22 Ekim 2017 Pazar

İŞİD’çi Receb ve tehditleri…





Demir Bilgin

İŞİD’çi Recep, herkesi tehdit ediyor, herkese hakaretler yaḡdırıyor. Tüm komşu ülkeleri ile düşman; dünya’ya da düşman. Amerika’ya da meydan okudu,  Donald Trump’a hakaretler yaḡdırdı. Bu zavallılıḡın içinde yattıḡı politik hesaplar var.  Türkiye’de yapılacak seçimlere kadar, İŞİD’çi Receb’in bu ahlaksızlıḡı devam edecektir. Türkiye halkına “güçlü lider imajını” yaratıp, seçimleri kazanmak istiyor.

İŞİD’çi Recep, ne yazık ki, yalnızca bu tehdit ve hakaretlerle yetinmeyecek, ülkeyi de kana bulayacaktır. İŞİD’çi Recep, iktidarda kalmak için yapamayacaḡı cinnetlik yoktur. Zaten, daha önceleri yapılan seçimleri, kan ve revan içinde kazanmıştır.  

İŞİD’çi Receb’i en iyi tanıyan eski arkadaşı, Abdullatif Şener’dir. Abdullatif Şener, İŞİD’çi Receb ile igili şunları söylemişti: ”İktidarda kalmak için,  eşini bile satar!”

Gerçekten de doḡrudur. 16 yıllık iktidarı dönemi, yaḡma, hırsızlık, hile ve dolandırıcılıkır. Birde bunun yanına eklenen meczeralar (katliam), ve O’nu eleştirenlerin cezaevine tıkılması, çocuk katili, Kürd şehirlerin yerle bir edilmesi, insanların öldürülüp, panzer arkalarında sürüklenmesi gibi örnekler var. 16 yıllık iktidarı,  tamamen bir soykırım iktidarıdır. Bunların hepsi, seçimleri kazanmak ve iktidarda kalmak için yapıldı. Önümüzde yapılacak seçimlere kadar, böylesi cinnetliḡi sürdürecektir. O’da biliyor, son şansıdır; seçimleri kaybederse, halklar adına yargılanacaktır. Bu son tehditlerin altında yatan bu zihniyet vardır.

Türkiye’de ”güçlü adam” safsatası ile  seçimleri kazanmak istiyor; bu amaca ulaşmak için, herkese tehdit ve hakaretler yaḡdırıyor.

Son aylarda, Avrupa ülkeleri ve Amerika ile  yaratmış olduḡu ”sahte düşmanlıḡın” temelinde bu vardır. Bu oyun vardır. Güçlü lider(!) manipülasyonu ile seçimleri kazanmak vardır. Bu, birinci noktadır.

İkincisi, bizleri ilgilendirmektedir. Yani her renkten olan, oluşan tüm muhalefet cephesini ilgilendirmektedir.Dolayısı ile, önümüzde yapılacak seçimlerde, ”İŞİD’çi Receb’e karşı tek cephede” birleştirmeyi ve seçimlere girmeyi gerektirmektedir. Durum budur, yoksa tehlike büyüktür.

Üç: Şu an Türkiye,  iki ikilem ile karşıyadır: Ya  İŞİD’çi Receble birlikte tam çöküş, ya da İŞİDsiz ve Recebsiz bir çıkıştır.

Evet…Tehlike büyüktür. İŞİD’çi Receb ve kabilesi, seçimleri kazanırsa, resmi olarak, Türk İslam Devletini ilan edip, Türkiye’yi şeriat ile yönetecektir.

Son tehditlerin ve hakaretlerin altında yatan budur.

Tercih, sizindir.

Tercih, ikidir: Ya İŞİD’çi Recebe karşı tek cephede birleşmek ve Anadolu’yu tekrar restore etmek, ya da Anadolu’yu, Receb kabilesine teslim edip, toptan çökertilmesine seyirci kalmak.

Evet, seçim sizindir. Tehlike, büyüktür.






30 Eylül 2017 Cumartesi

Güney Kürdistan referandumu ve Recep...




Demir Bilgin

Yazmak, bugünü görüp yarına işaret etmek demektir. Yazmak, bugünün politik olgularını görüp, yarınlarda  ne olacaḡına haber vermek demektir. Yazmak, haberci olmak demektir. Yazım, bir haber yazısıdır. Haberimin ana halkası, 25 Eylül’de, Güney Kürdistan’da yapılan referandumun dışsal etkisi üzerinedir. Yani Türkiye üzerinedir ve şudur: Güney Kürdistan referandumu, Receb’in de, sonunu getirmişir. Receb, politik olarak bitmiştir.

