habiptaskin@gmail.com
Halkın ve halkların sanatçısı,
yazarı, çizeri olmak öyle kolay değildir. Geri kalmış, yarı feodal ve diğer
sistemler içinde sorunları dile getirmek yürek ister, gerekirse bedel ödemek
ister. Her ülkenin geçmişinde halkı, halkları için sürgüne giden, işkence tezgâhına
çekilen, kurşunlanan, başı taşla ezilen sanatçıları, yazarları, çizerleri
vardır.
Türkiye tarihinde bu gibi
olaylar olmuştur. Bu olayların özüne indiğinizde her iktidar ve koalisyon
hükümetleri döneminde ‘derin devleti’ işbaşı yapmıştır. Failleri belli olduğu
halde faili meçhul cinayet demek halkı kandırmaya, olayı saptırmaya yönelik bir
harekettir.
Burada sorun şudur! Hangi
ülkenin sanatçısı, yazarı, çizeri olursa olsun, haksızlıklara, yolsuzluklara,
cinayetlere, katliamlara karşı müziğiyle, yazısıyla, karikatürüyle,
tiyatrosuyla ve olanaklarıyla tepki gösteriyorsa, dimdik ayakta duruyorsa,
gerektiğinde bedel ödüyorsa o kişi halkın ve halkların düşüncesinde, yüreğinde
yer eder.
Sizlere 1977-1980 dönemindeki
Cem Karaca’dan söz etmek istiyorum! Cem Karaca’nın müzikte yapmış olduğu
yapıtları o dönem her devrimci, sosyalist, aydın, halkçı olan insanlar dinledi
ve onunla bütünleşti.
12 Eylül 1980 askeri darbesi
döneminde Cem Karaca zorunlu olarak mültecilik yollarına düşer ve yolu
Almanya’dır. 8 yıl orada kalır. Yurda
dönmek için 1985 yılında arkadaşı Mehmet Barı aracılığıyla o dönemin Başbakanı
Turgut Özal’la görüşerek ‘Münih’ ülkeye dönmek istediğini bildirdi. Özal’dan
olumlu yanıt aldı. Vatandaşlıktan çıkartılan Cem Karaca koşulların oluşmasıyla
29 Haziran 1987 yılında Türkiye’ye geri döndü.
Cem Karaca’nın yurda dönmeyerek
Türkiye’deki Amerikancı askeri darbeyi ve onun uzantısı olan sivil hükümeti
protesto etmeliydi ama etmedi. Turgut Özal döneminde cezaevlerinde,
karakollarda işkence yoğundu. İdam edilen devrimcileri de unutmamak gerekir.
Cem Karaca Fetullah Gülen ile
yakınlaşması, bir yandan devrimcilere göz kırpmasını da göz önüne alırsak, Cem
Karaca’nın devrimciler tarafından sahiplenmemesinin nedenlerindendir.
Nazım Hikmet, Yılmaz Güney,
Ahmet Kaya, Musa Anter, Sabahattin Ali ve diğer sanatçılarımız halklar
düzeyinde sahiplenme oluyorsa bunun nedeni, dik duruşlarıdır.
Şivan Perwer bir Kürt sanatçısıdır. Halkı
için yıllardır beste yapıp, türkülerini söylemiştir. Yıllarca ülkesinden ayrı
sürgün hayatı yaşamıştır. Gelinen noktada AKP’nin davetlisi olarak ve bu şova
dönüştürülerek, Diyarbakır'da hafta sonu 300 çiftin dünya evine
gireceği törende, İbrahim Tatlıses ile Şivan Perwer düet yapacak.
İbrahim
Tatlıses düzenin insanı her yöne dönen bir insan ve Türk ya da Kürt halkının
sorunlarıyla ilgilenmediği gibi Şivan Perwer’le AKP gözetiminde düet yapması
geçmişte yaşanılan olayların üstüne tuzu, biberi olmaktan öteye gitmemektedir.
AKP’nin Kürt sorununu çözme diye bir derdi
yoktur. Sadece suni gündemlerle geciktirme, oyalama taktiğine giderken, Kürt
halkını tarikatlar bünyesinde eritme hesabı yatmaktadır.
Şivan Perwer Kürt halkının ve diğer
halkların gönlünde kalıcı olmak istiyorsa bu oyuna gelmemelidir. Dönen dolap
ortadadır. Kürt halkının ve diğer halkların çektikleri acıları yok sayamayız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder