16 Haziran 2014 Pazartesi

15 Haziran 1915…




Haber: Sait Çetinoğlu

15 Haziran 1915 tarihinde İstanbul'da idam edilen Sosyal Demokrat Hınçak Partisi militanları olan  Ermeni Sosyalistleri Paramaz ve arkadaşlarının anısına Ankara'da 15 haziran'da yapılan
"20'leri anma Paneli'nde  SDHP adına  okunan mesajdır :

"Değerli dostlar ve yoldaşlar,

İdam sehpalarında ölümsüzleşen 20 Hınçak devrimcinin anısı önünde yeniden buluşuyor olmaktan büyük bir sevinç yaşıyoruz.

Bu buluşmanın bizler için çok derin bir anlamı var. Bundan birkaç yıl öncesinde birilerinin böylesine bir ilişki hakkında tahmin yürütecek olması bile hiç kimse için inandırıcı olmayacaktı. Öyle ki, bu olgu tarihte inanılamaz sanılan birçok şeyin gerçekleşeceğinin de göstergesidir.

Evet... adalet, özgürlük ve halklar arasında olması arzulanan gerçek bir dostluk temelinde var olası, günümüzün ihtiyacına cevap veren tazelikte meyvelerini verecek olan tüm algılarla, fikirsel ve politik duruşlar er ya da geç ama mutlaka gerçekleşecek diye inanıyoruz.

Evet... idam edilen 20 Hınçak devrimci bizler için hep kahramandı zaten. Onların aslında insanlığın kahramanı olduğu düşüncesini aklımızdan hiç çıkarmadan, salt bizim değil, tüm Ermeni halkının kahramanları olduğu gerçeği hakkında bazılarını ikna etmek için çok da çalıştık.

Tarihin hangi döneminde ve yer yüzünün neresinde bulunursa bulunsun, adalet, eşitlik ve özgürlük için döğüşen tüm insanlar birbirlerinin yoldaşı ve kardeşidir kuşkusuz.

Adalet, eşitlik, özgürlük ve insan hakları namına, her nerede ve ne zaman olursa olsun döğüşerek şehit düşenler, aynı düşünceleri paylaşan tüm insanlar nezdinde ortak şehitlerimizdir.

Böylesine bir görüş ve duruşun başarısı için verilen mücadelede Türkiye sol hareketlerinin rolü oldukça büyüktür. Sizler, olası her türden ulusal ve dinsel önyargıları bir yana bırakarak, Osmanlı İmparatorluğu’nda sosyalizm için mücadele eden ilklerin anıları önünde bugün, burada saygıyla eğiliyorsunuz işte ! Tarihsel bir anlam ve öneme sahip olan bu jestin, başkaları için de örnek teşkil etmesini diliyoruz.

Ermeni, Türk, Kürt, Asuri/Süryani, Arap, Yahudi ve bölgede yaşayan tüm diğer halkların karşılıklı saygı temelinde, kalıcı bir barışa ulaşarak, birarada ve refah içerisinde yaşayabilmelerinin tek yolu, tarihsel sorunlarla cesurca yüzleşerek, yadsınmaz gerçekleri adilen kabul edip, insanlığa karşı işlenmiş korkunç suçu, Ermeni halkına yapılan soykırımı tanıma, mahküm ve tazmin etmekten geçer. Tek doğru yol budur !

Darağaçlarında ölümsüzleşen 20 Ermeni devrimcinin büyüklüğü, şehit edilmelerinden neredeyse 100 yıl sonra önümüzde açtıkları bu değerli yolu, yürünmesi gereken TEK DOĞRU YOLU sunmalarıyla çok daha fazla anlam kazanmaktadır.


Düğüne gider gibi idam sehpalarında ölümü kucaklayan 20 devrimcinin anısına saygı, Onlar’ın açtığı yolda inançla ilerleyenlere de saygıyı gerektirir inancındayız."

11 Haziran 2014 Çarşamba

KOCA ÇINAR…




KOCA ÇINAR…
Haci Cirik / Fezali

Asırlar seninle neler yaşadı?
Koca çınar söyle sırları bana!
Hükmeden paşanın kaldı mı adı?
Koca çınar söyle arları bana!