Receb, bitmiştir ve bittiḡi için de, Barzani’ye öfkelidir. Öfkenin, ecele faydası olur mu, olmaz. Birinci nokta budur.

İki: Receb, 16 yıldır Barzani’yi kullanarak iktidar olmuştur. En son referendum seçiminde, Barzani’yi Ankara’ya davet ederek ve Kürdistan bayraḡını, Ankara’da göndere çekerek, Kürtlerden oy istemiştir. Receb, kendi kuyusunu kendisi kazmıştır. Kim kimi kandırmş, Receb’te biliyor. Receb, bu yüzden, Barzani’ye küfrediyor. Küfür mü,  sahibine döner, bunu da unutmuştur.

Üç: Küfürcü Receb, iktidarda kalması için yapamayacaḡı cinnetlik yoktur. Irak’la, İran’la telefon görüşmeleri yaptı, Güney Kürdistan’ı işgal edelim dedi. Olmadı. O zaman, sınırlarda, askerti tatbikat yapalım, Barzani’ye gözdaḡı verelim dedi. Bunun ötesi de yoktur. Askeri tatbikat mı, ancak  halkınıza yaparsınız, Receb’in cinneti bu olacaktır. Dördüncü maddeye geçmeden önce, bir parantez açıyorum:

Receb’i en iyi tanıyan eski arkadaşı Abdullatif Şener. Şener, bir mülakatında, Receb için şöyle diyordu: Receb, iktidarda kalması için, eşini bile satacak bir tiptir!”

Devam ediyorum ve dört: Cinnet geçiren Receb, Putin’i davet etti. Ama istediḡi, cinnetliḡi almadı. Putin, bir Rus’tur, binlerce Receb’i çıplak olarak, Rus ayılarına bindirir.  Ruslar mı, Türkleri her zaman çıplak bırakmışlar, Receb’te en sonunda çıplak olacaktır. Receb’in en büyük korkusu da budur.

Beş: Angela Merkel, her ayda Receb’i ziyaret ediyordu, ”En iyi anlaştıḡım lider, Erdoḡan” diyordu. Sonunda, Markel, Nazist ilan edildi.

Putin’i de ziyaret etti. Putin’de, ikinci kez ziyaret etti. Yakınlarda, Receb, Putin’i de, “zalim, korkunç Ivan” ilan eder.

Şu an, Macron da, “Receb’i her hafta telefonla arıyorum” diyor. Yakınlarda, Macron’da, ”gavur” ilan edilir.

Receb mi, budur. Rusların deyimi ile aklı dengesi bozuktur.

Altıncı madde mi, yoktur.

Sonuç mu, şudur: Yazmak mı, önceden haber vermektir.

Haberimin özeti mi, şudur: Güney Kürdistan referandumu, Receb’in de bitişi demektir.

Korku mu, Receb’in damarlarındadır. Receb mi, kaçacak bir  ülke aramaktadır.

Güney Kürdistan referandumun en güzel hediyesi mi,  budur!


17 Ağustos 2017 Perşembe

Türk İslam Devleti...





Demir Bilgin
Recep, önümüzdeki seçimlerde, üstün gelirse, Türkiye’deki rejim, kökten deḡişecektir. Yerini, çıplak islam devletine terkedecektir. Yani, Türk İslam Devleti, olacaktır. Bu, şeriat demektir. Receb’in 16 yıllık mücadelesi de bunun içindir.

Receb’in tek mücadelesi, kendini halife ve nizamını, ”Halife Nizamı” ilan etme mücadelesidir. 16 yıldır, bunun temellerini atıyor: Kendine baḡlı ordu, kendine baḡlı Savcı, kendine baḡlı hukuk, kendine baḡlı polis, kendine baḡlı bekçi, kendine baḡlı muhtar, kendine baḡlı köy koruyucusu…Bu, şeriat ordusu ve  devleti demektir.

Bunun temellerini atıyor, il il dolaşıp, elinde Kur’an ile destek istiyor. 12 Eylül 1980’de, faşist darbe ile iktidara el koyan, Kenan Evren’de aynısını yaptı. Türkiye’nin tüm illerinde, elinde Kur’an ile konuşmalar yaptı. İmamın oḡlu Receb’te 16 yıldır aynı yolda ve Türk İslam Devleti kurma yolundadır. 

Türk İslam Devleti nedir?

