlayanlar ‘’Evvela evindeki problemleri hallet, GAZZE’den öncelikli KÜRT sorununu ‘’ hallet diyorlar. Bahçeli’ye göre PKK inisiyatifi ele aldı, yani TSK 400 binlik ordusu, Skorsky’leri ile, korucu ordusu ile, Jandarması, polisi ile , USA’nın istihbarat desteği ile sanki eli kolu bağlı, ancak bayrağa sarılı cenazeleri defnetmekle meşgul. Hangi taraftan olursa olsun hayatını kaybeden gençlere yüreğim sızlıyor. Sanki 12.Eylül öncesi bir devir yaşıyoruz. O zaman 5 bin gencimiz birbirini yok etmişti. Şimdide Mehmetçikle, Kürt gençleri karşı karşıya. Bana kalırsa bu gençler pisi, pisine ölüyorlar. Yönetimdekilerin, isyancıların cerebral (beyin) yetmezliğinden ileri geliyor. Tıpta osteomyelit diye bir hastalık vardır. Otuz defa ameliyat edersin yine iyileştiremezsin. Radikal tedaviler gerektirir. Kürt sorununuda askeri yöntemlerle düzeltemiyeceğini asker kendisi senelerdir itiraf ediyor. PKK yı yok etsen, Öcalan’ı serbest bıraksanda bu sorunu çözemessin. Birarada sulh içinde yaşamayı temin edecek şartları sağlayamıyorsan, bu demektir ki Kürt sorununu etnik bir problem görmeyerek anayasal , kültürel , siyasal eşitliği sağlayamazsan bölünmenin önüne geçemezsin. Kürt sorunu netice itibarı ile dörde bölünmüşlük ortadan kalkmadan çözülmez.

İki sene evvel Fırat’ın ötesine yaptığım seyahatta, tıbbi konuşmalar için, bölünmenin de facto oluştuğunu tesbit ettim. Geçen ay Dıyarbakır kitap fuarını ziyaretimde, sonra Mardin’e gittiğimde bu bölünmüş olmanın dahada zemin kazandığını gördüm. Maalesef siyasiler başlarını kuma sokmakla, kendi kendilerini kandırmakla meşguller. Kuzey Kürdistanda yaşayan Kürtler kadar batıda yerleştiği, iş sahibi olduğu, Türklerle evliliklerin arttığı göz önüne alınınca, bölünmeninde kolay olmayacağı anlaşılır. Tıpkı Belçika’daki seçim neticeleri gibi iki taraftaki radikal gurupların artması büyük tehlike arz ediyor. Hele CHP ve MHP nin oralarda tamamen silinmiş olması , bölünmeyi kabullenmiş görünmeleri, yerel seçimlerde AP ve DTP nin seçilen bütün adaylarının Kürt kökenli olması bir referandum görüntüsü vermektedir. Bu tehlikeyi görmek istemeyen siyasiler AÇILIM gibi zevahiri kurtarmak hevesine düşmüşler. Generaller garnizonları gezmekte, halkla hiç bir ilişki kurmamakta, vekillerin taraftarları yahutta idari yetkililerle görüşmeleri onlara yanlış intiba kazandırmaktadır. Hakeza köşe yazarlarının masa başında ahkam kesmeleri, yahut oralarda bir iki gün otellerde konaklamaları yanıltıcı olmaktadır. Kürtçe bilmeyenler elbette halkla temas kuramıyorlar. Halkta korkusundan ahkam kesenlere hakiki yüzlerini göstermekten çekiniyorlar. İşte bu aldatmaca maalesef aptalca gençlerimizin hayatına mal oluyor. Bütün televizyon kanalları Kürtleri yok sayıyor. Türkü dahi söyletmiyorlar. Milli eğitim bakanlığının müfredatında tek kelime KÜRT geçmiyor. Bu yok farzetmeler Türkiyeye çok pahalıya mal oluyor.

İşte bu hakikatleri ciddiye almayan, evinin içindeki problemi görmezden gelen iktidar , sanki birinci derdimiz GAZZE, yahut İRAN’ın atom denemeleri imiş gibi büyük bir hatanın müsebbibi oluyor. Dolayısı ile PKK katliamları gittikçe artıyor. Bu kan yerde kalmaz gibi nakaratları dinliyoruz.

En ciddi konumuz Mavi Marmara gemisi. Hükumet önceden tedbirini almalıydı sözlerini ahlaksızlık addediyorum. Çünkü gemi yola çıktığında ne siyasiler, nede köşe yazarları ihtar babında bir şey söylediler. Olay olduktan sonra akıl veren çoktur. Bu bana göre ahlaksızlıktır. Refakatında harp gemisimi göndermeli idi hükumet. O zaman savaşımı göze alacaktık?

Atom, İran ve İsrail mevzzundada yalanlar söyleniyor. Cuba krizinde İncirlikte atom bombası başlıklı füzelerin Nato’nun emrinde olduğu açığa çıkmadımı?

Türkiye’nin dış poitikası elbetteki AK parti merkezinden yönlendirilir. Bunu iyi anlamak içinde Davutoğlu’nun STRATEJİK DERİNLİK eserini okumak gerekir. Bilgi kirliliği içinde hep ayni kişilerin televizyonlarda laf ebeliği yapmaları ortamı dahada ciddiyetsizleştirmektedir. Ataklı, Nazlı, Ergil, bir iki ezbere konuşan emekli general, Prof. Batum, Ali Sirmen , bir iki hukuk profesörü. Bu sayılı, saygın şahsiyetlerden başka hakiki aydınlar yokmu sözü dinlenecek?

Türkiye partileri ile, askeri ile, yargısı ile, medyası ile yokuş aşşağı yuvarlanmakta. Tıpkı 27 mayıs, tıpkı 12 eylül öncesi gibi bir manzara arz ediyor. Hiç biri on metre ilerisini göremiyor, halklarla direkt iletişim sağlanmıyor, ciddi bazı hakikatler umursanmıyor. Türkiyeye yazık oluyor.

Hulaseten:

1. Siyasilerin önceliğinin kendi evimizin içindeki problemlere öncelik vermeleri,

2. Fıratın öte yanında sanki yabancı bir devlet varmış gibi, de facto bölünmüş olduğunu görmemek saflık mı, kurnazlık mı. Yoksa cerebral kifayetsizlik mi?

3. Dış politikayı yürüten Davutoğlunun Stratejik derinlik kitabı siyasilere neden mehaz olmuyor?.

4. TV lerde hep ayni kazip şahsiyetleri dövüştürmekten vazgeçilse hayırlı olmaz mı?.

5.
İncirlikta Nato’nun atomlu füzeleri olduğunu generaller inkar ederler mi?

6. Mevcut siyasilerimiz ne Kürt sorununu, ne Ermeni, nede Kıbrıs sorununu çözecek kabiliyette değiller. Kılıuçdaroğlu Sav’ın kucağına düşmüş şaşkın tavuk gibi her şeyi düzelteceğini hangi cerebral kabiliyeti ile iddia ediyor? Bahçeli neredeyse ülkücü gençleri ile Kuvayi milliye ordusunu kuracak(!).

7. Kürt sorununa ciddi çözüm arayacakların evvela Kürtçe öğrenip Kürt halkı ile iletişim sağlamadan masa başından afaki beyanlardan acilen imtina etmeleri gerekir.

Antalya. 14.06.10