20 Ocak 2016 Çarşamba

Küçük Perinçek: Birbirlerinin komiği!



Faiz Cebiroğlu

Yalçın Küçük, bir kez daha Doğu Perincek'in komiği oldu. Perinçek'te komikti ama ikisi de birbirlerinin komiği oldular. Perinçek, Yalçın Küçük'ü yine ”Ulusal Kanal'dan” kovdu. Küçük'te, Perinçek'in komiği oldu. İkisi de komikler: birbirlerinin komikleridirler.

Perinçek: kendisinin komiği oldu.

Küçük: Perinçek'in komiği oldu.

Küçük Perinçek: Birbirlerinin komiği oldular.

Yıllar öncesinde, Perinçek: kendisinin komiği olarak yazı yazmıştım. Aynı yazı, Yalçın Küçük için de geçerlidir.

Şudur: Perinçek ve Küçük: Birbirlerinin komikleridir-ler.

Yalçın Küçük, Türkiye İşçi Partisi'ne girdi: Behice Boran'ın komiği haline geldi. Kovuldu!

Yalçın Küçük, Sosyalist İktidar'a girdi: Metin Çulhaoğlu'nun komiği oldu. Kovuldu!

Yalçın Küçük, Toplumsal Kurtuluş'a girdi: Fadıl Ölmez'in komiği oldu. Kovuldu!

Yalçın Küçük, Kürdlere dayandı. Aponun komiği oldu. Kovuldu!

Yalçın Küçük, orducu sosyalistim dedi. Ordunun komiği oldu. Kovuldu.

Yalçın Küçük, Perinçekçiyim dedi. Perinçek'in komiği oldu. Kovuldu...

Evet....Yalçın Perinçek birbirlerinin komikleri oldular. Birbirlerini kovdular.

Ulusal Kanal ve Ulusal Ordu: Küçük Perinçek oluyor.

Birbirlerini kovmuşlar.

Birbirini kovmak, gülünç oluyor.

Küçük Perinçek, birbirlerinin komiği oluyor.

TC politik tarihinde gülünçlük: Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek oluyor.

Küçük Perinçek'i, sosyalist hareketten kovmak, yine bizlere düşüyor!



17 Aralık 2015 Perşembe

“FIKIH İSLAMI” - ORİENT TV VE KÜRTLER...



Mihrac Ural

Suriye'de YPG ve doğrudan Kürt düşmanlığının ana kaynağı Türkiye'de de olduğu gibi dinci çevrelerdir. İŞİD'in de Nusra Cephesinin de ÖSO ve diğer terör şebekeleri selefi cinayet girişimlerini de ağır tarzda Arap ırkçı-milliyetçi yayılmacı olduklarını belirtip, bu çevrelerin geleneksel Kürt düşmanlığını en ağır biçimde sürdürdüklerini belirteceğim. Özellikle son Haseki- Malki beldesinde yapılan “Demokratik Suriye Meclisi” toplantısının, Riyad'ta yapılan ve eli silahlı terör şebekelerinin çoğunluğu oluşturduğu toplantıya muhalif olarak belirmesi, Suriye yönetimine düşman bu çevrelerin ağzı salyalı bir azgınlıkla Kürtlere saldırmaya başladığını görmekteyiz. Kimi muhalifler, hakim oldukları bölgelere YPG'nin girişini yasaklaması ve Kürtleri kendi beldelerinden tehcir etmeye çalışması bu çevrelerin sözcüsü olan Orient News kanalından kesintisiz bir propaganda olarak verilip, tüm terör çevreleri bu yönde kışkırtılmaktadır.