Köklerin toprakta derine inmiş
Sararmış yapraklar içine sinmiş
Haberi ver bana yaratan kimmiş?
Koca çınar söyle nurları bana!

Gölgende yiğidin serince durur
Ruh ile bedeni şifayı bulur
Senin bu kıymetin kaç kişi bilir?
Koca çınar söyle pirleri bana!

Yoldaşın mı oldu ulu bir meşe
Onunla kalbinde dopdolu neşe
Kaç yıldır yatarsın hayelle düşe?
Koca çınar söyle erleri bana!

Dalların bedene tutulmuş kalmış
Bütün güzelikten nasibin almış
Hakkı hakikata evvelden ermiş
Koca çınar söyle dar,ları bana!

Fezali halk ile koca bir çınar
Hak mücedelesi için hakka yar
Her kışın sonunda geldikce bahar
Koca çınar söyle körleri bana!

10 Haziran 2014 Salı

Mehmet Akyol’u kaybettik...




“SEMİNERCİ YOLDAŞ” MEHMET AKYOL’U KAYBETTİK

Bir süredir yakalandığı kanserden dolayı tedavi görmekte olan yoldaşımız, can dostumuz Mehmet Akyol’u kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Ailesine, yoldaşlarına ve tüm dostlarına başsağlığı diliyoruz.

 Cenazesi 9 Haziran 2014 (Pazartesi) günü sabah saat 10.30’da Diyarbakır Havaalanı’nda karşılanıp, Şehitlik Camii’nde öğle namazının ardından bitişikteki Şehitlik Mezarlığı’na defnedilecektir. Tüm sevenlerine duyurulur... 

Özgürlük ve Sosyalizm Partisi (ÖSP)

  MEHMET AKYOL (1954 ... )

Ulusal özgürlük ve sosyalizm uğruna mücadele yaşamına 1973 yılında THKO saflarında ilk adımını attı. Emeğin Birliği saflarında “Seminerci” lakabıyla Kürdistan ve Türkiye’nin birçok kentinde Kürt ulusal sorunu konusunda seminerler verdi.  1979’da gerçekleşen İran Devrimi sırasında Halkın Fedaileri örgütüyle enternasyonal dayanışma amacıyla bir süre bu ülkede bulundu. Türkiye Komünist Emek Partisi’nin (TKEP) kurucu kadroları arasında yer aldı. 12 Eylül darbe yıllarında üç buçuk yıl cezaevinde kaldı. 1990’lı yıllarda Kürt siyasetinin HEP ile başlayan legal parti süreçlerinde Demokrasi Partisi (DEP) ve Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) Mersin il yöneticiliğini yaptı.  Özgürlük ve Sosyalizm Partisi’nin (ÖSP) ön hazırlık çalışmalarına emek kattı...

Yoldaşımızı, can dostumuzu unutmayacağız!..


9 Haziran 2014 Pazartesi

Ağzım Şarap!..


فمي نبيذ

دمي نبيذ

طريقي كروم

وليلي أنتِ !
سأمضي إلى الحلمِ
مع ظلكِ
هل أتيتِ
ليصحو في قمري
النبيذ ؟ !
أظن أني قد نسيت قلبي
في الحانة
هل أحضرتِ قلبكِ
معكِ ؟
الليل بارد دونكِ
والحلم
كذلك !
مرة أخرى
سأنتزع قلبي
مثل تفاحة فاسدة !


----
Ağzım Şarap...
Ağzım Şarap
Kanım şarap.
Yolum, Rum misali.
Ve gece, sen!
Gölgenle  hülyalara dalacağım
Ve sen ay ışığında şaraba uyanacak mısın?
Zannederim ki, kalbimi barda unuttum.
Ya sen kalbini getirdin mi?
Geceler soğuk
Rüyalar keza!
Bir dahaki sefere kalbimi
Çürümüş bir elma gibi sereceğim.
 -----
Türkçe çeviri: Faiz Cebiroğlu

8 Haziran 2014 Pazar

Sait Faik…



 Dr.İsmet Turanlı

 Geçen hafta 60 sene önce İstanbul Universitesi Tıp fakültesinden mezun olan arkadaşlarımızla Büyükadadaki Anadolu klübünde buluştuk. Büyükadaya komşu Burgaz adasında Türkiyenin yetiştirdiği en beğenilen hikaye yazarı Sait Faik’in evini ziyaret etmek için adada bir gün daha kaldım. Arkadaşların o yazarımıza hassasiyet göstermemeleri beni üzmüştü. Bir hafta sonra Yaşar Kemalle (evliliğimin 50 inci yılını kutlamak için) Büyük kulüpte buluşduk. Sait Faiki andık. Eşi Ayşe Baban ve Kölnden jurnalist Osman Okkanlada birlikte idik.

 Bir hafta sonra Antalyada bir meslektaşın professör oluşunu, diğer bir meslektaşında organ tranplantationu mevzuunda doçent oluşu yemeğine davetliydim. Orada da Sait Faik’in pek tanınmadığını öğrendim. Eskiden hekimler in edebiyata düşkün olduklarını bilirdim. 50 li senelerde bir gün acilen Ankaraya gitmem icap etmişti. Mavi tren çalışırdı gündüzleri İstanbul ve Ankara arasında. Karşıma edebiyatımızın, siyasetimizin büyüklerinden Halide Edip Adıvar oturmuştu. Ona bir ara yeni genç edebiyetcıları sordum. Orhan Veliyi, Sait Faik’i, Cahit Sıtkı hakkında düşüncelerini sordum. Cevabı beni şoke etmişti. Onları tanımadığını söyledi. Robert Kollejde İngiliz edebiyatı hakkında öğretim üyeliği yapıyordu. Bugün bukadar problemlerimiz varken Sait Faik’i nereden çıkardın diyenler olur. Ben talebe iken onun hikayelerini, son zamanlarında yayınladığı şiir kitablarını okumuş, Burgaza gidip onun adanın tepesinde martı ve karga yumurtaları topladığını duymuş, gidip oraları gezmiştim.

Onun yazdığı Yorgonun meyhanesinin yerinde ki restoranda balık yemek istedik. Bize hizmet eden garsonların Diyarbakırlı, Dersimli, Muşlu, mardinli olduklarını duyunca adada Rumların olup olmadıklarını sordum. Adada Türk emeklilerinden gayri sadece Kürtlerin ekseriyette olduğunu söylediler.

Almanyada her seviyede , nereye gitsem Türkiyelilere rastlıyorum. Türkiyedede nereye gitsem heryerde Kürdistanlılar mevcut. Bahçeli Fıratın ötesine gitmeyerek mermleketi bölmüş, öyleki batıdada Kürtler her tarafa yayılmış.  Fazıl Say’ın Sait Faik kompozisyonunu 60 ıncı ölüm yıldnümünde,Burgazda ve Zorlu centerde bugünlerde icra edeceğini internetten duydum. Sait Faik’i münevverlerimiz pek takdir etmeyebilirler, fakat USA da Mark Twain hikaye yazarları derneği ödüllendirmişt.

Bizdede şimdi Hikaye yazarları arasından SAİT Faik ödülü verilmektedir. Şiiri, hikayeyi, müziği sevemeyenler ruhlarını ne şekilde beslerler merak ediyorum. Geçen hafta kalça kırığımı kontrol için hastanede röntgen uzmanı meslektaşın bana yaptığı hitabet tarzı onun şiir okumadığı intıbaı yarattı. Sait Faik’in hikayelerinde şiirsel bir ifade vardı. ‘’ Otur şuraya babalık.’’’’ Çıkar pantolununu, uzan şuraya’’diyerek hitap etti.. Benden 30-40 yaş genç olduğunu tahmin ediyorum. Bizde Nezihe Meriç, Almanların Heinrich Böll de hikayelerinde ayni tarzı kullanmıştır. Gençliğimizde Panait İstratinin hikayelerine bayılırdık. Nobelli Romain Rolland onun eserlerini fransızcaya tercüme etmiştir. Varlık yayınlarıda onun eserlerini bize kazandırmıştır.


 Antalya. 08.06.14

Kim Cumhurbaşkanı olmalıdır?




Dr.İsmet Turanlı


Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı seçimleri hep hadiseli geçmiştir. Bugüne kadar seçimlerden önce olan biteni tarihçilerimiz yayınlamışlarsada resmi kayıtların ardında birçok dedikodular yapılmıştır. İnşallah gününbirinde yazarlarımız korkmadan hakikatları yayınlamağa cesaret ederler.

Seçilmiş başkanların yarısı asker kökenlidir. Elbette askeri vesayet altında demokrasiden bahsedilemez. Merhum Celal Bayar ilk  sivil demokratik kurallara uygun seçilmişsede, buna tahammül edemeyen askerler 1960 de darbe ile onu başkanlıktan uzaklaştırmış, hatta yassıada mahkemesinde haysiyetsizce mahkum ettirmişlerdir. Yaşının ileriliği onun idam edilmesini önlemiştir. Başbakanı Adnan Menderes ve 2 bakanı katledilmiştir. O gün bugün Türkiye medeni devletler nazarında ilkel sınıf kategorizisinde muameleye tabi olmuştur. Daha sonra üst üste yapılan askeri darbeler Türkiye halklarını demokrasiden dahada uzaklaştırmıştır.

Bugün hala kadınlar katledilmekte, ,gayrimüslimler töhmet altında, çocuklar tecavüze uğramakta ,sonrada işkence ile cinayetlere kurban olmaktadırlar. Siyasilerimizde senelerdir TÜRBANI milli politika mevzuu yapmış, Kürtlere kendi dillerinde eğitim yapılıp yapılmamasını, Alevilerin cem evlerinde dini inançları gereği ibadet etmeği yasaklamağı, siyasi liderler birbirlerine hakareti muhalefet yapma tarzı olarak algılamışlar, yurtdışına gitmiş, yahut kaçmış 5 milyon vatandaşın yurda geri dönmek istememesi parlamentoda mevzu olmamıştır.

 Bugün başbakan restorasyonu yapılan Ortaköy camiinin açılışını yapmış, ne yazık ki mimarın ismini ( Ermeni kökenli NİGOGOS BALYAN) zikretmediği gibi, Bizansdan miras Ayasofyanın camiye dönüştürülmesi isteğini red etmemiştir. Batıda mevcut camilerimizden hangisi kiliseye dönüştürülmüştür. Başbakan ve partisi maalesef Atatürkün laiklik mevzuunda, islamiyet mevzuunda aldığı kararları kaldırmanın Türkiyenin medenileşmesinde doğacak tehlikenin farkında değildirler. Atatürk dini eğitimi yasaklamış, hilafeti kqldırmış, halifeyi yurtdışına sürmüştür. Bu yaptıklarına rağmen Atatürkün islama saygısından bahsedilmektedir. Bugün müslüman devletlerdeki halkın birbirini katletmesi islamın barış dini olduğunun isbatı sayılmaktadır herhalde. Suriyede, Irakta, İranda, Mısırda, Libyada  ve diğerlerinde işlenen insanlık suçunu ciddiye almayan müslüman olduklarını söyleyen siyasilerimiz vardır. Hangi din olursa olsun devlet işlerine karıştırılamaz ve hepside saygı ve itibar görmelidir. İnsan aklı yaratılışı anlayacak kabiliyete sahip değildir.

Muhalefet partilerinin, demokrasilerde olduğu gibi ilan edecekleri bir adayları olmadığına göre, askerdende destek göremediklerine göre bir çatı altında makbul aday gösterebileceklerine kargaların güleceğini zannediyorum. Maalesef muhalefet partileri Kılıçdaroğlu gibi, Bahçeli gibi kifayetsiz şahsiyetlerin elinde, hakaret etmeyi siyaset yapıyor oldukları zehabını taşımaktalar. Muhalefetin bu derece zayıf olması otomatikman Erdoğanın otoriteleşmesine sebep oluyor. Atatürk diktatör değilde otoriter bir devlet adamı imiş, Erdoğanda şimdi otoriter değilde diktatör tipi bir politikacı imiş.Kendi ideolojilerine göre kavram tesbiti yapılıyor. Birde Atatürkten sonraki beş askeri paşanın bize başkanlık ettiği devreleri düşünün(!).

Antalya. 08.06.14



4 Haziran 2014 Çarşamba

TANRI VE IŞIK İNSANI (KIZILBAŞ)…




Remzi Aydın

Kaydedilen Yer > Alevilik, Dersim, Dersim Sözlü Tarih Projesi, Dersim Tarih, Editörün Seçtikleri, Erzincan, İnanç-Ziyaret, Manşet, Pülümür, Toplumsal Bellek, Yazarlar
Sosyal Medyada Paylaş
—Yavaş gidersen etrafını daha iyi görürsün, olayları daha rahat kavrarsın, kalbinin ritmi bozulmaz, dikkatin dağılmaz, doğru nefes alırsın. O nedenle ruh ve beden aynı hızda hareket etmeli.

—Aç bir insana benziyorum değil mi? Yemeğe saldırınca hem çiğnemeden yuttuğum için lezzetini kaçırıyorum, hem de boğulma riskim var, üstelik midemi de rahatsız edebilir.

—Hım! Bak fotoğrafçı! Yaptım-ettim sözcükleri ancak Kamil insanın ağzında doğru ve gerçektir. Çünkü o Haq ile Haq olmuştur, dolayısı ile eylemi yapan Haq’ın kendisidir.

Bir işin olup olmayacağını sezinlemek, kavramak Tanrı isteği ile ortaya çıkar. O istekte; iç-dış etmenler yüzünden, aşamaların-suretlerin özü gereğidir. Bunlar birleşince, istekte gerçekleşir. İsteğin gerçekleşmesi, eylemin oluşmasını sağlar.  Dilersem-istersem yaparım bu bağlamda yanlış algıdır. Zahirin amacı batın, batının amacı ise zahir olmaktır. Zahir batına dönerek ruhuyla kucaklaşmak ister, batın ise zahire dönerek bedeniyle kucaklaşmak ister, bu kucaklaşma somutlaşmak demektir.  Bunu sağlayan; kendi nedenini içinde taşıyan “saf ışık” temelli istektir. “Saf ışık” tanrı olarak nitelendirildiğine göre; bu istek yasa olarak dışa vuran Tanrısal eğilimdir. Kişinin evrensel yasayı kavrayabilmesi için, Tanrının, neyi ve nasıl düşündüğünü bilmesi gerekir. Işık insanı bunu bilir. İnsan dışındaki tüm canlılar-organizmalar-cansızlar bu kavrayıştan yoksundur. Bu nedenle insan kavrayıp, bildikçe Tanrı da doğru orantıyla kavrayıp bilecektir. Konuşan Tanrı biçimindeki Işık İnsanı, Tanrıya göre her zaman daha bilgedir.

—Tanrı gibi düşünebilen insan! Tanrı ile hemhal olup, hasbıhal edebilme yeteneğine kavuşması demektir, ya da Tanrı’nın kendisiyle bütünleşip, sohbet edebilmesi gerekiyor.

—Fotoğrafçı! Şimdi anladın mı İnsan Tanrının yansıması değildir, aynadaki görüntüsü olamaz.

—Şayet öyle olursa, tanrı kendi bedeninden çıkarak yine kendini her yönüyle görme yeteneğine kavuşamamış demektir. Tanrı kendisiyle ilgili sadece görünen kadar bilgilenir bu da Tanrının kendisine ait diğer yönlerde cahil olması demektir.

Oldukça şaşkındım, bu güne dek insanın Haq’ın yansıması olduğunu düşünüyordum, oysa bu yaşlı tam tersini söylüyordu. Daha ben şaşkınlığımı atamadan konuşmasına devam etmeye başladı;

—Fotoğrafçı, Toprağın teni neden sapanla yarılır biliyor musun?

—Toprağı havalandırmak, yumuşatmak ve ekini toprağa gömebilmek için.

—Kısmen evet ama daha önemli sebepleri var. “Kel başa şimşir tarak” sözünü duymuşsundur.

—Evet, değersiz olan bir şeye fazla değer vermek anlamında kullanılır.

—Hım! Toprak sürülmeyince kel kafaya benzer. Sert tabaka ölür, ölü hücrelerle kapanarak kaymak bağlar,  alttaki canlı varlık üste çıkamaz, çünkü üstte sert katman oluşmuştur. Şimşir tarak tıpkı sapan gibidir, deriyi çizerek onu uyandırır. Derideki hücreler uyanır ve uyanmak canlılığın başlangıcı demektir. Çizeceksin, kanatacaksın ki; uyanma gerçekleşsin. Tabi bunu yaparken bir şeye daha dikkat etmelisin, kanattığın, çizdiğin, parçaladığın yerde deriyi mikroplardan korumalısın, cerahat (irin) oluşunu engellemelisin.

—Yani gerçekten kel kafaya şimşir tarak sürersek saç mı çıkar?

—Canlı hücredeki saç ölmez, öyleyse hücreleri sürekli uyanık tutmak gerekir. Toprak da saç gibidir, uyanık olduğu sürece ekini eksik olmaz.

Yaşlı adamın yüzüne bakıyorum, kellik ve toprakla ilgili verdiği bilgi ile nereye dikkat etmemi istiyordu, asıl konu neydi?

—Ölü olan şey hareket edemez, büyüyemez ve süreç içinde dağılır, yok olur. Bu ağaçlar, bitkiler ve hatta kaya için böyledir. Uyumak, ölümün provasıdır, o nedenle sürekli uyanık ol, uyurken bile uyanıklık haline devam et.

—Uyurken nasıl uyanık olacağım? Bedenin dinlenme ihtiyacını nasıl karşılayacağım. Toprak bile aylarca beyaz yorganın altında uyuyup dinlenmiyor mu?

—Karın içindeki kurtları ve gözle gözükmeyen canlıları ne yapacaksın fotoğrafçı? Toprakta yaşamın devamlılığı kesilmiyor, yaşam yerini başka bir yaşama bırakıyor, bu saygı ve doğanın bilinci gereğidir.

—Sert ve ölü toprak, üstünde beyaz yorgan ve altta canlılığın tüm hızıyla devamı! Bir sapan ya da şimşir tarak ile altın-üste gelmesi, ölü hücrenin parçalanarak atılması, canlılığın üste çıkması! Ruh ve beden ilişkisi bu değil mi Piro?

—Devam et fotoğrafçı!

—Tanrısal öz olan ruh, beden denilen ölü tabakanın altında. Şimşir tarak ile bu ölü tabakayı parçalamalı ve ruha inmeliyim, uyandırmalıyım bu beni. Tabakanın altında olan saf akıl, tarla sürer gibi alt üst ediler, o zaman da Tanrısal öz dışa çıkmış olur.

—Hım!

“Hım!” söyleyeceği tek şey bu muydu! Neden kara köpeğimi okşayacak bir söz duymuyordum ki?  İçimden geçenleri harf harf okuduğunu anımsayınca başımı önüme eğdim. Öylece yüzüme baktı, “hepsi bu mu?” dercesine.

—Toplumlar ve kültürler de tıpkı insan bedeni gibidir. Jar u Diyar topraklarında yaşayan Des’i-mu halkının üstündeki ölü toprağı kanatırcasına parçalamadıkça, altında ne olduğunu göremeyeceğiz. Şimşir tarağa ya da sapana ihtiyacımız var.

—Nedir bu sapan ya da şimşir tarak?

—Önce kabuklaşmış ve ölü ya da uyuyan tabakayı tespit etmem gerekiyor?

—Neyi bekliyorsun?

—Düşünüyorum!

—Düşünme, akıl yürütme! Her iki davranış seni yanılgıya götürür. Yanılgılı Bilim denilen o canavarın parmakları arasında darmadağın olmaya izin verme. Hisset ve sezinle, yüreğine sor bu soruyu cevap orada.

—Tamam! Işık Yolu olan Rae Haq ya da Rae Xızıri uyuyan tabaka, bu tabakayı sarmalayan ölüm tabakası ise Zone Xızıri ya da Kırmancıki (zone ma) dediğimiz ana dilimiz. İnancı koruyan ya da inancın saklandığı tabaka burası. Öyleyse öncelikle dili ölüm halinden kurtarmamız gerekecek. Dili parçalayıp uyandırdığımızda, dil içine şifrelenen Rae Xızıri denilen Işık Felsefesini de yüzeye çıkarmış oluruz.