Türk İslam Devleti, kendini şeriatçılara teslim etmek demektir.

Türk İslam Devleti: Şeriat demektir.

Şeriat nedir?

Şeriat, tüm muslümanların kabûl etmesi gereken, Allah'a giden, gidecek yolun adı ve halife nizamı oluyor. Zulümdür. Cehennem zulümüdür!

Cehennem zulümü, yıllardır Orta-doḡu’da işleniyor; yaḡmur yaḡmayan, Orta-doḡu’da, hendeklerden kan akıyor. Zulüm akıyor. Irak – Şam - İslam Devleti, yani İŞİD, yani Recepçi İŞİD, bu oluyor. Zulümdür!

Receb’in kurmak istediḡi nizam, işte budur. Zulüm rejimidir.

Recep, önümüzdeki seçimlerde üstün gelirse, Türkiye bu olacaktır. Şeriat olacaktır.

Bu notumu yazmak istedim. Bu notla, Anadolu halklarını uyarmak istedim.

Bu notla, Anadolu halklarını,  Receb’e karşı,  safları sıklaştırın demek istedim.

Tek çare, şeytan Receb’e karşı, tek cephede olmaktır.

Receb iktidarından ve gelecek zulmünden kurtuluşun yolu buradan geçiyor.

Şiarımız açıktır: İŞİD’çi Receb’e karşı, tek cephe, tek yumruktur

28 Mart 2017 Salı

Referandumda HAYIR de!



Demir Bilgin

16 Nisan 2017’de, Türkiye’de referandum yapılıyor. Oyunu ver: HAYIR de! Oyunu ver: Şeriata dur de!

16 Nisan referandumu, şeriata evet mi, hayır mı referandumudur.

16 Nisan referandumu, laik,  yani seküler bir devlet mi, pan-islamist bir şeriat nizamı mı referandumudur.

16 Nisan’da yapılacak  referandum bu iki tercih arasındadır. Evet oyu kullanırsan: Şeriat. Hayır oyu kullanırsan: Seküler devletten yanayım  oluyor. 16 Nisan referandumun özü budur. Bu özle:

16 Nisan’da şeriata dur de! 16 Nisan’da Hayır de!

Evet olursa; bir insan olarak, Türkiye’de, yok oluyorsunuz!

Hayır çıkarsa, insan evrim tarihine sahip çıkıyorsunuz, demektir.

Evet mi, insan olarak yok olmaktır. Yani 7. Yüzyıl şeriat kanunları ile, tekrar,  köleleştirilmek demektir.

Hayır mı, insan toplumunun evrim tarihinde yer aldıḡın gelişime sahip olmak demektir.

Türkiye’deki 16 Nisan referandumu budur. Yani, ya şeriat, ya da seküler devlet, oluyor.

Referandumun birincisi noktası budur. İkincisi noktası var ve önemlidir.Şudur:

Bu referandumda, Irkçı pan-islamist recebi durduracak tek kütle ”Kürd oylarıdır.” Kürd oyları, HAYIR’dan yanadır.

Ama, ne yazık ki,  Receb’e destek veren Kürt seçmenleri de vardır.

HDP içerisinde de  referanduma ”evet” oyu vereceḡim diyen, halkın oyları ile seçilen HDP’li Milletvekilleri vardır. Sorun da, budur.

Sonuç: 16 Nisan seçim sonuçlarını belirleyecek, Kürd oyları oluyor.

Bu rejim deḡişikliḡinde, EVET oyu veren her Kürt,  benim şahsımda bir HAiN oluyor.

Boykutçular da var ve bu baḡlamda,Receb’in koltuk deḡnekleri oluyorlar.Bunlar üzerinde durmak istemedim. Aḡaçlara bakarlar ve de,  orman nerede diye sorarlar”!

Notum budur ve son Söz:

Direniş damarımıza güveniyor: HAYIR diyoruz!

Direniş damarımıza güveniyor: Kimliksizlere de HAYIR diyoruz!

16 Nisan 2017’de şeriata HAYIR diyoruz.

16 Nisan 2017’de, Türkiye’de referandum yapılıyor. Receb' e ve şeriata dur diyoruz!


27 Şubat 2017 Pazartesi

Recep Barzani





Demir Bilgin

Recep Barzani mi, Barzani Recep mi?

İkisi de aynıdır. İkisi de aşiret reisleridirler. İkisi de, ”Recebistan” ya da ”Barzanistan” Aşiret  Şirketi kurmanın yollarını inşa ediyorlar. Bu yüzden, iki de bir buluşuyorlar. Tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep Barzani ya da Barzani Recep, özelde Kürd halkına ve genelde tüm Orta-doḡu halklarına, ölüm, kin ve intikam oluyor.

Recep, binlerce köy koruyucusunu, Kürdlere karşı kullanıyor. Barzani de, kendi köy koruyucularını , Irak / Barzani  Kürd Bölgesel Yönetiminde ve Rojava’da kullanıyor. Tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep, 15 yıldır,  TC-Kürdistan’ında binlerce insanı katletti. Evlerini başlarına yıktı ve katliamı devam ediyor. Barzani, görev süresi bitmiş ama reisliḡi bırakmıyor. Barzani Kürd Bölgesinde insanlar aç, memurlar aylardır maaşlarını alamıyor. Ama benzin ve petrolu  sürekli Recep aşiretine gönderiyor.

Recep, 2013’te Cumhurbaşkanlıḡı seçim çalışmalarını Diyarbakır’da, Barzani ve Şivan Perver ile yapıyor. Yine Tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep, Kürdistan’da katliam yaptıḡı dönemlerde, ya da seçim dönemlerinde, O’nun imdadına Barzani yetişiyor. 15 Temmuz 1917’de kendi kendine darbe yapan Erdoḡan’a koşuyor ve Sarayda ”geçmiş” olsun diyor. Tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep, 16 Nisan’da halife olacaḡım diyor, Barzani de buna layıksın diyor ve destek için 26 Şubat 2017’de Receb’e koşuyor. Birbirlerini öpüp tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep, ben, Türkiye’deki  Kürtleri katlederek, seçilen Belediye Başkanlarını zindanlara atarak, Kürd sorununu ”hallettim” ama Rojava Kürtleri beni korkutuyor! Barzani, Kendime baḡlı 7 bin kadar köy koruyucusu var, onları YPG’ye karşı sürerim, diyor. Tekleşiyorlar: Recep Barzani oluyorlar!

Recep Barzani mi, Barzani Recep mi?

İkisi de aynıdır. İkisi de aşiret reisleridir!

Recep, sultasını korumak için, yapamayacaḡı cinnet yoktur. Sultası için hem aşiretini hem de eşni satar.

Barzani, sultasını korumak için, yalnız aşiretini deḡil, Kürdistan’ı satar.

Her ikisi de aynıdır. Her ikisi de özelde Kürd halkına, genelde tüm Orta’doḡu haklarına düşman; her ikisi de, sultalarını korumak içn tekleşmişler: Recep Barzani olmuşlar!

Recep Barzani tekleşmesi mi,  budur!


12 Şubat 2017 Pazar

Referandumda "Evet ya da hayır demek fark etmez" diyenler fena halde yanılıyor!




Tarık Ziya Ekinci


Referandumda evet demek, nasıl bir sonuç doğurur?

EVET demek, Türkiye toplumunu tek bir adamın keyfi yönetimine mahkûm etmek demektir.

EVET demek, yasama, yürütme ve yargı erklerini bir bütün olarak muktedirin emrine vermektir.

EVET demek, muktedirin tek başına çıkaracağı başkanlık kararnameleriyle ülkeyi yönetmesine izin vermektir.

EVET demek, 'Reis'in istediği zaman OHAL ilan etmesini ve ülkeyi KHK’lerle yönetmesini kabul etmek demektir.

EVET demekle, tek başına OHAL ilan edebilen muktedirin KHK’lerle, itirazı hakkı olmadan, bütün siyasi partileri kapatmasına ve 'parti devleti' kurmasına olanak tanımak demektir. 


 EVET demek, muktedirin devlet adına yaptığı eylemlerin, icraat ve harcamaların denetlenemez olduğuna olur vermektir.

EVET demek, devletin herhangi bir mala, fabrikaya ya da işyerine el koymasına ve bu kuruluşlara kayyum atayarak yönetmesine olanak tanımaktır.

EVET demek, devletin istediği memuru hiçbir hak tanımadan görevden atabilmesine izin vermektir.

EVET demek, devletin herhangi bir sivil toplum örgütünü, sendikayı ya da bir vakfı kapatmasına rıza göstermektir.

EVET demek, devletin seçilmiş bir belediye başkanını görevden almasını ve yerine kayyum atamasını itiraz etmeden kabul etmektir.

EVET demek, özgürce örgütlenmenin, toplantı ve gösteri yapmanın, topluca hak aramanın yasaklandığı bir düzenin kurulmasına muvafakat etmektir.