DEMOKRATİK SURİYE MECLİSİ” VE TERÖR

Demokratik Suriye Meclisi” adlı meclis bir muhalif meclistir, aralarında yurtsever olmayan şiddetten yana kimi marjinal grupları da içermektedir. Ama bu meclis ülke özgürlük ve demokrasiyi, ülke bütünlüğünü savunan ve dış müdahaleye kesin karşı olan duruşuyla siyasal çözüm için en uygun olan meclistir. Bu meclis aynı zamanda Kürtlerin haklarını anayasal güvencelerle bağlamak isteyen Suriye mozaiğini temsil eden yapısıyla (özellikle başkanlığına "buğday dalgaları" hareketi başkanı barışçıl demokrat muhalif Heysem Mennah'ın getirilmesi, yakın dönem Başbakan yardımcısı Ekonomi Bakanı (23 Haziran 2012 – 29 Ekim 2013) SKP’li komünist Kadri Cemil’in de olması) dinci terör şebekelerinin korkunç tepkisine yol açmıştır.

Bu meclisin ev sahipliğini yerine getiren PYD-YPG elbette Suriye'deki tek Kürt hareketi değildir, ama en organize en geniş temsilciliğiyle ağırlığı olan bir hareket. Bu harekete yapılan saldırı tüm Kürt halkını hedef almış demektir. Uzun zamandır yaptığım gözlemlere dayanarak söyleyebilirim ki Orient TV kanalı YPG yi her zaman Esad'ın dostu, göstermeye çalışmıştır. Suriye ordusuyla YPG arasında ciddi hiç bir çatışma olmamasına karşın esir askerlere çok iyi muamele edilerek ailelerine tekrar emin yollarla ulaştırılmalarına karşın lokal çatışmalar da oldu. Bu durumda her iki taraf vatanseverce davranarak sorunları çözdü. Ama bu lokal çatışmalar da bile Orient TV kanalı YPG güçlerini Suriye ordusunun yedek gücü olarak yansıtmaya çalıştı. Demokratik Suriye Meclis toplantısından sonra ise tam çözülerek pervasız saldırılarını yükselttiler; ağır suçlamalar kadar askeri önlemler bile alınması için çağrılar yapılmaya başlandı.

Olayın gerçeğinde ise Kürtleri Riyad toplantısına çağırmayan kendileri, dışlayan, öteleyen, horlayan hep kendileri. Çünkü bunlar ırkçı-milliyetçi yayılmacı olarak farklı etnik varlıklara asla tahammül etmezler. Bakmayın “İslam ümmeti” demelerine, bunların ümmetleri ırkçı- yayılmacı Arapçılıklarıdır.

Bilenler için her şey açık. Bunu defalarca yazdım Suriye ordusu ve YPG düşman değildir ortak vatanın iki önemli gücüdür ve er ya da geç ortak mevzide teröre karşı savaştıkları gibi yeni Suriye'nin kuruluşuna birlikte katkı yapacaklardır. Bunu çok iyi bilen terör şebekeleri kendi kanallarında akıl almaz suçlama ve askeri önlemlerle Kürt halkına karşı ırkçı-milliyetçi yayılmacı kin gösterilerine bu son dönemde büyük bir ağırlık verdiler. Bunun bir boyutu da diktatör Erdoğan ve kıyımlarına destek olduğu açıktır.

Demokratik Suriye Meclisi terörden uzak duruşu özgürlük ve demokrasiyi ve Kürtlerin anayasal haklarını savunması dış müdahaleye karşı çıkışıyla gösterdiği vatansever çizgi, tüm terör güçleriyle arasındaki kırmızı çizgileri güçlendirmiştir. Bu ise tüm terör şebekelerini ve medyasını çıldırtmıştır.

FIKIH İSLAMI” VE TERÖR

Din istismarcıları diyelim, isteyen dinin kendisi desin sonuç itibariyle dünyanın her köşesinde terör ve İslam artık bir bütün olmuştur. Din bu ithamdan kurtulmak için de hiç bir şey yapılmadığı açıktır. Din erbabının sarf ettikleri her cümle bunu daha da bir bataklık haline getiriyor. Din adına şunları bile söylemekten çekinmeyenler az değildir; "Beni Kurayza aşiretinin bine yakın adamının kafasını eliyle kesen peygamberimiz değil mi? Peygamber efendimizin yaptığı işler “sünnet” ise buna karşı neden tepkilisiniz" demeleri burada daha da bir anlam taşıyor.

En iyimseri “ İŞİD’in yaptığı kelle kesmeler dine aykırı değil bunun nedeni İslam fıkhıdır. Bu fıkıh farklı kaynaklardan beslenir ve bundan dolayı da kaynaklarından biricik olanı değil, biri olan Kuran’ı ikincil görür. Çünkü “Fıkıh” yaşayan İslam’dır ve kaynakları ( Sünnet, Hadis, Kuran, icma, Kıyas.. vb) birden fazladır. Böylece ikinci plana düşen Nas (Kuran) artık İslam’ı değil o gün hakim olanların isteğine göre şekillenen bir din haline gelir.” Bu izahta kelle kesme ve İslam dini arasında hiçbir fark bırakmayan din adamlarının terörün dünyadaki ana kaynağının İslam olmasına önemli bir katkı sağlamış oluyorlar. Buradan hareketle İslam fıkhı yerine ben “Fıkıh İslamı” tanımını daha uygun gördüğümü belirteceğim. Suriye’de tüm dinci akımlar terörde anlam bulan vahşetin ırkçı-yayılmacılığın biricik kaynağını oluşturuyorlar. Baas milliyetçiliği ve olduğu kadar taşıdığı ırkçılığı bunların karşısında bir hiç kalır.

Bu çevreler özelliklede Arap olunca, Peygamberimiz Arap, dinimiz de Kuran'ımız da Arapça, cennetin dili de tüm insanlar için Arapçadır der dururlar. Emevi imparatorluğuyla doruk yapan bu ırkçı yayılmacı milliyetçi algı her zaman İslam’ın Muaviye şeriatı kanatları altında beslenip yürümüştür (Fıkıh İslam’ı burada en olgun haline gelmiştir, tam da sultanların istediği dünyevi maddi çıkarlar için bir şiddet dini).

Diğer İslam mezhepleri Arap olsalar bile ezilmiş dışlanmış kıyıma bile uğramıştır (Arap Alevileri bundan en ağır payı alan kesimler olmuştur ve bu nedenle Aleviliği kendine kimlik olarak Arap olmaktan daha fazla taşıma eğilimi gösterirler) Bu algı Baas partisiyle nispeten yumuşatılmış ise de "Ümmeton Arabiyaton vahida, zat-i risale-i halide" denilerek yayılmacılıktan bir adım geri atıp kendini sadece Arap ülkelerinin birliği düzeyine düşürmüştür. Ancak bu her bir Arap ülkesinde ( özellikle iktidara geldikleri Irak ve Suriye'de) diğer etnik dokulara karşı kültürel ağır milliyetçi baskı ve Araplaştırma şeklinden kurtulamamıştır. Suriye’de özellikle dinci Arap aşiretlerinin kışkırttığı mera, su kaynakları gibi alanlarda iç yayılmacı Arap kemeri bunun ifadesidir. Ancak bunlar da artık tarih oldu yeni koşul ve Kürtlerin tüm haklarının anayasal güvence içinde olması ve Kürt halkını koruma birliklerinin(YPG) artan rolü atlanamaz durumdadır. Tümüyle dinci terör şebekesi olan İŞİD, NUSRA, ÖSO ve türevlerinin değişmeyen kanaatleri Kürt düşmanlığı, Arap ırkçı-milliyetçi yayılmacılığıdır.

SONUÇ

Orient TV kanalı, azılı bir Kürt düşmanı kanaldır. Bu satırların yazarı her zaman Arap ırkçı-milliyetçi yayılmacılığını ve bunu temsil eden siyasal medyasal etkinlikleri şiddetle lanetlenmiştir. Çünkü terör ve ırkçılık ikiz kardeştir. Bunu en iyi Türkiye’de bu dinci soytarı diktatörün yaptığında görmek zor değildir. Bu kirli bir algı ortak vatanda barış içinde kardeşçe yaşama şansını yok eden algılardır. Suriye’yi yakıp yıkan terörün kaynağında da bu yönelimler bulanmaktadır. Suriye’deki kanlı kıyımların sorumlusu olan terör şebekelerinin sözcüsü olan bu kanalın sahibi, Arap ırkçısı bir İdlipli Suudi-Haliç sermayedarı Ğassan Abbud'tur. Kirli ve karanlık sermaye birikimleriyle Esad yönetimine yağ çekerken gördüğü itibarsızlık üzerine kendine benzer çevrelerle birlikte olmayı muhalefet yaparak terörü desteklemeye başlamıştır.

Suriye olayları başlar başlamaz yayın faaliyetini ülkeden çıkararak akıl almaz abartı yalan demagojilerle kaosu, terörü desteklemeye başladı ; "kim olursanız olan ne yaparsanız yapın yeter ki Suriye devletini yıkınız" aklıyla çalışan bu kanal terörün ırkçılığın simgesidir. Bu gün yapmakta olduğu Kürt düşmanlığı ise olayları yakından izleyenler için çok boyutlu anlamlar taşımaktadır.

Son cümlem de şudur; tekrarla belirteyim Beşşar Esad’ın da liderliğinde tüm yurtseverlerin amacı haline gelen Demokratik Suriye direnişi terörü hezimete uğratacak haklı tek algıdır.

* 6 Aralık 2015 / Çarşamba- Türkmen dağı


10 Ekim 2015 Cumartesi

NECLA ÖLDÜ...




Mihrac Ural
Bugün Ankara’da, zalim ellerin diktatör Erdoğan’ın açıkça sorumlu olduğu hatta istihbarat teşkilatlarından bağımsız olması mümkün olmayan bu kanlı eylemde, çocukluğundan tanıdığım büyüyünce de ”Mukaveme Suriyyi’nin” bir militanı olarak doğduğu anavatanına gelip bizimle vatan savunmasına katılan Necla Duran şehit oldu.


Necla Duran, kadim dostumuz merhum Ebu İsa’nın kızıdır. Annesi Suriyelidir, Cisir el Şuğur – Kitrin köyündendir. Sınır köyü olun bu köyde 12 Eylül 1980 askeri darbesi ardından Suriye geçen on binlerce devrimciye ev sahipliği yapan bir köydür. Bu köy, 1980’li yılların kasvetli mücadelesinde direndiği gibi, bugün de, en acımasız savaş koşullarında ”Mukaveme Suriyyi” saflarında direnişini yükseltti. Onlarca şehidi olan, Kitrin köyü, Finikelilerden bu yana, yerli halkın yerleşim birimleri olarak, zengin tarihiyle, zengin direnme kararlılığıyla tanınır; Necla Duran, işte bu köyün kızıdır.

Necla, annesiyle, Antakya’da yaşadı, orada okudu, büyüdü... Ama yüreği, Suriye için çarpıyordu, anavatanı zor günler geçiriyordu, onun acısını taşıdı, durdu. Yanımıza geldi...
Mukaveme Saflarında mücadeleye katıldı. Görevi bitince ülkeye döndü. Suriye için nerede bir etkinlik varsa Necla’da oradaydı. Mücadele ve direniş kızı bu yolda şehit oldu. Onurlu yaşadı başı dik mücadele etti ve şehit kervanına katıldı.
Necla Duran, örnek bir Suriyeli kızdır. Uygar ve vatansever duruşuyla anılırımızda kalacaktır


(*) 10 Ekim 2015 / Cumartesi - Kesap

4 Ekim 2015 Pazar

Half Al-Cebil: Dağ arkası!



Faiz Cebiroğlu

Half Al-Cebil, Arapçadır, dağ arkası oluyor. Half Al-cebil, Antakya, Dursunlu köyündedir. Bu dağda, yani bu dağ arkasında babam yaşardı. Babam, Fadıl babam. Babam, ”iki tabancalı” babam! Babam, ”hudutlarımızı” işgal edenlere karşı, tek başına karşı çıkan babam: Fadıl babam, ”iki tabancalı” Fadıl babam! Bu, ”Fenkten” gelenleri kovaladık, diyen babam.

Lübnan'da, İsrail siyonizmine savaşırken, ölüm haberini aldım. Yalnız ben değil, Lübnan cephesi ağladı. Yalnız Lübnan cephesi değil, Lazikiye cephesi ağladı. Yalnız lazikiye değil, Live İskenderun / Dursunlu cephesi ağladı.

Babam, ”iki tabancalı babam.”

Babam, Fadıl babam, Suriye çıkışımda son parasını verdi. Son sarıldı, pir sarıldı!

Babam, ”iki tabancalı babam.”

Sordu: ”Son gidiş mi?”

Kimbilir dedim, Arapça ile...

Gider, gelmezsin, biliyorum. Dedi.

Haklı çıktı, babam, iki tabancalı babam!

Niye iki tabancalıdır?

İki tabancalı babam, tabanca nedir bilmez, ama tabanca misali emsaller bulur, yanlarına koyar ve meydana çıkardı!

Çok oldu ve hikayesi var, bunu da yazayım:

Bir gün, Antakya, Dursunlu Köyü, Half al-cebil'de, Fadıl babam, tek başında, bir bakıyor ki, Liva İskenderun'a bağlı, Fenk ya da Enek çobanları, Half al-cebili basıyorlar... Tek başında, Half al-cebil'de, babam, iki taştan, iki tabanca buluyor ve yanlarına koyuyor:

Kan dökülmeden, def-olun!!!! diyor.

Çekildiler...

Sonra, dava geldi:
Fadıl Cebiroğlu, tabanca çekmekten yargılanacak” diye.

Fadıl babam gitmedi, bu mahkemeyi de tanımadı.

Yıllar sonra aklıma geldi, babam, Fadıl babam, half al-cebir arkasindaki babam. Dağların arkası babam.

Dağların arkası, özgürlüktür babam!


Fadıl babam: iki tabancalı babam!

27 Ağustos 2015 Perşembe

Receb'e karşı, tek cephe!





Demir Bilgin

Türkiye'de, 1 Kasım 2015'te, tekrari seçimler yapılıyor. Tekrari seçimler, Receb'in saltanatını ilan edip etmeyeceğinin son seçimidir.  Recep, kan, daha kan  dökerek, döktüğü kanlardan oy alacağını sanarak, tekrari seçim istedi. Bizler de, bu tekrari seçime karşılık, Receb'e karşı, tek cephede olmalıyız. Tek cephede, Receb'e geçit yok, demeliyiz. 1 Kasım 2015 seçimlerinin ana halkası budur. Bu ana halkadan kalkarak, Receb'in son ”zayıf halkasını” kırmalıyız! Receb'e karşı tek cephede ve HDP içerisinde yer alarak, Receb'in saltanatına yok demeliyiz! Başka seçenek var mı? Yoktur!

HDP, eleştirilir. HDP beyenilmeyebilir. Bu ayrı bir tartışma konusudur. Ama Türkiye'de, şu an, Receb'i durduracak tek güç HDP'dir. Önümüzde iki seçenek vardır: Ya Receb'in şeriatı ya da şeriata karşı ilerici duruştur. Başka seçenek var mı? Yoktur!

Tek seçenek, Receb'in şeriatına karşı, tek cephede birleşmektir. Tek parti ve tek cephe: HDP ve ezilen tüm Anadolu halkları oluyor. Receb'i ve hayalindeki saltanatı yıkacak cephe budur. Başka seçenek yoktur.

Bu perspektiften kalkarak notlarımı yazıyorum:

Bir: 7 Haziran 2015'te, padişah olmayı arzulayan Receb'i, HDP engellemiştir. 6 milyon oy ve 80 Milletvekili ile, HDP, Receb'in saltanatına ”dur” demiştir.

İki: Receb, 7 Haziran'da elde edemediği saltanatı, tekrari seçimler ile, 1kasım 2015'te elde etmeyi sanıyor. Buna hep birlikte dur demeliyiz.

Üç: Seçimlerin 1 Kasım'da yapılması, manidardır. Arkadaşım Faiz Cebiroğlu, tekrari seçimlerin 1 Kasım'da yapılmasının altında yatan gerçekleri tarihi bilgisi ile bizlere sundu:

”1 Kasım 1922'de, Türkiye'de padişahlık kaldırılıyor. Recep, 7 Haziran 2015'te elde edemediği saltanatı, 1 Kasım 2015'te yapılacak ”tekrari seçimler” ile ilan etmek istiyor...”

Bu önemli ipuçları ile, Receb'e karşı tek parti ve tek cephede birleşmemize yetiyor.

Seçenek ikidir: Ya gericilik ya da ilericiliktir!

Gericilik, Receb'in, İŞİD'vari oyunları ile, toplumsal tarihimizi, feodalizme ve şeriata götürmek oluyor.

İlericilik, İŞİD'çi Receb'e karşı, insan toplum tarihini ilerde tutmak oluyor.

1 Kasım'da yapılmak istenen seçimlerin ana halkası budur. Kürdistan'da ve tüm Anadolu'da bu ana halkadan çıkan ve çözümlemesi gereken baş sorun / baş çelişki de budur: Ya gericilik, ya da ilericiliktir!

Sonuç mu, açıktır: Kürdistan'da ve Türkiye'de kırılması gerek baş çelişki, Receb'in saltanatına dur demektir.

Receb'in saltanatını engellemek için, Tek parti tek cephe diyoruz.

Tek parti, tek cephe: HDP ve ezilen tüm Anadolu halkları oluyor.

Tek parti, tek cephe, Receb'i durduracak tek güç oluyor!


26 Ağustos 2015 Çarşamba

AHMET MİSKİOĞLU'NU DA UĞURLUYORUZ…




Eğitimci, yazar Ahmet Miskioğlu'nu 25 Ağustos 2015’te yitirdik.

Ahmet Miskioğlu 1924 yılında Antakya'da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Antakya'da yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra Türkiye'nin çeşitli kentlerinde Edebiyat Öğretmenliği yaptı. Fikirtepe Eğitim Enstitüsü’nde görev yaptı.

Sevecen kişiliği ve çalışkanlığıyla öne çıkan Miskioğlu, Türk Dili Dergisi’nin Moda'daki ofisinde her yaşta aydın insanı tüm sıcaklığıyla kucakladı.

Kentteşimiz Ahmet Miskioğlu geldiği bereketli toprağa geri dönüyor. 27 Ağustos Perşembe günü Antakya Asri Mezarlığı’nda toprağa veriliyor.

Unutulmayacak çalışmaları, bizleri hep aydınlatacak olan Ahmet Miskioğlu’nu saygıyla anıyor, yakınlarına, dostlarına ve Antakyalılara baş sağlığı diliyoruz.


Arif Okay
Bedran Cebiroğlu
Duran Yaşar
Erhan Palabıyık
Halis Açacak
Mesrur Sabahoğlu
Musa Artar
Müslüm Kabadayı
 -----

Haber: Müslüm Kabadayı.

25 Ağustos 2015 Salı

ÖZGÜR GÜNDEM’İ, AYIPLIYORUM!



Mihrac Ural

“SARAY ESADLAŞIYOR” başlığını atan, Özgür Gündem gazetenin hiçbir gerekçeye ve yere oturtulamayacak Esad düşmanlığını şiddetle kınadığımı ifade ederek sözlerime başlayacağım.


Bu başlıkla, Kürt halkı temsil edilemez diyeceğim. Özellikle diktatör Erndoğan’nın yeniden alevlendirdiği “Kürt sorunu yoktur” ırkçılığıyla, savaş tamtamlarının vurmaya başladığı bir anda bu başlık kendi kendini hançerleme, dostlarını yok etmek için AKP yalakalığı yapmaktır. Bu başlıkla kimi uyaracağınızı sanıyorsunuz, bir katil diktatör bozuntusu ahlaksızı mı? On yıllardır Kürtleri kana boyayan iktidarı mı? Esad gibi bir lideri, bilinç altınızın karanlık labirentlerinde “zalim” ilan ederek,  gerçek katil diktatör Erdoğan’a ne uyarısı yapmaya çalıştığınızı sanıyorsunuz, anlamak zordur...