—Söyle bakalım fotoğrafçı! Işık Toplumunu toptan yok etmek isteyen kişi hangi yöntemi kullanır sence?

—Öncelikle inancımızla başlar, çünkü inanç ritüelleri ve duazimamlar (deyişler) bizi geçmişe bağlayan yegane olgu. Fakat Duazimamları yok etmenin yolu dili yok etmekten geçiyor. Dil ile felsefe arasındaki bağı koparırsak her ikisini de yok etmiş sayılırız. Harflerin gücünü, titreşim sayısını, rengini, kokusunu bilmeyen ruhsal rahatsızlığın dışa yansıyan bedensel tarafı tedavi etmeye çalışan dil bilimciler yetiştirerek bu süreci hızlandırmak, dili ruhundan arındırarak maddeleştirmek bu ölümü gerçekleştirir.

—Bize dostmuş gibi gözüken kuklalar, bizim bu iki yanımızı kullanarak bize sokulurlar ve içimizden biriymiş gibi ilk önce bu dokuyu yok ederler.

—Peki Piro, şimşir tarak ya da sapan nedir?

—Çift taraflı olan şimşir tarağın bir tarafı kadın bir tarafı erkektir ve her diş toplumda bir bireydir. Kendi özüne yolculuk yapan her Işık İnsanı, ölü hücreyi parçalayacak dişlidir.

—Toplumu kavramak ve bilmek doğru teşhis için en önemli özellik galiba!

—Kavrama ve bilmenin sınırı yoktur. O nedenle Tanrı bu Dünya’nın hep cahilidir, insanın kavrayıp bildiği her şeyde tanrı bir parça daha cehaletten kurtulur. O nedenle Işık Felsefesi gerçek bilime, bilgiye, güneşe asla sırtını dönmez, dünün yanılgılı bilgileri ile nehir kenarında kumdan kaleler yaparak içine sığınmaz. Ortodoks inançlarla arasındaki en büyük fark budur. Her çağ kendi bilgisi ve kavrayışı ile hücresini yeniler ve uykudan uyanır. Uyuyan halkı isteyen egemen güçler, halkın ölü tabaka halinde yaşaması için Dini sürekli kullanır ve bu dogmatik bilgiler binlerce yıl öncesinin gerçeği ama bu günün yalanıdır.

Kou Maran dağının patika yoluna girmiştik. Kafamı kaldırıp o muhteşem dağa baktım ve hikâyesini düşündüm. Buraya ilk geldiğimde Piro’ya sormuştum;”neden buraya Kou Maran derler?” “Sae Maran” (yılan elması) sözcüğünü ilk kez o zaman duymuştum.  Bazıları buraya Sa-Maran (şahmaran) dağı der, yılanların şahı burada yaşarmış. Bazılarına göre ise Maran halkı burada yaşarmış, Desimu halkının atası sayılan bu halk yer altı şehrinde hala hayattaymış. O zamanlar bana çok ilginç ama olağanüstü bir masal olarak gelen bu bilgiler artık öyle değildi. Elma’nın artık yediğimiz elma olmadığını biliyordum, yılan ise bildiğimiz sürünen canlı değildi. Havva’nın yediği aden elması ve havayı kandıran yılan, cennetten kovulan adem hepsi çok farklı şeylerdi ve bu felsefede her batın zahiri ile kucaklaşabiliyor, bütünleşebiliyor ve bu birliktelikten saf bilgi doğuyordu. Kitabı Natık, iki bacılıklar, insan vücudundaki uyuyan yılan ve elma, bunlara oldukça uzaktım, hele bu topraklarda bunların karşılık bulabileceğini ya da membaasının burası olduğunu düşünmek çok zordu. Üstüne üstlük ışık insanının Havva ve Adem soyundan gelmediğini öğrendiğimde, Habil ile Kabil gibi neden düşünemediğimi anlamıştım. Ve sonrası; Hamuş!

Evren denilen kubbeyi ayakta tutan direktir... Onlar yok olduğunda evren de yok olacaktır.
Evren denilen kubbeyi ayakta tutan direktir… Onlar yok olduğunda evren de yok olacaktır.
------------

Piro-Işık insanı romanından -Remzi Aydın