EVET demek, devletin hiçbir neden göstermeden istediği gazeteye el koymasına,  gazetecileri işten attırmasına ya da tutuklatmasına rıza göstermektir.

EVET demek, vatandaşın doğru haber alma hakkını tanımamak ve devletin haber organları dışında başka organlara yer vermeyen bir yayın düzenini kabul etmek demektir.  

EVET demek, muktedirin itibar ve güç kazanması ve dünya ölçeğinde büyük bir lider olması için savaş açmasına ve başka ülkeleri istila etmesine rıza göstermektir.

EVET demek, muktedirin daha çok güçlenmesi için ülkede şoven milliyetçiliğin ve ırkçılığın yükselerek yaygınlaşmasını ve iç barışın ebediyen son bulmasını kabul etmek demektir. 

EVET demek, Türkiye toplumunu içine kapanmaya, durgunluğa ve geriliğe mahkûm etmek, tarihin gidişini tersine çevirmek demektir.

X   X

 Referandumda hayır demek, nasıl bir sonuç doğurur?

HAYIR demek, tek adam yönetimine son verecek ve 'Reis'in anayasa sınırları içinde kalmasını zorunlu  hale getirecek bir ilk adımdır. Artık 'Reis'in anayasa dışı tasarruflarda bulunması mümkün olmayacak. 

HAYIR demek, siyasi partilerin seçim taahhütlerine uyarak süratle bir araya gelmelerini ve toplumun tümü tarafından benimsenecek yeni bir anayasa yapmamalarını zorunlu kılacak.

HAYIR demek, yavaş da olsa, bugüne kadar olduğu gibi demokratikleşme sürecinin kesintiye uğramadan devam etmesini ve yeni anayasa ile hız kazanmasını sağlamak demektir. 

HAYIR demekle, yetersiz de olsa, erkler ayrılığı devam edecek ve bu ayırımın yeni anayasada evrensel boyutlara ulaşması için yapılacak çalışmaların önü açılacak. Oysa EVET çıkarsa erklerin birliği ebediyen devam eder.    

HAYIR demekle, Meclis'in gensoru vermek, soruşturma açmak, sözlü soru önergesiyle hükümetin icraatını eleştirmek vb. denetleme yetkileri devam edecek ve yeni anayasada bu yetkilerin genişletilerek daha etkin hale gelmesine fırsat yaratacak.

HAYIR demekle, bütün partilerin katılımı ile yapılacak yeni anayasada demokratik hak ve özgürlükleri genişletmek ve sağlam güvencelere bağlamak mümkün olacak.

HAYIR demekle yeni anayasada örgütlenme, toplu hak arama, toplantı ve gösteri özgürlüğü geliştirilerek anayasal güvencelere bağlanması mümkün olacak. 

HAYIR demek, iki partinin değil, ulusun tümünü temsil eden partilerin hazırlayacağı ortak bir anayasa ile basın özgürlüğü, basın çalışanlarının ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuksal haklarının güvenceye bağlanacağını sağlamak demektir.

HAYIR demek, hiçbir koşulda mülkiyet hakkına dokunulmayacağı ve bu hakkın anayasal güvence altına alınacağını sağlamak demektir.

HAYIR demek, seçimle işbaşına gelen kurumların tasfiye edilmesi ve başkanlıklarına kayyum atanması tasarruflarına son verecek ve bu tür eylemlerin suç sayılmasını sağlayacak anayasal güvenceler getirmek demektir. 

HAYIR demek, ırkçılık, şoven milliyetçilik, bölücülük ve şeytanlaştırma siyasetine son vermek ve Türkiye’de eşit haklı vatandaşlığa dayalı demokratik bir düzen kurmanın önü açmak demektir.

HAYIR demek, tek adam yönetiminin son bulması bağlamında iç barışı kurmak ve dışa yönelik saldırgan politikalara son vermek demektir. 

HAYIR demek toplumsal gelişmenin önü açmak, ileri bir demokrasiyi kurmak ve Türkiye’nin beklediği ekonomik, sosyal ve kültürel büyük atılımı gerçekleştirmek demektir. 

 SONUÇ:  "EVET ya da HAYIR fark etmez’"demek büyük bir yanılgıdır.  Çünkü EVET, toplumu geriliğe ve durgunluğa mahkûm eden bir seçim; HAYIR ise Türkiye’nin yıllardır beklediği demokratik bir anayasanın yapılmasını ve toplumun gelişip ilerlemesini sağlayacak tarihsel bir tercihtir.