Bu başlıklarla ve önceki kin ve düşmanlık kokan Esad fobinizle gerçeği hiç bir zaman halka yansıtamazsınız. Esad, Kürt halkının dostudur, bunun tarihsel tanığı benim başkan Öcalan'la, birlikte yaşadığımız 18 yılın her anının tanığı benim. Suriye, Kürtlerin güvenli limanıdır. bölgenin tüm devletleri Kürtlere karşı birleştiği bir kesitte bile, Kürtlere sahip çıkan Suriye'dir. Saddam ve Kenan Evren kıyım yaptığı kesitte (1980’ler), Irak Kürtlerini liderlerinden halkına kadar, Türkiye Kürtlerini liderlerinden halkına kadar kucaklayan tek ülke Suriye’dir. PKK’nin beka kampları geçiş güzergahlarında özgürlüğü başkanın korunması yerleşimi ve zırhlı araçları hep Suriye’nin sunumudur. Bilmeyeniniz varsa, bunu değerli arkadaşlarım Murat Karayılana ya da Cemil Bayık’a sorsunlar.

Bu nedenle de, 1980'li yılların Serxwebûn’da çıkan Hafız Esad'ı yere göğe sığdırmayan tahliller gündeme gelmişti. Sakın “dün dündür bu gün bu gündür” demeyin o ekolun lideri aramızdan göçeli çok oldu.

Bu gün Suriye ordusunun teröre karşı tek ve gerçekçi savaşını ve YPG ile dayanışmalarını hatırlayın. Sıkışınca, Salih Müslum’ün bile “Suriye ordusunun bir bileşeni oluruz” diyerek kendini meşrulaştırma ve koruma açıklamaları, size çok şey anlatmalıdır. Başkan Öcalan’ın, Cemil Bayık'ın açıklamalarını, KCK liderlerinin açıklamalarını izleyin, bir teki, Suriye düşmanlığı yapmazken, sizin bu akıl almaz düşmanlığınızı ne ile izah edeceğiz?

Bu, sizin yaptığınız ayıptır. Avrupa’da oturmanın rehaveti içinde “AKP kuyrukçuluğuyla” suçlanmanıza yol açan açıklamalarınızla çözüm süreci diye iflas etmiş hengameye enerji taşımanızla yaptığınız şey,  Kürt halkının temsilciliği olamaz.

Kendi adıma Kürt halkının dostu olmayı, ilkelerim ve doğrularım gereği sonuna kadar sizin gibi iğrenç başlıklarla ve içten içe taşıdığınız fobilere karşın Kürt halkının, Suriye dahil her alanda hakları için mücadeleye devam edeceğim.

Özgür Gündem bir gazete, olarak elbette çok önemli görevler yaptı. Yapmaya da devam edecektir. Ama bölgenin bu en önemli meselesinde, Esad’ı, diktatör Erdoğan’a benzetme çabanızı ya da kimyasalları diktatör Erdoğan kullanmışken, Esad’ı suçlayan başlıklar atmanızı, bir yere koymanın mümkünü yoktur. Bu kadarla yetineceğim.

Ayıplıyorum!

Kürt halkının yeni düşmanlara ihtiyacı yoktur. Düşmanı Yeni-Osmanlıcılardır. Açılım süreci aldatmacasını bir seçim kumpası haline getirenlerdir. Bu oyunlara geldiğiniz artık yeter. Yaklaşan seçimlerde bizler yine HDP’yi destekleyeceğiz. Tüm halkların demokratik algılarına enerji taşıyacağız. Siz de en azından bizlere saygı gösterin, Esad gerçeğini AKP mazgalından değil, bölge halklarının direnen safları arasından,  bakarak değerlendiriniz diyeceğim.
----
25 Ağustos 2015 / Salı - Lazkiye