09 Şubat 2017 00:00



10 Şubat 2017 Cuma

Ali Garip: Yüksek Ali


(Fotoḡraf: Solda,  Suriye Komünist Partisi, yanında Faiz Cebiroḡlu, yanında, Çin / Uyguristan Komünist Partisi, yanında, Kıvılcım / Sosyalist Vatan Partisi, yanında Ali Garip ve en sonda PKK’li Fadıl)


Faiz Cebiroḡlu

(I)
8 Şubat 2017’de, Samet Erdoḡdu, facebook sayfasında yazdı ”Abdullah Dereli yani Ali Garip, demens hastalıḡına yakalanmış” diye. Geçmiş olsun diyorum. Ali Garip, benim de, Suriye’den arkadaşımdı. Çok sevdiḡim arkadaşımdı. Hem Beyrut kuşatmasında, hem de Suriye, Parlemento kafeterya’dan arkadaşımdır. Emsali az bulunur bir devrimcidir.

Suriye parlemento kahvesinde tanıştık; ”Feyyaz, benim Arapça konuşma dilim güzel, bir bildiri var, bunu Arapça yazı diline çevirebilir misin?” diye sordu. Ben de olur dedim. Bana, ”Parasını da veririm” dedi. Ben de. Tamam olur. Dedim.

Bildiri: İsrail işgaline karşı ve Filistinlilerden yana idi. Arapça yazı dili 20 dakika geçmeden, bitirdim. Bana, ”Yoldaş, bu kadar para var, hediyem olsun..” dedi.
Aynı parayı, cebine koydum. Bana baktı ve baktı…”Benim adım, Abdullah Dereli ama şu anki adım: Ali Garip’tir” dedi.

Ben de, takma adın ve soyadın, Arabidir, Arapçadır, dedim. Ali, yüksek oluyor, garip te yabancı, ecnebi oluyor…

“Fevzi ya da Feyyaz, Suriye’de yaşıyorum. Hatay / Reyhanlı’yım. Takma adım Ali olsun. Alevileri de seviyorum…” dedi.

Ali Garip ile yani Abdullah Dereli ile tanışmam böyle oldu.
(II)

Suriye’de, Arapça yazı kursu vardı. Ben de katılayım, dedim. Baktım ki, Ali Garip’te orda.
Hemen yanıma geldi: ”Feyyaz, bu Arapça yazı dilini öḡrenmem gerekiyor. Arapça bildiriler var da, sana sürekli danışamam…” dedi.

Ben de, sizleri burada görmek, beni çok sevindirdi. Her zaman danışalım ve konuşalım, dedim.
Arapça dil kursuna devam etti… Bir gün baktım ki, Ali Garip yok. Parlemento kafetaryasına gittim. Yok. Arkadaşlara sordum. Bilgileri yok…

Ben kursu bitirdim. Askerliḡim eksikti. Lübnan’da ”askerlik” yapayım dedim. Lübnan’da Türkiyeli devrimcilerin olduḡu kampa gönderdiler.

Kampa ulaşır, ulaşmaz: Ali Garip oradaydı. Sene 1982!
Bir baktı, ”Feyyaz!!! Burada!” Baḡırdı.

Bana: ”Yahu Feyyaz, sen Behice Boran partisinden yani Türkiye İşçi Partili deḡil  misin? Burada ne işin var?” diye mizahi olarak sordu.

Ben de, “askerliḡimi burada yapayım diye, geldim!”
O’da güldü…

(III)

1983’te Şam’da gene bir araya geldik. Parlemento kafeteryası.

Ben de Ali yoldaşa, yarın bir orman gezintisi yapalım. Komünist partililer de yer alacak dedim.
Ali’de, ”Olur, ben de varım” dedi.

Saat 12.00 sularında buluştuk: Suriye otobüsü önünde: Gelenler: Suriye Komunist Partisi üyesi, Faiz Cebiroglu (Türkiye İşçi Partisi), Çin, Uyguristan Komünist Partisi, Sosyalist Vatan Partisi, Ali Galip, TKEP ve en son Fadıl PKK…)

Ormana gittik. Suriye rakısı var. İçtik. Faiz ya da Ali Garip deyişi ile Feyyaz baḡlama çaldı. Ali Garip eşlik ediyor: ”Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz..” diye.

(…..)

Başka anılar da var. Bunları daha sonra yazarım.

Gözyaşlarım var. Ben de aḡlıyorum.

Güzelim Ali Garip. Güzelim Abdullah Dereli, Seni seviyorum be!!!